Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



  • “Kadınların gerçekten bu denli bihaber olmaları ne tuhaf! Kendilerine ait bir dünyada yaşıyorlar; daha önce asla böyle bir dünya olmadı ve asla da olamaz. Her şey ne kadar da tozpembe ve şayet böyle bir dünya kurabilselerdi, daha ilk günbatımını görmeden dağılır giderdi. Dünyanın kurulduğu günden beri biz erkeklerin hiç şikâyet etmeden birlikte yaşamaya alıştığı bazı kahrolası gerçekler kadınların dünyasını tepetaklak ederdi.” (Sayfa 52)

 

  • “Gemi uzaklaştıkça gözden yiten bir kıyıyı seyretmek, bir gizeme kafa yormak gibidir. İşte orada karşınızdadır; güler, somurtur, davetkâr, ihtişamlı, acımasızdır ve sıkıcı veya vahşi olsa da suskundur; fısıldarcasına, gel ve keşfet, der.” (Sayfa 52)

 

  • “Düşman değillerdi; suçlu değillerdi; onlar, bu dünyaya ait olmaktan uzak, yeşilimsi bir loşluk içinde allak bullak olmuş halde yatan, hastalıklı kara gölgelerden başka bir şey değillerdi.” (Sayfa 59)

 

  • “Kuşkusuz, görüntüsü bir berber mankenini andırıyordu; fakat ülkenin bu umutsuz döneminde dış görünüşünü muhafaza etmişti. Kişilik sahibi olmak işte böyle bir şey. Kolalı yakası, şık gömleği bu kişiliğin birer başarısıydı.” (Sayfa 61)

 

  • “‘Fildişi’ kelimesi havada çınlıyor, fısıldanıp iç geçirilerek söyleniyordu. Fildişi için ibadet edip yakardıklarını sanırdınız. Ahmakça, yoz bir hırs, bir cesetten yayılan kötü koku dalgası gibi esip her yana bulaşıyordu.” (Sayfa 70)

 

  • “Çamurun, ilkel çamurun kokusu burun deliklerime dolmuş, eski çağlara ait ormanın ihtişamlı dinginliği gözlerimin önüne serilmişti; ırmak kolunun siyah suları üzerinde parlak benekler vardı. Ay her şeyin üzerine, gür otların, çamurun, bir tapınağın duvarından daha yükseğe uzanan birbirine dolaşmış bitki örtüsünün, karanlık bir boşluğun arasından, tek bir fısıltı bile çıkarmadan sere serpe akarken ışıl ışıl parlamasını gördüğüm büyük nehrin üzerine ince bir gümüş tabakası yaymıştı.” (Sayfa 75)

 

  • “Yalanda pis bir ölüm kokusu vardır.” (Sayfa 76)

 

  • “Sanki size bir rüyayı anlatmaya çalışıyorum; boşuna çabalıyorum, çünkü rüyaya ilişkin hiçbir şey, rüya hissini, çalkantılı bir isyan mücadelesiyle i. içe geçmiş o anlamsız, şaşırtıcı ve sersemletici, rüyaların özü olan o tutsak düşme hissini aktaramaz…” (Sayfa 76)

 

  • “Sevmem çalışmayı -hiç kimse sevmez- fakat işin içerdiği şeyi, kendinizi o işte bulma şansını severim. Başka hiç kimsenin asla bilemeyeceği, kendi gerçekliğinizi -başkaları için değil, kendiniz için kendinizi bulma şansı. Başkaları sadece bir dışavurumu izleyebilir ama asla ne anlama geldiğini söyleyemezler.” (Sayfa 79)

 

  • “Diyor ki her istasyon, daha iyi şeylere giden yolu aydınlatan bir fener gibi olmalıdır. Elbette bir ticaret merkezidir buralar, ama aynı zamanda insanileştiren, geliştiren ve eğiten yanları da olmalıdır.” (Sayfa 86)

 

  • “Nehrin ilk kaynağına gitmek, dünyanın ilk günlerine, bitkilerin coşup her yeri sardığı ve büyük ağaçların hükümranlık sürdüğü dönemlere yapılan bir yolculuk gibiydi.” (Sayfa 88)

 

  • “Ağaçlar, ağaçlar, heybetli, uçsuz bucaksız, göklere tırmanan milyonlarca ağaç ve ağaçlarının ayaklarının dibinde akıntıya karşı kıyıyı kucaklayan kir pas içinde küçük gemimiz, yüksek bir revakın altından geçen uyuşuk bir böcek gibi. Bu durum size kendinizi çok küçük, çok yitik hissettiriyor, ama yine de o kadar kasvetli bir his değil bu. Küçük de olsanız, bu kirli böcek sürünerek ilerliyordu, yapmak istediğiniz tam da buydu.” (Sayfa 90)

 

  • “Etrafıma bakındım ve nedendir bilmiyorum, fakat sizi temin ederim ki, daha önce, ama asla, bu orman, alev saçan bu gök kubbe, bana bu kadar umutsuz, bu kadar karanlık, insan düşüncesine bu kadar kapalı, insanın zaaflarına bu kadar acımasız görünmemişti.” (Sayfa 124)

 

  • “Kahverengi akıntı, karanlığın yüreğinden hızla akarak, nehir yukarı ilerleyişimizin iki katı hızla denize doğru taşıyordu; Kurtz’un yaşamı da hızla akarak, kalbinden çekilip insafsız zamanın denizine akıyordu.” (Sayfa 144)

 

  • “Fakat sarfedilen her sözcükle birlikte oda daha da karanlığa bürünüyor ve sadece alnı, pürüzsüz ve beyaz alnı, inanç ve aşkın sönmez ışığıyla aydınlanıyordu.” (Sayfa 15)

Can Yayınları, 2011

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin