Işığın Ölüme Daveti: Akdamar Kilisesinin Efsanesi

 

Dünyanın pek çok mimari yapısı yapım aşamasında kullanılan tahta, toprak, çimento, taş, demir gibi yapı malzemelerinin birleşiminin ötesinde bir varlığa kavuşmuştur. Bazı yapılar üzerilerine giydikleri o ihtişamlı kıyafetin içinde cansız, solgun, soğuk bir beden taşırken; bazıları ihtişamı bedenleri, sanatları ve onlara ruh katan hikâyeleriyle  yılları yıllara bağlarlar.

Yıllar yıllara bağlanırken sanat eserlerinin  beraberinde getirdikleri söylenceleri de bizi  merak duygusuyla sanat eserine bağlar. Bu söylenceleri, raftaki biraz sararmış, biraz tozlanmış kitabın içinde bulamazsınız. Mimarinin kitabı vardır ama yaratıcılığın kitabı yoktur. Aşk tanımlanabilir ama ona ait anlatılar, herhangi bir şeyin tanımı gibi sonuna  nokta koyulup bitirilecek bir cümle kadar kısa değildir.Anlatılan şeyleri bardağa halklar doldurur, sanat onu yıllara servis eder ve bardağın içindeki cümleleri içenler onu kulaktan kulağa aktarır. Aşk sese dönüşür ve merakla dinlenir.

Popüler kültür bu hikâyeleri birçok insanla tanıştırır. Ülkemizin mimarı güzelliklerinden ve İstanbul’un sembollerinden biri haline gelen Kız Kulesi’nin hikâyesi kulaklarda yerini, duygularda anlamını çoktan bulmuş olsa da daha bilmediğimiz ve belki de bildiklerimizi yerinden edecek daha neler vardır, kim bilir…

- Advertisement -

Yaşanıp yaşanmadığı  bilinmeyen ama duygularınızda ona bir karşılık bulacağınızı umduğum bir efsaneyi paylaşmak istiyorum.

 

 

Bir zamanlar Van Gölü’nün adalarından birinde, şimdiki adıyla Akdamar, Ermeni baş keşişin güzelliğiyle dikkat çeken Tamar adında bir kızı varmış. Adanın çevresinde yaşayan genç bir çoban keşişin kızının güzelliğinden etkilenmiş ve ona aşık olmuş. Genç çoban Tamar’la buluşmak ve onu görmek için her gece adaya yüzermiş. Tamar ise her gece karanlıkta yerini belli etmek ve adeta genç çobana yön göstermek için onu elinde bir fenerle beklermiş. Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına inmiş ve genç çobanın yönünü kaybetmesi  için ada kıyısında sürekli hareket etmiş. Bu durum gencin boşuna yüzüp gücünü yitirmesine neden olmuş. Yüzerken gücünü yitiren ve yorgun düşen genç çoban boğulmuş  ve boğulmadan önce son olarak dudaklarından şu kelimeler dökülmüş: “Ah, Tamar !”. Bu haykırışı duyan kız, sevgilisinin sarılamadığı bedenini suların şeytani maviliğine bırakmış. O günden sonra ada “Ah Tamar ! “ ifadesiyle anılmaya başlamış ve bu kelimeler hem adanın ruhu olmuş hem de daha sonra adanın ismine karışmışlar. Bu haykırış dilden dile aktarılarak Akdamar olarak değişmiş ve adanın ismi halini almış.

Bu efsane farklı şekillerde de anlatılır. Mesela kızın orada yaşamasından ziyade babasının onun güzelliğini saklamak için onu adaya hapsetmiş olduğu da söylenir. Farklılaşan bir diğer nokta da, gencin adaya bir sandalda kürek çekerek geldiği ve bunu fark eden baş keşişin sulara içinde fener olan bir sandal saldığı, fırtınalı gecede o sandalın hızla sürüklendiği ve gencin sularda kaybolarak öldüğü üzerinedir.

Efsane nasıl farklılaşırsa farklılaşsın suların içinde kaybolan gençler günümüze kadar ulaşmayı ve aşklarının büyüklüğünü yılların şahitliğiyle bizlere ifade etmeyi başarmışlardır. Gerçek olsa da olmasa da mimari yapılara hayat verme, suları konuşturma ve aşklara şahitlik yapma gücüne sahip hikâyeler iyi ki varlar!

 

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Must Read

Dönemine Damga Vurmuş Beş Usta Sanatçı

Pablo Picasso, Tarsila do Amaral, Salvador Dali, Frida Kahlo ve Remedios Varo'yu kapsayan beş usta sanatçıyı çocukluklarıyla, kariyerleri ve eserleriyle sizlere tanıttık. 1. Pablo Picasso Pablo...