1-) “Firavunlar çağının anlayışına göre kişinin ölüm sonrasındaki kaderi kalbine bakarak belirleniyordu ve eğer ölü, erdemli, dürüst ve safsa kalbi de tam olarak bir kuş tüyü kadar hafif olacak, böylece öbür tarafa geçmeye hak kazanacaktı. Ama eğer ağırlığı kötülüklerle ve günahlarla fazlalaşmış ise hem kalbin hem kişinin işi zordu.” (Sayfa 31)

2-) “Bilim insanları kalbin zekasının aklın zekasından ileri olduğunu ve kötü düşüncelerin bu yüzden ona hep zarar verdiğini söylüyorlar. Yanı, erdemlerin dışında kalan her türlü insanlık halleri kalbi kirletiyor. Yalan, kin, düşmanlık, çekememezlik, haset, kıskançlık vs…” (Sayfa 39)

3-) “Atalarımız nasıl ölçtüler, nerede biçtiler, belli değil ama söylediklerine göre bir insanın kalbini anlamak için yüz gün; insanın kendi kalbini anlaması içinse biraz daha fazla zaman gerekiyormuş, sonsuza kadar…” (Sayfa 43)

4-) “Tıp ilmine göre sevdiğiniz birini görünce gözünüzden beyne, bir güzelliği kokladığınızda burnunuzdan beyne, sevgiliyi işittiğinizde kulaktan beyne sinyaller gidiyor, beyin o sırada bir el çabukluğuyla böbrek üstü bezleri haberdar edip bezlere adrenalin salgılatıyor ve sonra başlıyor kalbimiz çarpmaya. Ah kalbim!..” (Sayfa 44)

5-) “Eski Çin’de, kalp, hükümdarın sadrazamı olarak görülmüştür. Osmanlı ulemasının da bu görüşte olduğu baş vezire ‘sadrazam’ (sadr-ı azam: büyük göğüs) dediklerinden anlaşılıyor; ‘devletin kalbi’ gibi bir şey. Devletin bütün yönetim işlerinden sadrazamın sorumlu olduğu, sultan olan baş (akıl) ile irtibatlı yönetimin en doğru yönetim olduğu düşünülürse kalbe de sadrazamlık pek yaraşır.” (Sayfa 50)

6-) “Akıl geçmişi ve geleceği hesaba katarak hayatı düzenler ama kalp bugünü ve hatta anı yaşamak ister.” (Sayfa 63)

7-) “İnsan, bütün temel hakikatlere ve erdemlere sahip bile olsa, kalbinin bunları tasdiki olmadan huzura ve mutluluğa erişemez. Çünkü bir insanın kendini gerçekleştirmesi ancak kalbi sayesinde mümkündür.” (Sayfa 65)

😎 “Akıl ne derece birikimle hayatı anlamlandırırsa insan da o kadar olgunlaşıp ona göre bir kimlik kazanır.” (Sayfa 65)

9-) “Kalp ile göz anlaştıklarında aşk başlar. Bunun için kimilerine göre aşkın başlangıcı ‘görme’, sonucu da ‘bakma’dır. İlk görüş anında başlayan ilginin sırasıyla sevgiye, bağlılığa, kalbin erimesine, tutkuya, özleme ve nihayet aşka dönüşmesinin bir tek gayesi vardır; göz ile sevilenin yüzüne bakabilmek ve o görüş anının hazzını kalbe yaşatmak. Kalp o lezzeti aldıkça kemale erer, kendini iyi hisseder. Nitekim sevgiliye bakmakla kalbe yansıyan binbir türlü tecellinin her biri aşığı kabalıklardan yontar, ruhunu arıtıp kalbini billurlaştırır ve en son noktada doya doya ‘bakma’ eylemi için onu hazırlayıp sevgili huzuruna çıkartır.” (Sayfa 105)

10-) “Bir insanın herhangi bir konuyu düşünüp durması onun tefekkürünü değil, takıntısını gösterir. Ama eğer insan bir hakikati derinlemesine düşünüyorsa orada tefekkürden söz edilebilir, çünkü artık akıldaki düşünce kalbe inmeye başlamıştır. Buna kalbin düşünmesi de diyebiliriz.” (Sayfa 113)

11-) “Mısır’ın kalbi Latince’ye ‘cor’ kelimesiyle girmiş ve Latincenin neredeyse ruhunu değiştirmiştir. Bugün Latin kökenli pek çok kelimede bu heceyi görürüz ve hepsi kalple ilgili bir anlam taşırlar. Accord (uzlaşma), discord (uyuşmazlık), concord (uyum, anlaşma), record (kayıt), core (çekirdek), cordial (samimi), correction (doğrultma, düzeltme), correlation (bağlantı) vs.” (Sayfa 125)

12-) “İnsanlığın trajedisi: Kalple akıl arasında aklı tercih etmek!..” (Sayfa 126)

13-) “Hastalıkların yol açtığı acılar bedenimizin doğasında değil, ruhumuzdadır. İnsan ve insanlık sancılanmaktadır ve yalnızca kalp onun sancısını giderebilecektir.” (Sayfa 144)

14-) “İlk çağlardan itibaren insanoğlu hep kalbinde bir yanıltan, yangından söz etmişti. Sümer’de bir kişi aşık olduğunu anlatmak için kalbinin yandığını söyler, Mısır’da kalbinde ateş olduğunu söyleyen biri de tutkusunu anlattığını bilirmiş. Hıristiyanlıkta Aziz Augustine’in sembolü yanan bir kalptir; Hz. İsa aşkına yanan bir kalp. İslam inanç coğrafyasında kalbin ateşle dolu oluşu çekilen ıstırabı gösterir, ıstıraba sebep olarak da hasret ve ayrılıktan söz edilir.” (Sayfa 147)

15-) “Dünyadaki bütün kalpler ordu halinde savaşa giden askerler gibidir. Birbirini tanıyanlar ve birbirine benzeyenler birleşir; tanımayan ve benzemeyenler ayrışır. Nitekim varlık arasında kaynaşma veya farklılaşma, bu birleşme ve ayrılma eylemlerine bağlıdır. Şekiller benzerini çağırır ve her şey benzerleriyle/benzerinde rahat eder. Zıtlar uyumsuz, benzerler uyumludur. İnsanın sevgilide huzur bulması, sevgilinin bir parçası olmasından kaynaklanmaktadır. Ne var ki sevgi veya aşk bahsinde fiziksel güzelliklerin veya özelliklerin değeri yoktur; önemli olan kalplerin benzeşmesidir.” (Sayfa 152)

16-) “Çünkü samimi ve kutsal sözcükler kör kalplerde kalmazlar, geldikleri ışığa geri dönerler.” (Sayfa 221)

17-) “Gönlün bir şehre benzetilmesi, içinde olup bitenlerin çokluğundan, genişliğinden, değişkenliğinden ve çeşitliliğinden olsa gerektir. Bir şehirde neler olup bitiyorsa aslında bir kalpte de onlar vardır ve kalpler de şehirler gibi türlü hallere açıktırlar. Bu durumda her organizma gibi şehrin de bir kalbi vardır. Bazen şehrin merkezi, bazen sevilenin bulunduğu yer, bazen bir maksadın gerçekleştirileceği mekan… Yerine göre küçük bir ilgi, bütün şehrin kalbi oluverir.” (Sayfa 243)

18-) “Vefa, küçük gölgeleri karanlık bir geceye döndürmemek, iplik iplik yağan yağmuru sağanağa çevirmemek için hassasiyetle korunması gereken bir duygudur.” (Sayfa 260)

19-) “Kalbimizde iyiliğin de kötülüğün de tohumu mevcuttur, hangisini yeşerteceğine insan karar verir.” (Sayfa 303)

20-) “Unutulmasın ki her insan iyi olmayabilir; ama her insanda bir iyilik mutlaka vardır. Her ermişin bir geçmişi, her günahkarın bir geleceği olması gibi…” (Sayfa 323)

İskender Pala-Kalp-Turkuvaz Yayınları-2019

 

1 YORUM

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin