Kant Etiğindeki Koşulsuz Buyruk Nedir?

Gece Modu

Deontolojik etiğe göre, eylemlerimizin değeri sonuçta aranmamalıdır. Bir ödeve, ahlaki bir ilkeye uygun olup olmadığına bakılmalıdır. İnsanın akıllı ve zorunlu bir varlık olarak birtakım ödevleri bulunur. Örneğin, bir satıcının dürüst davranması gerekir; dürüst davransın ki, alıcısı çoğalsın. Bu düşünceden hareketle, ahlakın temeline ödev yerleştirilir. Deontolojik etik, eylemin doğruluğunu temel alır böylelikle. Deontolojik teoriler, ahlaki eylem ölçütü olarak eşitlik, tarafsızlık veya evrenselleştirilebilirlik gibi formel ölçütler getirir. Kant’a göre satıcının davranışı ödeve “uygun” bir davranıştır, bilerek yapılan bir eylemdir. Ödev, ödev olduğu için yapılır ve gerçekten “iyi niyet” budur. Ancak ödev buyruğunun yöneltmiş olduğu irade, iyi niyete dayanır. Ona göre, ödev ve eğilimler birbirine karşıttır. Kant, bu karşıtlığı, bilgi teorisinden de aşina olduğumuz, madde ve form kavramlarıyla gösterir. Bu formlar, a priori kavramlar olup süjenin formlarıdır. Madde ve form kavramlarını salt pratik akla göre davranan insan eylemlerinde karşılaştığımızı söylemek mümkündür.

Kant, sonuççu ahlaka karşı deontolojik etiği savunur. Kant’ın etiği, Ortaçağ dini etiğinin modern ve seküler versiyonunu oluşturur. Dini etik gibi, evrensel ahlak yasasının varlığını kabul eder. Ancak ahlakın kaynağını Tanrı’ya değil, bireye yöneltir. Etiğin belirleyicisi eylemin sonucu değil, “doğru eylem”dir. Doğru eylem ise, ödevden dolayı yapılan eylemdir. Bu düşünceye göre, eylemin nasıl ve niye yapıldığı bilinmelidir.

Kant’ın etiği dini etikten iki noktada farklılık gösterir. İlk farklılık, dini etik evrensel ahlak yasasına tam bir itaat isterken, Kant’ın temel kavramı özgürlüktür. Diğer farklılık ise, dini etikte evrensel ahlak yasasının kaynağı Tanrı’dır. Kant’ın etiğinde ise, ahlak yasası insandan türetilir. Kant, eylemin sonucunun iyi veya kötü olacağıyla ilgilenmez. Çünkü aynı eylem bazen haz, bazen acı uyandırabilir. Bunlar göreli ve değişken durumlardır. Bu yüzden hazcılık ve faydacılık, yani mutlulukçu ahlak öğretileri, Kant’a göre sağlıklı öğretiler değildir.

Söylenti Dergi e-sayısı Çıktı!

TEMA Vakfı yararına çıkardığımız e-dergimizin ilk sayısı yayında! 90 sayfa içine 40 farklı yazardan, şiir, öykü, deneme ve incelemeleri yayınladığımız e-sayımızı satın almayı unutmayın! Üstelik yalnızca 5₺!

Kant’ın en yüksek iyisi mutlulukçulardan farklı olarak, bütün niyetlerde ahlak yasasına tam uymaktır. Burada “iyiyi isteme” iyi niyettir. Kant, ahlak yasasının nasıl olması pratiğiyle ilgili üç koşulsuz buyruk öne sürer. Bunlar eylemlere kılavuzluk eder fakat içeriklerini belirtmez:
1- Öyle eyle ki, o eylemin dayandığı herkes için iyi olsun.
2- İnsanlığı kendinde ve başkalarında araç olarak değil, amaç olarak gör.
3- Her türlü eylemde karşılıklı otonomi ilkesi gözet.

Kant’a göre özgürlük, evrensel ahlak yasasının zorunlu ve evrensel olması ile bir yandan da insanın bu yasa ile özgürleşmesidir. Ona göre pozitif özgürlük, bir yasaya uymak olarak özgürlüktür. Yeter ki bu yasa yaratılmamış olmalıdır. “Otonomi” sözcüğü de buradan gelmektedir.

Kant, sadece özgür insanın rasyonel eylemde bulunabileceğini söyler.

Eylemde özgürlük, eylemin bizim kendimiz dışındaki herhangi bir şey tarafından belirlenmesi ihtimalini dışarıda bırakır. Kant özgürlüğün mümkün olabilmesi için dışsal olmayan, içkin bir şey arar. Aradığı şey ise “akıl”dır. Ona göre akıl dediğimiz yeti, tüm insanlarda var olan ortak ve aynı işleyen bir şeydir. İnsan bir bütün ya da doğal bir varlık olarak ele alındığında; ihtiyaç, güdü ve duygulanımlarıyla doğal nedensellik yasalarına bağlı, kendi dışındaki nedenler tarafından belirlenen heteronom bir varlıktır. İnsan bu haliyle ahlaklılık için gerekli olan özgürlükten yoksun durumdadır. Kant, sadece özgür insanın rasyonel eylemde bulunabileceğini söyler.

Kant, ahlaki hayat tarzının insanın doğal yanında değil, doğal yanından bağımsız bir yaşam biçimini gerçekleştirmesini sağlayan bir akılda aramak ister. Salt insana özgü olan rasyonel boyutun üzerine inşa edebileceğine inanır. Aşk ve merhamet benzeri tutku ve duyguların her insanda eşit şekilde bulunmayacağı gerekçesiyle ahlakın dışına atar. İnsanın duyguları üzerinde mutlak bir kontrolü olmadığını düşünür. Herkes öyle hareket etmelidir ki, eylemdeki esas tutumun, bütün insanlar ve onların bütün eylemleri için geçerliliği sürdürülmelidir. Kant, bahsedilen bu eylemde maxim(kural) sözcüğünü kullanmayı tercih eder. Bir maxim, herkesi içine alacak bir yüksekliğe çıkarılabilir, bir yasa haline getirilebilir. Böylelikle maxim, insanların niyet ve isteklerinden ziyade, insanlar arasındaki bağlara yükselmiş olur.

İnsan olma onuru, bizim bütün eylemlerimizde hesaba katılmalı ve son ölçü olmalıdır, Kant için. Şeyler, bir araç olarak görülür ve kullanılırlar; fakat kişiler, bizim için daima en yüksek saygının objesi olmalıdır. Bir maxim olan, insanlara karşı saygı duymak ödevine göre, hiç kimse amaçların bir aracı derecesine indirgenmemelidir. Kant’ın buradaki ahlak formülünün, soyut bir yasa olduğu söylenemez. Madde ve formu, ödev ve eğilimleri birbirinden kesin bir şekilde ayırır. Her kişi kendi başına bir değerdir, “objektif” bir amaçtır; duyusal amaçlarsa kişiseldirler; mutluluğun buyruğundadırlar. Eudaimonism de, utilitarism de, sadece subjektif amaçları göz önünde tutar. Salt pratik akıl ise, objektif amaçlar koyar. Bu amaç, insan olmak; kendi varlık yapısının temeline, akla dayanarak kendi kendini yöneten bir varlık olmaktır (Heimsoeth, 2007).

Sonuç olarak, Kant’a göre eylemlerimizi kendi akıl varlığımızda bulduğumuz ahlak yasasının ve insan olmaya duyulan saygının yönetmesi gerekir. Bu da en yüksek varlıktan bize haber veren “kategorik(koşulsuz) buyruktur.”

Kaynakça:

Heimsoeth, H. (2007). Kant’ın Felsefesi. Takiyettin Mengüşoğlu (Çev.). Ankara: Doğu Batı.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin