Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Geçmişe özlem duymak birçoğumuzun içinde, derinde de olsa, var olan bir şey. Hatta bazılarımız bu duyguyu öylesine yaşıyorlar ki andan kopup geçmişte takılı kalıyorlar. İşte bugün size tam da bu konuyu anlatan bir film önerisiyle geldik. 2011 yapımlı Midnight in Paris filmiyle. Türkçe’ye Paris’te Gece Yarısı olarak çevrilen film sizi ilk üç dakikasında dolu dolu bir Paris turuna çıkarıyor. Herkesin bildiği yerleri gösterse de eğer şehri hiç gezmediyseniz bu kısım size hitap edecektir.

Renkleri ve fon müziğiyle o ilk dakikalardaki şölen içinizi ısıtıyor. Ardından film başlıyor ve filmimizin karakteri olan Gil ile tanışıyoruz. Gil (Owen Wilson) bir kitap yazmakta olan başarılı bir senarist. Nişanlısı Inez (Rachel McAdams) ve onun ailesiyle birlikte Paris’teler. Aslında Amerika’da yaşamalarına rağmen geçmişe özlemiyle yaşayan Gil Paris’i çok seviyor. Onun için altın çağ 1920’lerin ışıltılı Paris’i. Nişanlısı ise tam burada bu duruma zıt bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Gil’in aksine yaşadığı zamanı çok seviyor ve Paris ona göre bir yer değil.

Filmi izledikçe aralarındaki uçurumun gün geçtikçe ne denli arttığını görüyoruz filmde. Bizce burada ufak bir mesaj var; sevgi ne kadar fazla olsa da bazı temel uyuşmazlıkları örtemiyor. Çiftler bir türlü birbirlerinin frekansına giremiyorlar çünkü. Biri arabayla seyahat edip markalarla değerlendirirken diğeri yağmurda ıslanarak yürümek istiyor.

Yine anlaşmazlık yaşadıkları bir durumdan sonra geceleyin şehrin büyüsünü keşfetmek isteyen Gil sokaklarda yürümeye başlıyor. Tam bu anda o çok istediği ‘altın çağ’a bir bileti oluyor ve filmin can alıcı kısmı burası. Ama burası hakkında detaylı bilgi vermeyeceğiz çünkü filmi izleyerek tadını çıkarmanızı istiyoruz.

Sadece şunu söyleyebiliriz ki bu kısımda ışıltılı Paris gecelerindeki danslardaki ritme kendinizi kaptırmanız olası. Özellikle de sanatsever kesimdenseniz ve bir yazarla tanışma hayali kuruyorsanız filmi büyük bir tebessümle izlemeniz olası.

Gil film boyunca size hem hayallerinizi sorgulatıyor hem de geçmişe özlem duymak ne kadar mantıklı sorusunu sorduruyor. Bu sorgulamayı filmdeki bir karakter olan Paul ile de yapabilirsiniz tabii. Çünkü ona göre ‘nostalji, zamanın reddidir’.

Filmde adını vermeyeceğimiz biri de Gil’e aşkı sorgulatıyor ki – biraz özel bir bilgi de olsa- bu yazıyı yazan olarak benim en sevdiğim kısımlardan biriydi. Türkçe’ye çevirirken bazı kelime değişimleri olabilir ama özetle aşkın gözlerine baktığımızda bir an için ölümsüz hissedeceğimizi söylüyor.

Söylemek istemediğimiz kısımda replik olarak çok güzel cümleler var ancak onlarla ilk karşılaşma anınızı sizden çalmıyor ve film ile ilgili birkaç özel yoruma geçiyoruz.

‘En İyi Senaryo’ Oscar’ını kazanmış bir film var karşımızda. Karakter geçmişe takılı biri de olsa film sonunda bir nevi ilacını buluyor. Filmde Amerikan idolüne karşı da bir duruş var. İyiyi kötüyü/ güzeli çirkini film size kendi sunuyor. Her şeyi bilen karaktere karşı kendi karakterini sempatik gösteriyor. Olay bir kişi etrafında dönüyor ve bu yüzden diğer karakterlere biraz haksızlık edildiğini söyleyebiliriz. Ancak bu durum filmde iğreti durmuyor. Filmde kısmen gerçek ve hayal birbirine karışıyor. Mantığınızla baktığınızda garip duracak ayrıntılara kalbinizle baktığınızda tam tersini düşünüyorsunuz. Yani aslında film siz edebiyatı sevdiğiniz kadar güzel geliyor size. Hayal kurabildiğiniz müddetçe anlamlı oluyor izledikleriniz. İçinizdeki romantik tarafı uyandırıyor diyebiliriz bu yüzden. Yönetmeni şuan skandallarla anıldığı için üzgünüz. Filme bu bilgi dışında baktığımızda bir kültür, sanat ve edebiyat dergisi okuru olarak sizin de seveceğinize inanıyoruz. Nostalji tutkunuysanız eğer kendinizi sorgulamanız da filmin bonusu.

Umarız Paris sokaklarında gezmekten ve o büyülü kısmı izlemekten keyif alırsınız. Film bitince Google’dan bakmak isteyeceğiniz isimler olabilir bizden söylemesi 🙂

‘Şimdiki zaman seni tatmin etmez çünkü hayatın kendisi tatmin edici değil’

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin