Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



“Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü dalan anlamına gelir. Samoa’ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.”

Göğü Delen Adam, son zamanlarda inanılmaz keyifle okuduğum bir kitap. En sevdiğim kitaplar arasında yerini baya ön sıralarda kaptı.
Konusuna gelecek olursak; şehir hayatına hiç bulaşmamış bir yerlinin şehre gelmesi ve bu konu hakkındaki sıra dışı yorumlarını okuyoruz. Günlük hayatımızda ve bugüne kadar yaşadığımız süreçte hiç farkında olmadığımız detayları çarpıcı bir şekilde aktarıyor bize Samoa’lı yerlimiz.
Kitabı okurken aslında uygarlaşma dediğimiz şeyin nasıl da “doğa-insan” mücadelesi ile insanlara olumsuz bir şekilde yansıdığını görüyoruz.
Para, gazete, mesleklerimiz, apartmanlar, evlerimiz ve daha sayamayacağım birçok detayın aslında doğamız gereği hayatımızda hiç var olmadığını okuyoruz okurken, bir yerlinin gözünden…

“Gazete bütün insanları tek bir kafa haline getirmeye çalışır. Benim kafama, benim düşünceme karşı savaşır. Tüm insanların kafasını ve düşüncesini ele geçirmeye çalışır. Bunu becerir de. Sabah kağıdı okursan, öğlene, diğer Papalagi’lerin kafalarında ne taşıdıklarını, ne düşündüklerini bilirsin.”

Kitabın yazarı, Samoa’lı yerli ile arkadaş olup onun yorumlarını kitap haline getirmiş. Ortaya öyle nitelikli ve başarılı yapıt çıkmış ki anlatmak güçleşiyor. Çünkü, konusu ve bakış açısından dolayı oldukça yoğun. Kullanılan eleştirel üslup oldukça vurucu etki sağlıyor.

“Bir hastalık olduğunu düşünmeme rağmen yine de bir türlü kavrayamadım bu işi.
‘Zaman hiç yetmiyor!’ ,
‘Zaman dört nala kalkmış bir kırat gibi koşuyor!’,
‘Biraz daha zamanım olsa!’
Böyle sızlanır durur beyaz adam.”

Kitabın çevirisi gayet iyiydi, üslubu oldukça kolay okunuyor. Kitabı elinizden pek bırakamıyorsunuz zaten. Çünkü, anlatılanlar biziz ve kendimizi hiç bakmadığımız bir bakış açısıyla okuyoruz!
”Homo Sapiens” ve “Tüfek, Mikrop, Çelik” kitaplarını bilenler ve okuyanlar için ardından bu kitabı okumak çok keyifli olacaktır. Kahraman bakış açısıyla anlatıldığı için daha heyecanlı bir okuma oluyor.

“Kaç yaşındasın demek kaç dolunay boyunca yaşadığın anlamına gelir. Oysa dolunayları saymak, bunun hesabının peşine düşmek pek tehlikelidir, çünkü böylece insanların genellikle kaç dolunay yaşadığı ortaya çıkar. Kişi buna çok dikkat ederse ve yeterince çok dolunay geçmişse, “Artık yakında öleceğim” demeye başlar. Ondan sonra ne keyfi kalır ne de başka bir şeyi ve kısa süre sonra da gerçekten ölür gider.”

Kitapta altı çizilecek, bireye ve topluma karşı yapılacak birçok özeleştiri cümleleri mevcut. Kitabın kendisi incecik olsa da, bitirdikten sonra uzun ve kalıcı bir etkinin altına giriyorsunuz. Kapağını kapattığınız anda gündelik hayatınıza -ama küçük ama büyük hiç fark etmez- farklı bir bakış açısıyla bakacağınıza eminim.
Sosyoloji, antropoloji, sosyal bilimler alanlarına ilgi duyan herkesin seveceğini düşünüyorum.

Umut dolu kitaplara…

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin