Gece Modu

Bir kitabın ismi ruhunuza, benliğinize ne denli hitap edebilirse, bu kitap da benim için öyle oldu. Berger ile tanışmamı sağlayan ilk kitap kendisi. Zaman bir şekilde geçiyor, öyle ya da böyle. İstesek de istemesek de, an geçiyor. Kimi zaman bir dakika gibi geliyor aylar, kimi zamansa bir dakika bir ay gibi geliyor kendimize. Zaman gidiyor, mekanlara dokunuyor, mekanlar değişiyor, mekanlar aslında konuşuyor… Zaman ve mekan arasındaki ilişkiyi görüyoruz bu kitabın sayfalarında. Berger’in hayatındaki kişilerde, yaşadığı mekanlarda, baktığı yerlerde geçiyor zaman, mekan ile birlikte satırlarda buluşuyor. Yazarın yaşama dair en yoğun hislerini bu kitaptaki deneme ve şiirlerde görmek mümkün.

Gelin, alıntılarda okuyalım görmenin tüm çeşitlerini hayata karşı.

1- “İkimiz de öykü-anlatıcılarıyız. Sırtüstü uzanmış gece göğüne bakıyoruz. Öykülerin başladığı yerdir burası: Geceleyin dogmaları aşırıp bazen inanç olarak geri veren bu yıldız bolluğunun desteği ile başlar öyküler.

Bir avuç yıldız arasına düşsel çizgi çekince, kimlik ve birer imge kazanıyordu yıldızlar.”
(s.15)

2- “Modern insan sık sık kendi pozitivizminin kurbanı olmuşsa bu süreç, bilinçsel olgunun yarattığı zamanın ret ya da yok edildiği noktada başlamaktadır.”
(s.16)

3- “Gerçekte hep iki zaman arasındayızdır: Gövdenin ve bilincin zamanı arasında. Bütün öbür kültürlerdeki ruh ve gövde arasındaki arım işte buradan kaynaklanır. Öncelik her zaman ruhundur ve yeri bir başka zamanın aktığı çizgidedir.”
(s.16)

4- “… ölüm tarafından bıkmaksızın didik didik edilen şeyin kendi zaman görüşüm olduğunu kendime anımsatmak kaygısı. Kendimi çözümleme işleminde hiçbir ölüm bir yarar sağlamaz.”
(s.21)

5- “Kör adamın köye inen yolu gördüğü gibi görüyordum geleceği.”
(s.23)

6- “Her şey sözcükler arasındaki ilişkiye bağlıdır.”
(s.25)

7- “İnsan resimlerin belli bir anı temsil ettiği düşüncesine kapılabilir. Kuşkusuz yanlış bir düşüncedir bu. Çünkü resimdeki an, fotoğraftaki anın tersine asla resmedildiği gibi var olmamıştır. Öyleyse resmin anı temsil ettiği söylenemez.

Bir resim ne zaman biter?”
(s.29)

8- “Yalnızca durağan olan şeyler türlü anlarda yaratılabilir ve onun için de böylesine eksiksiz olabilirler.”
(s.30)

9- “Resmedilmiş imgenin durağanlığı zamansızlıktan dem vuruyor olamaz mı?”
(s.31)

10- “Seninle karşılaşıncaya kadar gerçekleşmekte olan bu değişimi adlandırmaktan acizdim. Bugün ilerlemiş yaşımda koyduğum ad ise: aşkın içten içe işleyişi.”
(s.33)

11- “Her yerdeydim, vadinin karşısındaki ormanda olduğum kadar ölü ağacın içinde, dağ yakasında olduğum kadar saman balyalarını bağladığım tarladaydım.”
(s.33)

12- “Biz öykü-anlatıcıları Ölümün Yazmanları isek, kısacık ölümlü yaşamlarımızı bu mercekleri tıraşlayarak yaşıyoruz diye böyleyizdir.”
(s.35)

13- “Bir anda yaşanan ne kadar derinse, deneyim, yaşantı birikimi de o kadar çoktur. Zamanın daha uzunmuşçasına yaşanması bu yüzdendir.”
(s.41)

14- “Yaşamın kısa oluşu acıklı bir olaydı.

Bütün çevrimsel zaman görüşleri şu iki öğeyi asla birbirinden ayırmamıştır: Dönen tekerlek ve tekerleğin üstünde döndüğü yer.”
(s.42)

15- “İnsan, bir yaşam koşulu olmaktan çıktığı için kutsallığını da yitiren zamana mahkumdur artık. Zaman hiçbir şeyi esirgemeyen bir yaşam ilkesi olmuştur, hem yargı hem de cezadır şimdi.”
(s.43)

16- “Düşlemek, düşüşün mümkün kılındığı yüksekliği kavramaktır.”
(s.44)

17- “… aşkın ideali her şeyi içermektir. ‘Şimdi neye zafer dendiğini anlıyorum,’ diye yazmış Camus, ‘sınırsız sevme hakkı.'”
(s.47)

18- “Geride kalan sessizlikte
duymaz olduk artık
uzak yaz evinin sorusunu:
Yarın
nereye gidiyoruz peki?”
(s.55)

19- “Günler git gide uzuyor ve akşamüstleri mutfakta pek ışık yakmadan oturup kitap okuyorum. Pencere pervazında bir kavanozun içinde bir arkadaşın bahçesinden kestiğim leylak dalı duruyor.

Şu an yukarı baktığımda aynada leylak dalının bir parçasını görüyorum

Sonra fark ediyorum ki, aynada gördüğüm kısım, leylağın güneşin son ışıklarıyla aydınlanan yanı.”
(s.59-60)

20- “Yeni şehir kalabalığının evsizliğini ilk betimleyip bunun adını koyandır Baudelaire.
‘… sürekli ağlaşan
evsiz serseri hayaletler gibi.’

Kitleler, yaşama ve çalışma koşullarına, yerlerinden edilişlerine bakmaksızın hala bireyler topluluğu olarak kalmakta direniyorlar. Ve bu her kutulanmış bireyselliğin temeli bir eve benzemekte.”
(s.71)

21- “En can alıcı noktaysa, evin aslında insanın adından başka bir şey olmadığıdır – birçok kişiye göre de insan adsızdır.”
(s.72)

22- “Şunu da eklemeli ki, çağımızda yalnızca kendi hayatlarımızı değil, çağımızın özlemlerini de yaşamaktayız.”
(s.75)

23- “Kayıp duygusunun verdiği acı, kırık bir kalbin acısı hiç dinmez. Böyle bir acı bütün bir hayatı kaplar.

Ve bu acı, bir zamanlar haz ya da mutluluk diye verilen şeyin bir daha asla geri verilmemek üzere alındığının bilincine varılması değil de nedir?”
(s.78)

24- “Seni algılayışım aynı ya da farklı yerlerde oluşumuza göre değişiyor. Yani, sen diye tanıdığım iki kişi var.

Sen her yerdesin. Fakat bu ülkede seninle asla yüz yüze gelemiyorum.
(s.86)

25- “Büyük Yunan şairi Kavafis geliyor aklıma şimdi:
‘Bir ay boyunca sevdik birbirimizi
Sonra çalışmaya, galiba İzmir’e gitti
Ve bir daha hiç görmedik birbirimizi.

O gri gözler -hala yaşıyorsa- güzelliğini yitirmiş;
O güzel yüz tükenmiş olmalı şimdi.'”
(s.92)

26- “Senin görünmenle her şey değişivermişti.

Artık “ev”deydim.”
(s.101)

27- “Geleceğe güvenilmez. Gerçek olan an şimdidir. Ve bu gerçeği gitgide daha yoğun bir şekilde soğuran şey düzyazıdan çok şiir olacaktır. Düzyazı şiirden daha çok güven verir, ama şiir kanayan yaraya seslenir.”
(s.103)

Ve son olarak;

28- “Ve yüzlerimiz, kalbim, fotoğraflar kadar kısa ömürlü.”
(s.11)

Metis Yayınları, 2016

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin