
Kazancılar Yokuşu’na kurulan mahallede yaşayanların, burada yaşamayı kabullenen onlar değilmiş gibi suçu belediyeye attıkları sık görülmüştür.
Bu mahallede maç yapılmaz, bilye oynanmaz, kız kovalanmazdı. Bir ucu magma tabakasına bakan bu yokuş, topları, bilyeleri, kızları acımadan yutardı.
O gün yokuşu çıktığımızda Everest’in tepesine çıkmış gibi sevindik. Hemen sigara yakanlar öksürük krizine tutuldu. Suçlu belediye geçen ay yediği küfürleri hak edecek kadar çirkin bir parkı yokuşun zirvesine kondurmuş. Burada buluşacaktık. Rambo’yu dövüştürecektik!
Rambo ile yeni tanıştım. Çirkin olan yüzünü korkunç kılmak için kesilmiş kulakları, kuyruğu ve tüyleri onu korkunç olmaktan çok komik gösteriyordu. Bunu bilsem de kimseyle paylaşmadım. Çünkü köpeklerden korkardım.
Kazancılar Yokuşu’nda yaşayan her çocuk, köpeklere benzer. Evde oturarak geçirdikleri çocuklukları, kömürlükte yetişen bir köpeğin tasmayı elinde tutabilen hali gibidir.
Parkta bizi başka semtin çocukları karşıladı. Onların köpekleri kesilen kulak ve kuyruğunun hakkını verecek kadar korkunçtu. Uzaktan onları izledim. Korkuyordum. Bizim çocuklara korktuğumu söyleyemezdim. Hemen Rambo’yu üzerime salarlardı. Başka semtin çocukları da boş durmazdı. Onlar da köpeklerini üstüme salarlardı. Köpekler beni kovalarken çılgın gibi eğleneceklerini biliyordum. Sıkıldığım için uzakta durduğumu sanıyorlardı.
Telefondan yılan oynadım. Gelen kutusundaki mesajları tekrar okudum. Çok fazla zaman geçiremedim. Köpek çığlıkları bütün konsantremi bozuyor, yılanı sürekli duvara tosluyordum.
Başka semtin köpeği Rambo’yu altına alıp pes ettirene kadar boğazını sıkıyordu. Rambo’nun “pes” demesi mümkün olmadığı için hep beraber ölmesini bekledik. Hareketsiz kalınca içimizdeki tıp profesörleri öldüğüne kanaat getirdi.
Kazancılar Yokuşu sakinleri Rambo’nun ölüsüne küfürler ederek mahalleye geri döndüler. Ben dönmedim, başka semtin çocukları mağaralarına geri döndü. Ben yine dönmedim. Bu iğrenç parkta sessizlik sağlanınca Rambo’nun hareketsiz vücuduna dikkat kesildim.
Biliyordum. Kazancılar Yokuşu’ndan tıp profesörü felan çıkmazdı! Köpek herkesin gittiğini zannederek gözlerini açtı, etrafını süzdü. Beni fark edince hemen gözlerini yumdu. Pek güçlü olmadığını da anlayınca yanına gittim.
“Merhaba, ben dost,” dedim,
Elimle barış işareti yaptım,
Tatlı bir kaniş gibi tonlayarak “hav hav hav,” yaptım, gözlerini açmıyordu.
O da haklı, kütüğümde Kazancılar Yokuşu yazıyordu. Rambo’yu kucakladım, mecbur mahalleden geçecektik, bizimkiler bir taşı Rambo hayal ederek tekmeler atıyordu, kucağımda görünce başıma üşüştüler.
“Bu şerefsiz mahallemizin şerefini iki paralık etti, çöplüğe atacağım,” dedim. Rambo nefesini tutmuş kaçış planımızın sonucunu bekliyordu, korkuyordu. Titriyordu. Çocuklar için her şeyden önce mahallenin itibarı gelir, beni destekleyen birkaç cümle kurmaya çalıştılar. Arkama bakmadan yanlarından uzaklaştım, yokuşu bitirip sahile doğru hızlı adımlarla yürüdüm.
Rambo, mahalleden uzaklaştığımızı anlayınca önce gözünün birini, sonra diğerini yavaş yavaş açtı ağzı yarım kulaklarında, bana bakıyordu.
Sahili geçtik, başka semtleri geçtik. Kaçıyorduk…
Onun kulakları geri çıkmayacaktı, benim de kütüğüm hiçbir zaman değişmeyecekti.
“Belki yokuşun uzaklarında bunların bir önemi yoktur,” dedi Rambo.
Koşmaya başladık.








































