Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Bugün sizlere aşklarına yazdığı satırlara aşık olduğum bir adamdan bahsedeceğim. İçindeki küçük ruhu asla iyileşmemiş ve buna rağmen ayakta durmayı başarmış bir adamdan…
Dünya’ya farklı bir gözle bakmak istediğinizde bir Kafka kitabı almalısınız elinize, belki kalemini seversiniz, belki hissettiklerini hissedersiniz. Ama illa ki içinizde, kendinizden bir parça olarak onu var edersiniz.
Babasına olan öfkesinde kendi gençliğinizi gözden geçirebilirsiniz, ya da Milena’ya olan tutkusunda ilişkilerinizi sorgulayabilirsiniz. Ya da en basiti hayatı yaşayışındaki umursamazlığa tutulabilirsiniz.
Belki de sadece onu anlarsınız ve onu anlamak, anlamış olmak size tarifsiz bir haz verir. Tıpkı bende olduğu gibi. Onun hayatı, benim küçük dünyama açtığım yeni bir penceredir ve o pencere bana sonsuzluğu vaad eder.

Franz Kafka, 3 Temmuz 1883 günü, o dönem Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı olan Prag da dünyaya gelmiştir. Yazar ailenin ilk çocuğudur. Küçük modern eşyaların satıldığı bir dükkan işleten babası Hermann ve Julie Kafka’nın hayatta kalan tek erkek çocuğudur. Yazarın ayrıca üç kız kardeşi vardır, kız kardeşleri kendisinden uzun süre yaşamıştır. Kendisinden sonra dünyaya gelen iki erkek kardeşi henüz bebekken vefat etmiştir.

Bu yüzdendir ki babası tarafından her zaman belirli bir kalıba sokulmaya çalışılmış,
her zaman mükemmel olması gereken çocuk olarak yetiştirilmiştir. Ailesi tarafından küçük yaşlardan itibaren gördüğü bu baskı, yazarın tüm hayatını etkilemiştir. Kafka’nın duygusal çöküntüleri ve ailesi ile olan ilişkileri günlük ve mektuplarında kendisini belli etmiştir. Babaya Mektup adlı eserinde Kafka, babası ile olan ilişkilerini kendi bakış açısıyla kaleme almıştır.

1901 yılında lise eğitimini tamamlayan Kafka 1901-1906 yılları arasında Prag’da Karl-Ferdinand Üniversitesi’nde yüksek öğrenim gördü; oradan mezun olduktan sonra kimya ile ilgilendi, fakat kısa bir süre sonra hukuk alanında ilerlemeye karar verdi.
Daha sonra bir yarıyıl Alman filolojisi ve sanat tarihiyle ilgilendi ve bu arada Münih’teki hukuk eğitimine de devam etti. Kafka’nın üniversitenin ilk yıllarından itibaren Prag’da, kendi yaşına yakın geniş bir arkadaş çevresi vardı.
Kafka’nın hayatına giren en önemli arkadaşı şüphesiz Max Brod’du. Brod da tıpkı Kafka gibi hukuk okudu, daha sonra filozof olan Felix Weltsch ve yazar Oscar Baum ile arkadaş oldu. Brod, Kafka için edebiyatın ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu ve Kafka’ya bu konuda destek oluyordu. Brod’un aracılığıyla Kafka henüz yeni kurulmuş olan Rowohit basımeviyle iletişime geçti ve böylece Kafka’nın ilk kitabı olan Gözlem 1912 yılında basılmış
oldu.
Kafka’nın Max Brod ile olan arkadaşlığı, ilk aşkı olan Felice Bauer ile tanışmasına da vesile olmuştur. Kafka, Broud’un evinde tanıştığı Felica Bauer ile beş yıl boyunca ilişki yaşamış, iki kez nişanlanıp ayrılmıştır. İkinci nişanın da bozulmasından sonra Kafka, Felica ile olan ilişkisini tamamen bitirmiştir. Felica ile biten ilişkisinin ardından Kafka, bir hastanede tanıştığı Julie ile sevgili olmuştur. Nişanlanma dönemi yaşamamalarına rağmen Kafka, evliliklerinde oturacakları ev için kontrat imzalamıştır. Ancak Kafka, Julie ile ilişkisi sürerken kendisinden 12 yaş küçük ve evli olan Milena Janenska ile tanışıp, görüşmeye başlamıştır ve ikili, iki yıl süren bir mektuplaşma dönemine girmiştir.
Bu süre zarfında  Kafka, aralarda onu yoklayan kanlı öksürüklerini de bahane ederek Julie ile olan ilişkisine son vermiştir. Mektuplarında Milena’ya boşanması konusunda ima yapmıştır. Ancak bu isteği gerçekleşmeyen Kafka, defterler dolusu yazdığı günlüklerini Milena’ya hediye ederek bu umutsuz ilişkiye de son vermiştir. Aradan bir ay geçtikten sonra Kafka bu kez Dora Diamant isimli, Milena’dan daha genç bir kadınla tanışmıştır. Dora cesur, tutkulu, zeki ve Yahudilik üzerine çalışmalar yapan genç bir kadındır.  Dora ve Kafka bir ev tutup maddi zorluklar içinde birlikte yaşamaya başlıyorlar, bu kez Kafka cephesinde bir evlilik söz konusu olmuyor zira o sıralar başlayan II.Dünya savaşı ve Yahudilik sorunu Dora ve Kafka’nın hayatında önem arz ediyor.
Günler böylece yoksulluk ve sefalet içinde geçerken Franz Kafka, kimseye görünmeden, kaçak göçek süren bir hayatın içinde; duvarları hiç ısınmayan bir evde, ilerleyen hastalığıyla birlikte hayatının son günlerini geçiriyor ve yaklaşık bir yıl sonra 3 Haziran 1924 günü henüz 40 yaşındayken hayata gözlerini yumuyor.
Bizlere de, ondan geriye kalan aşk mektuplarını okumak, küçüklüğünde başlayıp tüm ömrünü etkileyen aile baskısına ve baba nefretine dolu gözlerle bakmak, asla mektuplarını okuyamayacağımız kadınlarını merak etmek ve en önemlisi Max Brod a, Kafka’nın vasiyetini yerine getirmek yerine eserlerini edebiyat dünyasına kazandırdığı için minnet duymak düşüyor.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin