Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



1.Aklına gelmemekten çok aklına geldiğim halde bir önem arz etmemekten ürktüm. (Sy.11)

2.Her şeyden önce söz vardı, hepsinin nihayetinde ise derin sessizlik. Derler ki yarası iyileşmezmiş suskunlukla vurulanların. Dikiş tutmazmış yarınları. Eski güzel günlerin hatırıyla yapılan pansumanlar kâr etmez, mikrop kaparmış düşleri. (Sy.12)

3.Kaç kez ölür insan? Bu uğursuz, samimiyetsiz, acıtmaya meyilli dünyaya kaç kez yeniden doğar? Ölüm göreceli bir kavram mıdır? Türk Dil Kurumu’nun dediği gibi; “Hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi,” ise ölüm, ben daha önce dört kez öldüm. Kimindehain eller kastetti canıma, kiminde karanlıktan gizlice uzandı boğazıma ömrümü verdiklerim. Canımı en çok, en sevdiklerim yaktı. (Sy.22)

4.İnsan olmak böyle bir şeydi herhalde.Hiç unutamam sandıklarını yıllar sonra hatırlamakta zorlanıyor, dinmeyecek sandığın acıları yılda birkaç kez hatırlayarak hayata kaldığın yerden devam ediyor, yadırgamadan ve utanmadan gülüp eğlenebiliyorsun. Onsuz yaşayamam dediklerini sonsuzluğa uğurlayıp yaşamaya devam ediyorsun. Nefes alamıyorsun uzun zaman ama yaşıyor, öğreniyor, kabulleniyorsun. Bu da bizim, biz insanların laneti olsa gerek…(Sy.59)

5.’Tüm müdahalelere rağmen hastamızı kurtaramadık. Başınız sağ olsun.’ Söyleyene iki kısa cümle, dinleyene Âdem’den günümüze değin yankılanan eskimemiş bir çığlık. (Sy.76)

6.Her ölüm arkasında yığınla keşke, kucak dolusu acı ve pişmanlık bırakıyordu. Giden kurtuluyor, bu arsız dünyanın çilelerinden sıyrılıyor, arkada kalanlar heybelerine bir acı daha ekleyerek yürüyorlardı kendi sonlarına doğru. Tüm insanlık bir devam filminin içinde benzer senaryoları oynayarak sırasını savıyordu. Bazı performanslar alkış alırken, bazıları fiyaskoyla sonuçlanıyordu. Her hayat geride rengi solmuş fotoğraflar ve zamanla silinmeye mahkum hatıralar bırakarak zamanın arşivindeki yerini alıyordu. (Sy.77)

7.Kaybetmeye küçük yaşta başlayınca insan, önüne çıkan tüm iyi şeylere temkinli, tedirgin yaklaşmak zorunda kalıyor. Çok gülersek başımıza kötü şeyler geleceğini söyleyenler, bu kabullenme mecburiyetine daha o zamandan kapıları aralamışlar meğerse. İlmek ilmek işlemişler ruhumuza güzelliklerin hakkımız olmadığını. Daha fazlasını istemekten korkmuşuz. Olanla yetinmeyi kâr saymışız kendimize. Kanaatkâr olmayı yanlış anlamışlar ve nesiller boyu aynı yanlışı arkalarından gelenlere parmaklarını tehditkâr biçimde sallayarak aktarmışlar. Kime göre fazla, neye göre az? Kim karar veriyor hakkımız olanın miktarına? (Sy.101)

8.Yoklukları ne derin yaraydı öyle? Aradan yıllar geçmesine rağmen asla kabuk bağlamayan, ilk andaki acısıyla sürekli sızlayan ve kanayan bir yara… İnsan annesini kaybettiğinde ölüyordu çocukluğu. Babasını kaybettiğinde ise hem kahramanını kaybediyor, hem de yeryüzünde sorgusuz sualsiz kendisine kol kanat gerecek en büyük insanı kaybetmenin verdiği derin boşlukta yitip gidiyordu. (Sy.174)

9.İnsan hayatta en çok hangi konuda tecrübe sahibiyse, en büyük hatalarını da o konuda yapıyordu. (Sy.232)

10.Kabullenişlerin en büyüğü değil midir zaten aşk? Yenilişin, yanılışın, teslimiyetin ve kör-sağır-dilsiz oluşun sınır boyundaki son sancağı değil midir? Bir adım ötesi ya ölümdür ya da divanelik. (Sy.238)

11.Eden buluyor, kimsenin ettiği yanına kâr kalmıyor ve hiç kimse yaşattığını yaşamadan ölmüyordu. İlahi adalet mekanizması bürokrasiye takılmadan usul yavaş işliyor, başkalarının hayallerini çalanlar, bir sabah hayalleri çalınmış olarak uyudukları derinuykulardan uyandırılıyordu. Affetmek ise en büyük erdemlerden biri olarak çağlar boyu popülerliğinden taviz vermeden başköşedeki yerini muhafaza ediyordu. Affetmek, kötülere verilebilecek en ağır ceza olma hükmünü sürdürüyor, biz istemesek de zaman tüm intikamları birer ikişer alıyordu. (Sy.326)

Karton Kanatlı Melekler-Harun Özen

Yitik Ülke Yayınları- Mayıs 2017

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin