Gece Modu

Sanat yaşamı boyunca yazdığı şiirlerde; öyküye, tasvire, ve diyalog tarsı ifadelere çokça yer veren unutulmaz şair, hem şiir işçisi, hem şiirin ustasıydı. Hiç şüphesiz Edip Cansever için en güzel dizeleri Cemal Süreya söylemiştir. Cemal Süreya, Edip Cansever’in şiire olan tutkusunu şöyle ifade etmiştir:

“Yeşil ipek gömleğin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.”

”Edip Cansever’in ilk şiirleri 1944 yılının mart ayından başlayarak İstanbul dergisinde arka arkaya yayımlanır. Aynı yılın kasım ayı sayısında “Düşünce” başlıklı şiiride yayımlanır.

Günahsız arzular, şekilsiz zaman;
bir rüya gülüşü, içli ve sade;
yükselir ansızın dal uçlarından
bulutsuz rüyalar şekillenince”

Edip Cansever ilk şiirlerini “İkindi Üstü” adlı kitabında toplar. Kendisinin daha sonra pişman olduğu ve yakasını kurtaramadığını söylediği bu kitaptaki şiirler Necatigil’in de belirttiği gibi, “varlıklı bir gencin büyük bir şehirde neşeli avareliğini” dile getirmektedir. Edip Cansever’in ortaokul yıllarında şiire başlamış olmasında hiç kuşkusuz o dönemde tanıştığı Ahmet Hamdi Tanpınar’ında etkisi vardır.
Daha sonra Alp Kuran ve bir başka şair arkadaşı Nevzat Üstün’le birlikte sekiz sayı Nokta dergisini çıkarırlar. Edip Cansever’in şiirdeki ilk yenilikçi hareketi “Dirlik Düzenlik”kitabıyla olur.
“Halkın Görüşü” başlıklı şiirle ve “Sizi biz şımarttık bu kadar/Şişirdik göklere çıkardık” dizeleriyle başlayan “Dirlik Düzenlik”in ikinci şiiri “Masa da Masaymış Ha…”, şairin yelkenini dolduran rüzgâr olur… Artık Cansever denildiğinde hemen herkesin anımsadığı şiirlerden biridir “Masa da Masaymış Ha”…

“Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.”

 

1957 yılında Yeçekimli Karanfil adlı kitabı yayımlanır. “Yerçekimli Karanfil”, onu hem “İkinci Yeni” şiir anlayışına katar hem de daha önceki şiir anlayışlarının etkisinden büsbütün uzaklaştığını gösterir.

“Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.”

Bu dönemin bir diğer yapıtı 1958’de yayımlanan “Umutsuzlar Parkı” olur. Kitap “Amerikan Bilardosuyla Penguen”, “Çember”, “Umutsuzlar Parkı” ve “Sığınak” başlıklarını taşıyan dört bölümden oluşur. Edip Cansever’in bundan böyle şiirinde tema olarak ne tür sorunlarla uğraşacağının da artık iyice açığa çıktığı bir kitaptır .Sığınak adlı şiir modernizim, modern yaşantıya olan tepkiyi gösterir.

“Hücum öyleyse
Yeniden başlayan şeylere
Hücum!
Daha doğmamış çocuklara
Hücum!
Dallardan önce köklere”

1959 yılında Petrol” kitabı yayımlanır,ardından Nerde Antigone” gelir. Edip Cansever’in izlekleri ve temaları artık kendini iyiden iyiye göstermektedir.Bir yanıyla bir geçiş ya da daha önce ilerlediği yönü değiştirmek bakımından bir çıkış kitabı olur.
Şiiri dil, imge yapısı, teknik açılardan sürekli yenileyen, yerleşik kalıpları kıran ve kalıplaşmayı reddeden tavrıyla Edip Cansever, adeta devrimci bir mücadele yürütmektedir.Şiirinde birey vardır. Bazen iç içe geçmiş kişilikler olarak da çıkarlar karşımıza. Erkek, kadın farklı cinsiyetten insanlar olarak konuşurlar… Cansever’in şiirlerinde yer alan kişiler yalnızca farklı cinsel kimliklerden değil, aynı zamanda değişik meslek gruplarından da seçilmişlerdir. Bu meslekler çeşitleri açısından da oldukça dikkat çekicidir. Otel kâtipleri, cenaze kaldırıcıları, dökümcü vb… Toplumun içinde değişik nedenler ve biçimlerde yaralanmış kişileri meslekleriyle birlikte seçer özellikle. Toplumun değişik kesimlerinden tipleri şiir dilinde temsilini, tematik yelpazesini açabildiği kadar açarak gerçekleştirir.
12 Mart darbesiyle birlikte yaşanan acıları sorunsallaştırdığı şiirlerini bir araya getirdiği kitabı “Sonrası Kalır” (1974) yayımlanır.
12 Mart döneminde devrimci gençlerin dağlarda öldürülmesine ağıt yaktığı, Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de katledilişlerinin acısını dile getirdiği “Ölü mü Denir Şimdi Onlara” başlıklı şiiri de toplumun hafızasında önemli yer edinir.

“Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret
Unutulsun bu alışılmış duyarlık
O kadar sade, o kadar kalabalık ki
Unutulmaya değer onların insan gövdeleri
Ve unutulmalı mutlaka
Dolsunlar diye yüreklere
Dolsunlar damarlara.”

1976 yılında Edip Cansever’in benimsediği ve daha önce denediği dramatik şiir çizgisinin olduğu kadar genel anlamda şiir serüveninin doruğu sayılacak yapıtı “Ben Ruhi Bey Nasılım” yayımlanır. Aslında Ruhi Bey hayatını bir yerde tamamen silen, ilk gençliğinde bütün yaşamını bozan, ondan sonra da başka bir hayata geçen sınıf değiştirdiğini zanneden bir kişi. Fakat içine girdiği yeni sınıfta da tekrar bilinçlenen veyahut bilinçlenmeye doğru adımlarını atan, insandaki aşkınlık direncini yaşayan, gösteren bir tiptir.

“Nasıl olacaksınız Ruhi Bey
Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey
Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi Bey
Böyle sabah sabah Ruhi Bey
Akşam akşam Ruhi Bey
Akşam sabah Ruhi Bey
Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey
Yakalım Ruhi Bey, yakalım
Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey
Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey
Ne olur ne olmaz
Önümüz kış Ruhi Bey
Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey
– İyiyim, iyiyim.”

Eylül’ün Sesiyle”den bir yıl sonra 1982’de şairin tekrar dramatik şiir çizgisine dönüyor. Bu teknik ve kurguyla oluşturduğu yapıtlarının arasına, şiirin doruklarının sonsuzda olduğunu gösterdiği bir örnek daha katar. “Bezik Oynayan Kadınlar” adıyla yayımlanan kitap aynı çizgideki yapıtlarına hem benzer hem de onlardan farklıdır.

İki yıl sonra “İlkyaz Şikâyetçileri”ni (1984) yayımlar. Bu kitapta yeniden lirik şiire döner.

“- Kim söyler caz şarkılarını en iyi
– Zenciler, zenciler
– Ama sen beyazsın ne haber
– Benim de kapkara yaptılar içimi.”

Edip Cansever’in yapıtları bize onun dramatik şiirle lirik şiir arasında gidip geldiğini, tarzlar arasında kesin olarak bir tercihte bulunmadığını, hatta aynı anda her iki tür şiiri birden çalıştığını gösteriyor.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin