Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



• en önemli eserim hayatımdır

9 Ocak 1908’de Fransa’da ataerkil bir ailede dünyaya gelmiş Simon de Beauvoir. Otobiyografisinde dinine ve geleneklerine bağlı bir ailede yetiştiğini ve görüşlerinin ailesine zıt bir biçimde şekillendiğini anlatır.

Katolik Enstitüsü’nde matematik, Saınte Marie Enstitüsü’nde yabancı dillerde yazın eğitimi gördükten sonra Sorbonne’de felsefe eğitimi almaya başlar ve burada hayatını en derinden etkileyecek ve geri kalan ömründe ona yol arkadaşlığı yapacak bir isimle tanışır: Jean-Paul Sartre.

Sartre o yıl okulu birincilikle, Simon ise ikincilikle bitirir. Fakat herkes Beauvoir’in felsefede daha iyi olduğu konusunda hemfikirdir. Sartre’e birincilik erkek olduğu için verilmiştir. Okuldan sonra aralarındaki tutkulu ilişki devam etti. hiç evlenmediler, hiç çocukları olmadı. Aralarına başka kadın ve erkeğin girmesine izin verdikleri özgür bir ilişki yürüttüler.

Bunlardan bir tanesi ve en çok iz bırakanı ise bir Amerika seyahati sırasında tanıştığı yazar Nelson Algrenle yaşadıklarıdır. İkisi de kırklı yaşlardayken Chicago’nun kenar mahallelerinde, sokak barlarında geçirdikleri 3 günden çok etkilenmişler. Birçok kez buluşsalar da Nelson’ın Paris’e gelmek istememesi ve Simon’un da Sartre’yi bırakıp oraya taşınmak istememesi üzerine bu ilişkinin sonu gelmiştir.

Simon de Beauvoir sonradan yazdığı otobiyografisinde erkeklerle olan ilişkilerini anlattığı için Nelson Algren “Dünyanın her yerinde geneleve gittim. Her fahişe beni içeriye aldıktan sonra odanın kapısını kapatırdı, Beauvoir bunu bile yapmadı.” diyerek çok ağır laflar etmiştir. Halbuki Simon bir mektubunda Nelson’a “Seni o kadar çok seviyorum ki lütfen beni daha az sevmeye başlama” diye adeta yalvarmıştı.

Nelson Algren’in yakın arkadaşı fotoğrafçı Arthur Shay, Simon’u alıp banyo yapabilmesi için başka bir eve götürmüştü çünkü Nelson’un evinde banyo yoktu. Simon kapıyı açık bırakmıştı. Kenarda bekleyen fotoğrafçı birkaç kare çekme isteğini bastıramadı. Simon deklanşörün sesini duyunca dönüp gülümsedi ve saçını taramaya devam etti. Beauvoir’in çırılçıplak aynada saçlarını tararken çekilmiş bu görüntüsü yazarın yüzüncü doğum gününde bir Fransız dergisinde yayınlandı. Çoğu kadın örgütleri bu duruma büyük tepkiler gösterdi.

“Hasta değilim. Hasta olsaydım iyileşebilirdim. Hayır. Ama yaradılışımda eksik bir şey var, bu da iyileşmiyor.” (Başkalarının kanı,syf. 160)

Katolik kilisesi Orta Çağlar’da kendisine karşı gelenleri cadı ya da şeytan ilan edip yakıyordu. Simon Katolik kilisesinin bu yobaz ve cahil düşünce biçimine  karşı çıktığı için Vatikan Simon’un İkinci Cins kitabını yasaklamıştı.

Kadının erkekten yetersiz olmadığını,çalışıp kendi kendine yetebileceğini,tek görevinin bebek büyütüp ev işi yapmak olmadığını tüm dünyaya anlatmaya çalışmıştır. Kadınların da erkekler kadar özgür bir yaşam sürmeleri için hayatı boyunca toplumun ahlak kurallarıyla  savaşmıştır. Simon de Beauvoir bundan tam 80 yıl önce toplumun kadın üzerindeki bütün tabularını yıkıp kendinden asla ödün vermeden özgürce yaşamıştır.  Feminizmin en büyük temsilcilerindendir.

“Biz kadınlara yöneltilen saldırıların çokluğu ve sertliği karşısında yılmayacağımız gibi; ne “sahici kadın”a yağdırılan çıkarcı övgülere kanıp aldanacağız ne de paylaşmaya yanaşmadıkları alın yazısının erkeklerde uyandırdığı coşkunluğa kapılacağız” (Genç Kızlık Çağı, syf. 29)

Onu herkes evliliğe ve anneliğe karşı zannediyordu. Aslında onun karşı olduğu şey evlilik veya annelik değildi. Kadının varlığının tek amacının evlenip anne olmak olduğunu düşünen ve bunu kadına zorla dayatan toplum baskısına karşıydı. Simon sadakatin evlilik veya aile gibi kavramlarda değil de insanların birbirine yüklediği anlam ve değerde aranması gerektiğini savunuyordu.

“Evlilik geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek seçenektir. birçok kadın ya evlidir ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir ya da evli olmadığı için acı çekiyordur” (Evlilik Çağı)

15 Nisan 1980’de Sartre öldükten sonra Simon’un da sağlık durumu kötüleşmeye başlamıştı. Çok sevdiği hayat arkadaşı Sartre anısına 1981’de yazdığı “Veda Töreni” son eseri olmuştur.

“sevdiğimiz bir kişi öldüğü zaman sağ kalmak suçunun kefaretini yüreğimize işleyen yeğin bir pişmanlıkla öderiz” (sessiz bir ölüm)

“Ah beni yaşamak öldürüyor” diyen Simon de Beauvoir, sanki Sartre’e karşılık vermek istercesine tam 6 yıl sonra 14 Nisan 1986′ hayatını gözlerini yumuyor. Onu çok sevdiği yol arkadaşının yanına Montparnasse mezarlığına gömüyorlar. Parmağında bir diğer aşkının hediyesi Nelson Algren’in yüzüğüyle…

“Gökyüzü uçmasını bilenindir, su yüzmesini bilenin, deniz gemileri yürütmesini bilenin” (Denemeler)

kaynakça:

1000kitap.com
milliyet.com.tr
sozcu.com.tr
Genç kızlık çağı, Başkalarının kanı, Sessiz bir ölüm,Denemeler,Evlilik Çağı

 

 

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin