Gece Modu

Joker, çizgi roman uyarlaması sinemanın en komplike karakterlerinden biri olmuştur. Bu yüzden oyuncunun rolün altından kalkması pek de kolay değildir. Joaquin Phoenix’in herkesi şaşırtan performansı, oyunculuğunun ne kadar iyi olduğunu bilsek bile popüler kültürün merkezine oturmuş bir anti kahramanı canlandırırken, böylesi inanılmaz bir oyunculuk dersi niteliğinde iş çıkaracağını tahmin edilmesi oldukça zordu. Diğer yandan Heath Ledger’ın rolünü tamamen bütün benliğinde hissettiği, çizgi roman tarihinin en iyi filmi olan The Dark Knight filmindeki performansını bir kenara atamayız. Bu iki filme biraz daha yakından bakalım:

 

Joker

Joaquin Phoenix’in bu filmde oynayacağını öğrenmek biraz şaşırtmıştı. Tam bir metot oyuncusu olan Phoenix’in, öylesine yazılmış bir senaryoyu kabul etmeyeceğini biliyordum fakat çizgi roman dünyasının birbirine benzeyen filmlerine de güvenmiyordum. Benim gibi aklında soru işaretleri olan insanlar için gayet tatmin edici bir performans sergiledi Phoenix. Filmin, toplumun bir kişiyi nasıl ötekileştirip, suça yönelttiği teması yavaş bir şekilde işlenerek karakter gelişimi izleyiciye adım adım aktarılmış. Bu bağlamda Joker’in, Scorsese’in, Taxi Driver filmi tadında ilerlediği tartışmalarına hak veriyorum. İki filmde de karakterin geldiği son noktaya tam olarak nasıl geldiğini izleyicinin gözüne sokarak işliyor, bu sayede karakterin psikolojisini daha iyi anlıyoruz. Bir suçluyu, suçlunun gözünden göstererek empati kurma konusunda gayet başarılı bir iş çıkarılmış. The Dark Knight filminin tam tersi bir anlatısı olan Joker, aslında Heath Ledger’ın canlandırdığı Joker’in, bu konuma nasıl geldiğini anlatıyor. Christopher Nolan’ın, Batman’i için Batman Begins ne kadar Batman karakterinin nasıl oluştuğunu ifade ediyorsa, Joker için de bu film, karakterin The Dark Knight filmindeki konumuna nasıl geldiğini anlatıyor. Neredeyse Joaquin Phoenix’in olmadığı bir sahnesi olmayan film, gerçekten oyunculuk dersi niteliğinde. 122 dakika boyunca büyük bir efor sarf ettiğini izlediğimiz Phoenix, hangi karakteri canlandırırsa canlandırsın altından kalkabileceğini bir kez daha gösteriyor. Psikolojik derinliği olan filme, seyirciyi kendi anlatımıyla sokuyor ve izleyicinin empati yapmasını kolaylaştırıyor. Aslında bu bağlamda bakacak olursak; sürekli Joker’in çevresinde dönen ve acılarla dolu hayatını anlattığı için empati kurmamız daha kolay, fakat Heath Ledger’ın tam bir anti kahraman olarak oynadığı ve kontrol edilemez bir anarşinin parçası olmasına rağmen seyirciyi yıllarca kendinden bahsettirmeyi ve haklı yönlerini buldurmayı başarmış bir karakter. Ledger bu yönüyle çok daha büyük bir iş başardığını söyleyebiliriz. Diğer yandan Scorsese-vari anlatımıyla dikkat çeken Todd phillips yönetmenliğindeki filmin başrol seçimi çok yerinde olmuş. İzleyiciyi saatlerce filmin içinde tutan son noktaya kadar merakla izleten Phoenix, çizgi roman sinemasının The Dark Knight filmiyle birlikte unutulmaz bir parçası haline getirmeyi başardı.

 

The Dark Knight

Diğer filme göre Joker’in ustalık dönemi olarak adlandırabileceğimiz bir dönemde geçiyor. Çok daha kararlı ve akıllı bir joker var. Heath Ledger’ın set arkasında Christian Bale’e sataştığı, bazı sahneleri gerçek kavga sahneleri içeren bir filmden bahsediyoruz. The Dark Knight’ın önermesi, Nolan’ın anlatmaya çalıştığı Batman, herkes için bir sembol ve insanlara umut veren bir kurtuluşun işareti, insanlar için bir kurtarıcıdan çok ilham kaynağı. Joker, Gotham’ın yozlaşmışlığıyla eğlenen, sadece anarşiden beslenen bir karakter. Alfred’in dediği gibi “bazı insanlar sadece dünyanın yanıp kül olduğunu izlemek ister.” Joker tam olarak böyle bir karakter. Parayla veya şanlı bir mafya babası olmakla ilgilenmeyen, sadece kaosun her şeyi ele geçirmesini istiyor. Gotham’ın koruyucu meleği olan Batman için Joker, alışılmadık bir düşmandır. Joker, gücünü plan yapmamaktan ve hiçbir sınırı olmamasından alıyor. Böyle bir karakteri tahmin edebilmek neredeyse imkansız. Ahlaki hiçbir sınırı olmayan Joker için Batman tam anlamıyla sürekli elinde oynatmak istediği en sevdiği oyuncağıdır. Batman gibi güçlü bir karaktere karşı böylesine komplike bir anti-kahraman oluşturmak, hikayenin içindeki çatışmayı en iyi şekilde beslemektedir. Batman’in tek derdi kafasındaki sesleri, vicdanını durdurabilmektir. En büyük travması olan ailesinin öldürülmesi onu olduğu konuma getirmiştir. Çocukken, ailesinin ölümünü görmesi ve hissettiği o güçsüzlük, kendini ve etrafındakileri koruyamaması onun için takıntı haline gelmiştir. Batman’in kendini korumakla ilgili bir sorunu olmasa da giydiği kostüm bile ona zarar vermek isteyen insanların kimliğini öğrenip, yakın çevresindekilere zarar vermesini önlemek için. Opera’da aniden korktuğu ve erken çıkmak istediği için ailesini çıkmaya zorlar, babası Thomas Wayne, şehrin yoksul insanlarına yardım etmesiyle tanınmasına rağmen trajik bir biçimde kendisi ve eşini soymaya çalışan biri tarafından öldürülür. Bruce Wayne yani Batman çocuk yaşında korkmaması gerektiğini çok acı bir şekilde öğrenmiştir. Korkuyla yaşamayı öğrenip, korkusuyla beslenen Batman, korumaya çalıştığı şehri için bile suçlu mu yoksa kahraman mı emin olunamamaktadır. Batman için suçlu veya kahraman olarak görülmenin bir önemi yoktur; o sadece şehrindeki suçu arındırıp, insanlar için umudun bir sembolü haline gelmeye çalışmaktadır. Joker ise hiçbir hedefi veya amacı olmayan; korku, acı gibi hislerden bir haber hareket etmektedir. Böylesine bir antagonistin hamlelerini Batman tahmin edememektedir.

 

Yapı olarak bu iki filmi kıyaslayacak olursak:

Todd Phillips’in yönetmenliğini üstlendiği Joker, Scorsese’in Taxi Driver ve The King of Comedy filmlerinin arasında bir yerlerde. Konu olarak King of Comedy’e yakın, karakter gelişimi olarak Taxi Driver’a çok benziyor. Phoenix’in mükemmel oyunculuğu sayesinde kendini iki filmden de ayırıp özerklik kazanabilmiş. Christopher Nolan’ın The Dark Knight’ı ise çizgi roman karakteri olan Batman’i çizgi romandan biraz ayırıp, karakteri daha da derinleştirmiş. Batman ve Joker’in çatışması oldukça iyi bir şekilde sinemaya uyarlanmış. Tekrar joker filmine dönecek olursak; Joker filmi, Gotham şehri için Wayne ailesinin önemini farklı yönden değerlendirmiş. Batman evreninde gördüğümüz Gotham şehrini Wayne ailesinin ne kadar yardım sever olduğunu anlatılırdı. Joker filminde bu sefer Wayne ailesi dahil, şehrin bütün zenginleri yüzünden Gotham’ın bu duruma geldiği anlatılıyor. Farklı bir bakış açısıyla değerlendirmemizi ön ayak oldu. İki filminde izleyiciyi çeken önemli noktaları var, fakat The Dark Knight anlatmaya çalıştıklarını daha kararlı bir şekilde izleyiciye aktarabildiği kanaatindeyim.

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin