Jean-Michel Basquiat; The Radiant Child: En Çok Parladığı Anda Kayan Bir Yıldız

Sokaktan müzeye bir yaşam hikayesi…Genç, yetenekli, zeki ve başarılı; popüler sanatın, en çok parladığı anda kayan yıldızı…Ruhunun karanlığıyla sanata ışık tutmuş, sanat alanında hiçbir eğitim geçmişi olmamasına rağmen o, hepimizin bildiği ‘Jean-Michel Basquiat’ olmayı başarmış. Sanatı okulda değil müze duvarları arasında öğrendi. Çocukluğundan beri New York’un en büyük modern sanat müzesi The Museum of Modern Art’ın düzenli bir ziyaretçisi olan Basquiat’nın eserleri galerilerde sergilenmeden önce duvarlar onun tuvali sokaklar da sergisi oldu.

Bugün hepimiz onu tanıyor olsak da, hepimizin kabul ettiği bir sanatçı olduğunu söyleyemeyiz. Ancak onun istediği herkes tarafından kabul görmek değil, yalnızca kendi olabilmekti. İç dünyasını bizlere Graffiti yoluyla aktarmayı seçmiş ve hatta Graffitinin bir sanat dalı olarak kabul edilmesine büyük katkı sağlamış olan ikonik sanatçı Jean-Michel Basquiat’nın kim olduğuna ve yaptıklarına kısaca bir göz atalım.

Graffiti sanatı her ne kadar çok fazla yetenek gerektirmeyen bir sanat dalı olarak düşünülse de, bireylerin bir şeyler üreterek kendini ifade edebildiği görsel bir uygulama olarak Graffiti, gelişimini hala sürdürmekte olan bir sanattır. Basquiat, önce New York’ta graffiti sanatçısı olarak ün kazanmış, ardından 1980’lerde yeni dışavurumcu tablolar çizmeye başlamıştır. Ressam aynı zamanda uluslararası bilinirliğe sahip ilk Afroamerikan ressam olmuştur.

- Advertisement -

Jean-Michel Basquiat 22 Aralık 1960’ta, New York, Brooklyn’de doğdu. Haiti ve Porto Riko göçmeni bir çiftin oğlu olan Basquiat parlak bir çocuktu; çok kültürlü bu evde büyürken dört yaşına geldiğinde okuma yazmayı öğrenmişti ve on bir yaşına geldiğinde ise İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerine hakimdi.

Problemli bir kişilik sergileyen Basquiat, 1978’de okulunu ve ailesini terk etti. New York’ta sokak satıcılığı yaparak ve çeşitli işlerde çalışarak yaşamaya başladı. Para kazanmak için New York müzeleri önünde, kendi çizdiği resimleri içeren posta kartlarını ve tişörtlerini satmıştır. O dönemdeki arkadaşlarından Al Diaz ile birlikte, SAMO takma adı altında güney Manhattan sokaklarında graffitiler yapmaya başlayan sanatçı çevrede bir anda ün kazanmıştı. Böylece toplumun dikkatini de ilk kez graffiti imzası ‘SAMO’ (same old shit – aynı eski bok) ile çekmiş oldu. Basquiat ‘SAMO’yu arkadaşı Al Diaz ile birlikte, ikili lisedeyken yarattı. Sıklıkla telif hakkı simgesi olma özelliği taşıyan imza, 1977 ile 1980 yılları arasında Aşağı Manhattan ve Brooklyn boyunca uzanan binalar üzerinde görülmeye başlandı. İşbirliğinin sonu, 1980’de ‘SAMO öldü’ diye bildiren bir dolu graffiti imzası yoluyla ilan edildi.

Basquiat’nın imza niteliğindeki sanatsal motifi taç, Batı sanatı tarihini hem kabul eder hem de buna meydan okur. Basquiat atlet, müzisyen ve yazarları içeren siyahi erkek figürleri taçla bezeyerek bu tarihsel olarak haklarından mahrum edilmiş sanatçıları krallara hatta azizlere layık bir konuma yükseltiyordu.

Şöhret kazanmaya başladığı yıllarda “Grey” isimli bir rock grubu kurdu. Bu sırada, Rammellzee ve K Robb ile Beat Bop (1983) adlı bir rap kaydı yaptı ve single’ın kapağını tasarladı. İlgi odağı olmak Basquiat’nın hoşuna gitmişti. 1980’de Blondie’nin şarkısı ‘Rapture’ın müzik videosunda çıktı insanların karşısına. Basquiat’nın ilk yağlıboya resmini 200 dolara satın alanlar, tanınmış şarkıcı Debbie Harry ve erkek arkadaşı Chris Stein oldu. Basquiat’nın en güçlü sanat malzemesi zengin referanslarıydı. Anatomiden kimyaya, coğrafyadan tarihe farklı alanlardan kelimeleri, isimleri, bilgileri tuvale yansıtan sanatçı, ansiklopediyi anımsatan zengin bilgi birikimiyle herkesi şaşırtıyordu.

Basquiat ressam olarak ilk defa Haziran 1980’de, birçok sanatçının katıldığı The Times Square Show isimli serginin ardından ressam olarak adından söz ettirmiş ve bu önemli sergiyle sanatında yeni bir boyut kazanmıştır. The Radiant Child tablosunun 1981’de Artforum dergisinde basılmasının ardından Basquiat, uluslararası bir bilinirliğe ulaşmıştır. Sonraki birkaç yıl boyunca ressamın eserleri New York’un önemli galerilerinde sergilenmiştir.
Julian Schnabel, Kenny Scarf ve Francesco Clemente ile birlikte Basquiat, modern sanat içinde insan figürünü yeniden kullanıma sokan Neo-Ekspresyonizm’in öncü figürlerinden bir olarak kabul edilmekteydi. 1996’da Neo-Ekspresyonist yoldaşı Schnabel, sanatçının çalkantılı yaşamı hakkında Basquiat’yı canlandıran Jeffrey Wright ve Warhol’u canlandıran David Bowie ile birlikte biyografik bir filmi yönetti.

Andy Warhol – Jean-Michel Basquiat

Yaşamı boyunca dostu ve akıl hocası olan Andy Warhol ile uzun bir süre birlikte çalıştı. Warhol ve Basquiat arasındaki ikonik dostluk, Basquiat’ın henüz sokaklarda yaşadığı ve ünlü olmadığı dönemlerde başlamıştı. Basquiat, sokakta gördüğü Warhol’u takip etmiş ve yaptığı kartpostalları ona satmak istemişti. Kartpostalları çok beğenen Warhol, o gün birkaç tanesini satın almıştı. Bir süre sonra Basquiat, Warhol’un en yakın arkadaşı ve en büyük rakibi haline geldi.
David Bowie ile de kısa bir süre birlikte çalıştı ve Madonna ile henüz ikisi de starlığın kıyısındayken kısa süreli bir ilişki yaşadı.

1982’de henüz çok gençken Kassel’deki (Almanya) Documenta’da şimdiye kadar etkinliğe katılan en genç sanatçı olmayı başardı. Büyük değer atfedilen bu sergide yağlı boyalarından altmış tanesi sergilenmekteydi.
1982’de Annina Nosei Galerisi’ne dahil oldu ve aynı yılın baharında ilk tek kişilik sergisini açtı. Basquiat 1984’ten başlayarak 1980’lerin sanat dünyasının dinamosu Mary Boone’a katılmak üzere Annina Nosei’yi bıraktı. 1986’da New York Times dergisinin kapağında yer aldı.

Sergi açılışlarında kulağında Walkman ile gezen, stüdyosuna gelen koleksiyoncuları Armani takım elbisesi ve çıplak ayaklarıyla karşılayan sanat dünyasının asi ve özgün çocuğuydu o. Sanatı onun en güçlü direniş yönetimiydi. Irkçılığa, şiddete ve kapitalizme karşı sesini sanatıyla duyuran Basquiat için sanat kendini ifade etmenin en iyi yoluydu.

1984 sonrasında ressam, gittikçe artan sıklıkta kokain ve eroin kullanmaya başladı. Andy Warhol’un 1987’deki ölümü Basquiat’ı derinden etkiledi. Birkaç uyuşturucuyu birlikte kullanmasına bağlı zehirlenme sonucunda, 12 Ağustos 1988’de New York’ta hayata veda ettiğinde henüz 28 yaşındaydı. Sanat dünyasındaki bilinen adıyla Radiant Child, kısa kariyerine sayısız parlak fikir sığdırdı. Yaptıkları ve yaşamı, başka birçok sanat eserine ilham veren sanatçı, genç bir sanat dehası olarak zihinlere kazınmayı başardı.

Hayatı boyunca popüler olmanın nasıl hissettireceğini merak etmiş ve bunu tatmak için yanıp tutuşmuş bir sanatçı olmasına rağmen, popüleritenin yükünü sırtlanabilenlerden olamadı. Bunun sebebi ise, hızlı bir şekilde giriş yaptığı bu ‘entelektüel’ çevrenin aslında sanatın imgesel yönü hariç tüm nesnel ve ticari nitelikleriyle ilgileniyor olmasıydı. Sanat dünyasının iplerini elinde tutan medyanın yarattığı bu karışıklıktan, kaostan dolayı gittikçe daha da çok tükenmiş hisseden Basquiat, Warhol ile bir konuşması sırasında şöyle demişti:

”En başta hiç kimse bunu yapabileceğimi beklemiyordu. Başardığımda ise dediler ki ‘Tamam, ama arkasını getiremez.’ Şimdi kendimi öldürdüğümü falan söyleyip duruyorlar ama sonra kendimi düzelttiğimde de ‘Sanatı öldü’ diyecekler.”

Jean- Michel Basquiat; kendini öldürdü ama sanatı yaşıyor.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Must Read

Filme Uyarlanan 10 Gerçek Hayat Hikayesi

Çoğu zaman vakit öldürmek için film izleriz ama bazıları bizi fazlasıyla etkiler hatta bir şeyler öğretir. Bu listedeki biyografik filmlerin bazılarından bir şeyler öğreneceğiz...