Gece Modu

Yaptığım ilk Alper Canıgüz okuması, yazarın geçtiğimiz sene çıkan son kitabı ‘’Kan ve Gül’’ oldu. İki oturuşta bitirdim kitabı. Epey akıcı ve zevkli bir kitap olmasının yanında yazarın kendi bilgi birikimini, dünyaya bakışını ve düşünce sistemini akıttığı bir ürün olmuş. Adını ‘’Aziz’’ olarak seçtiği ana karakter ile Canıgüz bizlere değişik siyasi görüşlere mensup insanların kendi aralarındaki, karşıt görüşlerle aralarındaki diyalogları sunuyor. İslamcı görüşteki “Nurettin” adlı karakterin, “Oz” adlı dizideki Kareem Said’i anımsatır bir tavrı var. “İslamcı” olarak nitelenen partinin kazandığı seçimden sonra Nurettin, bir kenara oturup seçim galibiyetini kutlayan kişileri izlemektedir. Bu sırada yanına yaklaşan ve neden kutlamalara katılmadığını soran kişilere “bunlar çoluk çocuk” diyerek üstten bakmamaktadır aslında. Kendisinin aşmış ve bilgili olduğu tavrı sezilmektedir. Bunun yanında “devrimci” olarak belirtilen görüşteki kişilerle seviyeli konuşabilmesi de aslında Canıgüz’ün tam anlamıyla ufak bir Kareem Said yarattığını belirtmekte aracı olarak kullanılabilir.

Kitap ilk başlarda sakıncalı olarak sıfatlandırabileceğimiz bazı düşünce aktarımlarıyla başlıyor. Burada sakıncalı olarak nitelediğim şey düşüncelerin içeriğinden ziyade veriliş yeri. Bir kitaba nasıl başladığınız önemlidir. Klişe olarak nitelenebilecek ve zayıf bir aşk hikayesiymiş gibi düşündürecek bir girişe sahip bu kitap. Ama birkaç sayfa sonra bu geçiliyor. Birkaç bölümün ardından da tamamen aşktan bağımsız olduğunu anlamış oluyoruz. Ayrıca kitabın ana karakterinin “Paradise” adlı yayınevine çalışan bir çevirmen olduğu belirtilmiş. Bu çevirmenin ana hedefinin Sait Faik’i İngilizce’ye çevirmek olmasına karşın çevirmenin kendisinin de “ucuz” olarak nitelediği romanları çevirmek zorunda kalması da kitabın içindeki yan trajedilerden biri. Bu tip şeylerin vurgusunun yapılması benim açımdan çok olumlu. Piyasacılık, piyasalaşmanın epey yaygın olduğu günümüz şartlarında yeni çıkan kitapların bu tip imalarda bulunması memnun ediyor.

Hakan Günday’ın “Piç” romanında, karakterler durduk yere felsefik çıkarımlar yapar. Gündelik hayatta dikkat etmeden belirttiğimiz, yaşadığımız şeyleri sorgular ve hatalar bulurlar. Alper Canıgüz’ün bu romanında da bu tip monologlar var. Ortam sessizleştiğinde ortaya çıkan kişi, genellikle sazı felsefi çıkarım veya iddialarla eline alır. Bu pek orijinal bir fikir olmadığı gibi, kitabın kusursuz olmasını sekteye uğratan detaylardan sadece biri. Bunun yanında “Kan ve Gül”, bir polisiye roman olarak kategorilendirilmiş, kategorilendirilmekte. Buna sebep, geçmişte yaşanmış bir cinayetin çözümlenmesi. Ama kitap tamamen bu temel üzerine oturtulmamış. Kahramanın yaşadığı şeylerin sıradışılığı, romanı “polisiye” sınırlandırmasından kurtarıyor.

Kitaba ismini veren ise hepimizin çok iyi bildiği bir şarkı. Ama Alper Canıgüz, anladığımız kadarıyla bu şarkıyı en çok bestecisi ve söz yazarı olan İskender Doğan ağabeyden dinlemeyi seviyor. Bunu da kitabında kendisini çok sık anmasına, hatta bir karakter olarak yer vermesine, yer verdiği karakterin de ana karakter Aziz’in çok saygı duyduğu biri olmasına bağlıyorum. Bunun yanında kitabın müzikle tek alakası bu değil. Kitaptaki bölümler, Nirvana’nın şarkı isimleriyle isimlendirilmiş. On üç tane bölüm ismi olmasının yanında, Nirvana dışındaki bazı müzikle ilgili grup veya kişiler de romanın içeriğinde kendine yer buluyor. Fırsatı geldiğinde bilgi birikimini ve zevklerini bize sunmaktan çekinmemiş yazar.

En başta belirttiğim gibi ilk Canıgüz okumam olan “Kan ve Gül” bence son olmayacak. Ama son kitabıyla çıtayı epey yükseğe çektiyse eğer, ilk kitaplarından aşırı keyif almam zor olacak diye tahmin ediyorum.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin