Işık ile Yazmak: Fotoğrafın Tarihçesi

Teknik sözcüklerle açıklarsak fotoğrafçılık, hassas bir yüzey üzerine ışığı kaydederek bir görüntü oluşturma sürecine verilen isimdir. Teknik bakış açısıyla bir zanaat olarak algılanabilecekse de içine estetiğin de katılmasıyla bir sanat olarak görülebileceği aşikar. Peki günümüzde pahalı dijital kameralar (nostalji sevdalısı analog fotoğrafçılarını hariç tutarsak), süper tele objektifler, flaşlar, reflektörler… gibi pek çok ekipmanla icra edilen bu sanat dalı bu hale nasıl geldi, ilk nerede ortaya çıktı ve hangi aşamalardan geçti? Bu yazımda kısaca fotoğrafın ve fotoğrafçılığın tarihçesinden bahsedeceğim.

Fotoğrafın Etimolojisi

İlk olarak kısaca değinmek gerekirse fotoğraf sözcüğü Yunanca “ışık” anlamına gelen “photos” ve “yazı” anlamına gelen “graphe” sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur ve “ışık ile yazmak” anlamına gelir. Sözcük ilk olarak 14 Mart 1839’da Royal Society of London’da Sir John Herschel tarafından bir ders sırasında kullanılmıştır.

Camera Obscura ve Öncesi

- Advertisement -

Fotoğrafın temeli, MÖ 4000-2350 yılları arasında Mezopotamya’da hüküm sürmüş Sümerler tarafından ortaya atılan ilkeye dayanıyor: “Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü ters bir şekilde odanın duvarında oluşur. Bu bilgiye dayanarak fotoğrafın tarihinin sandığımızdan daha eskiye dayandığını söylemek mümkünse de, pek çok farklı tekniği bir araya getiren bu sanatın oluşumunda çok daha fazla kişinin ve bilginin birleştirilmesinin gerektiğini de unutmamak lazım. İlk fotoğraftan neredeyse 2000 yıl önce, Yunan filozof ve matematikçi Aristoteles ve Çinli matematikçi Mo Di, Sümerlerin de bildiği bu prensibe dayanarak bir “ışık deliği kamerasından” bahsetmişler. Ünlü optikçi İbn-i Heysem de 10. yüzyılda hem bu bahsi geçen ışık deliği kameraları hem de karanlık odalar üzerine araştırmalar yapmış, yine aynı coğrafyadan bir başka optik bilgini Basralı el-Hasan ise bir “karanlık kutuyu” güneş tutulmalarını incelemek için kullanmış. Dijital çağa gelmeden önce fotoğraf için gereken kimyasallar gümüş nitrat ve gümüş klorür ise sırasıyla 13. yüzyılda Albert Magnus ve 16. yüzyılda Georges Fabricius tarafından keşfedilmiş. Bu kimyasalların fotoğraf için bilinçli bir şekilde kullanılabilmesini sağlayan “ışığın bazı kimyasalları nasıl kararttığı” açıklaması ise 1694 yılında Wilhelm Homberg’den gelmiş. Modern kameraların atası olarak kabul edilen camera obscura (Latince “karanlık oda”) ise ilk kez 17. yüzyılda kullanılmaya başlanmış.

Kalıcı Bir Görüntü Elde Etmek

Camera obscura ile birlikte bir görüntüyü başka bir yere aktarmak mümkün hale gelse de bu görüntüyü kalıcı hale getirmek uzun yıllar almış. 19. yüzyılda ilk olarak Thomas Wedgewood, gümüş nitrat eriyiğine batırdığı bir deri parçasına ışık tutarak negatif bir görüntü elde etmeyi başarmış ancak tepkimeyi durdurur durdurmaz bu görüntüyü kaybetmiş. Daha sonraları Johann Heinrich Schulze de karanlık oda tekniklerine yakın bir yöntemle görüntüyü kalıcılaştırmayı denese de başarılı olamamış. Bu amaca ulaşan ilk kişi ise 1827 (kimi kaynaklara göre 1826) yılında Joseph Nicephore Niepce olmuş. Üzerini katran benzeri bir sıvı ile kapladığı bir pirinç plakayı 8 saat pozlayan Niepce, plakayı daha sonra lavanta yağına batırmış. Plaka üzerindeki sertleşmemiş bölgelerin çözünmesiyle ilk görüntü, ya da ilk fotoğraf, bir kulübe çatısı üzerinde bir güvercin çatısı fotoğrafı, elde edilmiş. Yönteme 1837’de pirinç yerine bakır plaka kullanıp, oluşan görüntü civa buharıyla açığa çıkarılarak elde edilecek şekilde Daguerre tarafından son hali verilmiş.

Niepce tarafından elde edilen ilk fotoğraf

Piyasadaki İlk Ürün: Siz Düğmeye Basın, Gerisini Bize Bırakın!

Çalışmaları ve aşamaları bu kadar uzun süren kameranın ilk kez bir ürün olarak piyasaya sürülmesi ise biraz daha zaman almış. Günümüzde hala varlığını sürdüren, hatta yakın zamana kadar fotoğrafçılık piyasasının en iddialı şirketi olan Kodak tarafında üretilen ilk makine 1888 yılında satışa çıkmış. Şirketin ürünü piyasaya sürerken kullandığı slogan ise “Siz düğmeye basın, gerisini bize bırakın!”.

Neyin Fotoğrafı?

Daha sonraları çok büyük gelişmelerle farklı boyutlara gelecek olsa da o zamanlar için “kalıcı bir görüntü elde eden bir cihaz” amacına ulaşılmasıyla bu yeni tekniğin (sanatın) sınırları konuşulmaya başlanmış. Bu yıllarda fotoğrafçılığın ilk yaygın konuları ise mimari, kent manzarası, portre ve olay tanıklığı olmuş. Daha sonraları özellikle fotoğraf için gerekli pozlama süresinin dakikalardan saniyelere inmesiyle portre fotoğrafçılığı diğerlerinin arasından da sıyrılmış ve pek çok önemli şahsiyetin birçoğu günümüze kadar ulaşan fotoğrafları çekilmiş.

İlk portre fotoğrafı

 

İlk kadın portre fotoğrafı

İlk botanik fotoğrafı

İlk durgun yaşam fotoğrafı

Fotoğraf Makinesinin Tarihsel Gelişimi

1827’de ilk fotoğrafı elde etmek için kullanılan fotoğraf makinesi, günümüzde “Dagerreyotipi” olarak bilinen makinelerden. Ancak zaman içinde fotoğraf makinesi olarak bildiğimiz alet, bu 500kg ağırlığındaki dev makinelerden başlayarak çok büyük değişimlere uğramış, hatta bambaşka bir hale gelmiş diyebiliriz.

Dagerreyotipi (Daguerrotype) dev bir fotoğraf makinesi

1850’li yıllarda ise eski filmlerden aşina olduğumuz, fotoğrafçıların sokaklara kurup insanların karşısına geçtiği o körüklü makineler geliştirilmiş.

Körüklü makine ile yapılan bir fotoğraf çekimi

1860’lara gelindiğinde ise “single reflex” yani “tek yansımalı” fotoğraf makineleri üretilmiş. Makine içine eklenen bir lens yardımıyla görüntünün bir kez yansımaya uğratıldığı bu tip makineler sayesinde fotoğrafa perspektif kazandırılıp derinlik algısı eklenmiş. Bu oldukça eski bir teknoloji olsa da şunu belirtmek gerekir ki günümüzde en yaygın olarak kullanılan dijital kameralar da aslında bu prensiple çalışıyor (DSLR: digital single lens reflex).

1870’lerde ise renkli medyanın öncüsü olan ilk renkli fotoğraf makinesi ortaya çıkmış. James Clerk Maxwell’in geliştirdiği yöntemle, aynı pozun kırmızı, yeşil ve mavi filtrelerle çekilip birleştirilmesiyle elde edilen fotoğraflar, ilk renkli fotoğraf makinelerinin önünü açmış.

1880’lerden itibaren ise ilk “el kameralerı” üretilmeye başlanmış. Öncülüğünü Kodak’ın yaptığı bazı şirketlerin bireysel fotoğraf makineleri üretmeye başlamasıyla bu yeni zanaat/sanat giderek yaygınlaşmış. 1800’lerin sonunda “bir görüntüyü hassas bir film üzerinde saklayıp banyo etme yöntemiyle bir kağıda aktarma” prensibine dayalı rulofilm kameralar, 1900’lerin başında ise “şipşak kamera” olarak da bilinen ve günümüzde nostalji severlerin kullandığı polaroid kameralar piyasaya sürülmüş.

Rulofilm kamera

Polaroid kamera

Daha sonraları 1930’larda ise Franka&Heidecke şirketi tek yansımalı fotoğraf makinelerine farklı bir alternatif getirmiş. Çift objektif kullanılan ve “twin lens reflex (TLR)” olarak bilinen bu makinelerin artısı ise farklı açıların fotoğrafa aktarılabilmesini sağlaması.

TLR fotoğraf makinesi

Milattan öncesi tarihlerden 20. yüzyıla kadar aşama aşama gelişen fotoğraf makinelerine 1960 yılında motorlar, 1964 yılında ise ilk kez flaş eklenmiş. Bu evrimin sonu ise 1980’li yıllarda, bütün kimyasal süreçlerden vazgeçilmesiyle olmuş. Dijital teknolojinin gelişmesiyle fotoğraf makineleri de buna uyum sağlamış ve görüntüyü aktarma ve saklama işlemleri dijital yollarla yapılır hale gelmiş. Sonrası ise teknolojinin hızla gelişmesiyle gelişen teknik özellikler olmuş.

Üniversitedeyken aldığım fotoğraf dersinde hocam demişti “Fotoğrafı makine değil fotoğrafçı çeker, makine çekiyorsa onu tutan fotoğrafçı değildir.” diye. Ben de buna katılıyor ve fotoğraf sanatına gönül vermişseniz elinizdeki makinenin ne olduğunun çok önemi olmadığına inanıyorum. Ancak yine de bilginin zararı olmaz, değil mi? Umarım aydınlatıcı bir yazı olmuştur.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Tayfun Tatar
Tayfun Tatar
Gömlek cebinde şiir, fotoğraf ve biraz da sonbahar taşıyan bir basit adam

Must Read

Filme Uyarlanan 10 Gerçek Hayat Hikayesi

Çoğu zaman vakit öldürmek için film izleriz ama bazıları bizi fazlasıyla etkiler hatta bir şeyler öğretir. Bu listedeki biyografik filmlerin bazılarından bir şeyler öğreneceğiz...