İnsanlığın Düşüşü Üzerine Bir Roman: Albert Camus, Düşüş | 30 Alıntı

Gece Modu

     Bir insanın ikilemini bir bar masasında 102 sayfa boyunca anlatan ve sizi de kendi ikilemlerinizi bulmak ve bir doğru ile yaşatmak için çaba sarf eden küçük roman ve anlatı kitabı…

   Hayatı anlamlandırmamızı değil de içinde bulunduğu devrin insanlarından farklı anlamlandırdığını anlatan Albert Camus, bu kitapta karşımıza Paris’te yaşayan saygın bir avukat olarak çıkar. Soylu davaların avukatı ve adaletin her gece onunla birlikte yattığını düşünen, mesleğini çok seven bu avukat, mesleğini yaparken en çok da vicdanına güvenir. ‘Meslek hayatımda gerçekten kusursuzdum. Hiçbir zaman rüşvet almadım, bunu söylemeye gerek yok, ama hiç kimse için aracılıkta bulunmaya da tenezzül etmedim. İşin daha da az rastlanır yanı, ben, kendisine yaranmak için hiçbir gazeteciye, dostluğundan yararlanayım diye hiçbir devlet görevlisine dalkavukluk etmeye kalkışmadım.’ (sf. 20) diyecek kadar hem de…

Körlerin sokakta karşı karşıya geçmesine yardım eden, ihtiyar satıcıdan çiçek alan, sadaka vermeyi seven, terbiyeli olmaktan sevinç duyan ve kendinden vermeyi çok sevecek kadar cömert olan avukatın ismi Jean-Baptiste Clamence’dir. İlk başlarda kendisini bu sıfatlarla tanıtsa da kendisi sandığı kadar iyi midir? Kitabın belli bir bölümüne kadar ismini vermeyen ve hep ‘o gece’den bahseden kahraman, ‘ben’ dilini kullanarak okuyucu merakla sonraki sayfalara sürükler. Bu kitap, bazı bölüm başlarında daGerçekten aziz hemşehrim, merakınızdan dolayı size minnet borçluyum. Yine de, hikayemin hiçbir olağanüstü yanı yok’ (sf. 34) diyerek aslında bir anlatı kitabı olma özelliği taşır. Kendisini anlatmayı seven ve dahası bu kadar iyi(!) olan, mesleğinde başarılı bu genç adamın Paris’i neden terkettiği, mesleğini bıraktığı ve o gece neler yaşandığı merak konusudur. Kahraman, barda tanıştığı birisine sohbet esnasında hayatını anlatarak başlayan bu roman/anlatı kitap boyunca barda devam eder. Mekan, kahramanın da içerisinde bulunduğu bardır fakat okuyucu o bardan çok uzaklarda yani kahramanın beyninin içinde ve anılarında gezintiye çıkar. Kitabın anahtar kelimesi sorgulamaktır. Kahraman, barda oturduğu süre boyunca hem kendini sorgular hem de okuyucuya kendisini sorgulatmasına izin verir. Clamence, sorgulamaları boyunca aslında kendisinin bu kadar iyi ve yardımsever olmadığını anlar. Bencil, kendini beğenmiş birisidir ve de yalnızdır. Kendisinin farklı olduğunu düşünen kahraman, kitabın ilerleyen satırlarına doğru farklı değil, yalnız olduğunu öğrenir.

İnsanlar göründüğü gibi midir? Mensubu olduğumuz topluluğa gerçekten yakın mıyız? İnsanlar bizi, bizim kendimizi gördüğümüz gibi mi kabul ediyorlar? Bu ve bu tür sorulara cevap arıyor ve ‘o gece’ ne olduğunu merak ediyorsanız, Clamence’nin, topluma yabancı olduğunu anladığı ‘düşüş’ün kim tarafından gerçekleştiğini ve de düşüşün hem dışarıda hem de kendi içinde yarattığı derin sarsıntıyı öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ediyoruz. Şimdi de, ‘düşüş’ün ipuçlarına ve Camus’un kendisini arındırma olarak gördüğü kitabın alıntılarına geçelim:

1- “Doğruluk duygusu, haklı olmanın verdiği doyum, kendini değerlendirmenin sevinci, bayım, bizi ayakta tutan ya da ilerleten güçlü zembereklerdir.” (sf. 19)

2- “Dostlarımızın bizi çok yüceltmesinden Tanrı korusun bizi, aziz bayım. Görevi bizi sevmek olanlara, yani yakınlarımıza, müttefiklerimize gelince, başka bir derttir bu. Gerekli sözcüğü söyler onlar, ama bu, daha çok, işlerine gelen bir sözcüktür; tüfek atar gibi telefon ederler ve de vururlar.” (sf. 27-28)

3- “Ama biliyor musunuz niçin ölülere karşı hep daha dürüst ve daha cömertizdir? Nedeni basittir! Onlara karşı bir yükümlülüğümüz yoktur.” (sf. 28)

4- “Bana öyle geliyordu ki, hiç öğrenmemiş olduğum, ama yine de çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum. Evet sanıyorum ki, her şey o zaman başladı.”    (sf. 34)

5- “Birinin son sözü söylemesi gerekir. Yoksa, her nedene karşı bir başka neden ileri sürülebilir. O zaman sonu gelmez bu işin.” (sf. 36)

6- “Evet, cehennem böyle olmalı: Tabelalı caddeler ve düşüncesini anlatma olanaksızlığı. İnsan, kesin olarak sınıflandırılmıştır.” (sf. 37)

7- “Benim kendisinden nefret ettiğime inanan biri, onu geniş bir gülümseme ile selamladığımı görünce apışıp kalıyordu. O zaman, yapısına göre ya bendeki ruh büyüklüğüne hayran oluyor ya da ödlekliğimi küçümsemeyle karşılıyordu.” (sf. 39)

8- “Hayalim, olguların sınavına dayanamamıştı.” (sf. 42)

9- “Kısacası, mutlu yaşayabilmem için, seçtiğim varlıkların hiç yaşamamaları gerekliydi. Onların yaşamlarını benim keyfime bağlı kılmak gerekirdi.” (sf. 51)

10- “Yorgunum, itiraf edeyim. Konuşurken ipin ucunu kaçırıyorum, dostlarımın övmekten hoşlandığı o zihin açıklığım kalmadı artık. Dostlarım diye de ilke olarak söylüyorum zaten. Artık dostlarım yok, yalnızca yardakçılarım var.” (sf. 54)

11- “Eğer intihar edebilsem de sonra suratlarını görebilseydim, o zaman ürküttüğüm kurbağaya değerdi. Ama yeryüzü karanlıktır, aziz dostum, tahta kalın, kefen ışık geçirmez. Ruhun gözleri, evet kuşkusuz, eğer bir ruh varsa ve onun gözleri varsa!” (sf.54)

12- “Hayatta olduğunuz sürece durumunuz kuşkuludur, ancak onların kuşkuculuğunu hak edersiniz. Bu durumda, manzaranın tadına varabileceğimize ilişkin tek bir inanç bulunsaydı, inanmak istemedikleri şeyi kanıtlayıp onları şaşırtmak zahmetine değerdi. (sf. 54-55)

13- “Kuşkulu olmaktan çıkmak için,düpedüz var olmaktan çıkmak gerekir.” (sf. 55)

14- “Ben yaşamı seviyorum işte, işte benim gerçek zaafım bu. Ben yaşamı öylesine seviyorum ki, yaşamdan başka şeyler için hiçbir imgelemim yok.” (sf. 55-56)

15- “Gerekirse ölür insan, boyun eğmektense zincirini kırar. Ama ben boyun eğiyorum, çünkü kendimi sevmeye devam ediyorum.” (sf. 56)

16- “Çünkü yargısız cezaya dayanılabilir. Zaten onun masumluğumuzu garantileyen bir adı vardır: mutsuzluk. Hayır, tersine, yargıdan kurtulmak, mahkemece hiç karar verilmeksizin hep yargılanmaktan kaçınmak söz konusudur.” (sf. 56)

17- “Kusurlardan korkmaya neden yoktur.” (sf. 56)

18- “Kimileri için, kendilerine hizmet etmiştim. Kimileri içinse, hizmet etmeliydim. Kısacası, bütün bunlar düzenin içindeydi ve ben bunu fazla üzüntü çekmeden keşfettim.” (sf. 58)

19- “Mutluluğunuz ve başarılarınız, ancak bunları cömertçe paylaşmaya razı olduğunuz taktirde affedilir. Ama mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir. Ya mutlu ve yargılanır ya da bağışlanır ve sefil olacaksınız.” (sf. 58)

20- “Doğuştan dürüst ya da zeki olmakta bir meziyet yoktur. Nasıl ki doğuştan suçlu olmakla koşullar gereği suçlu olmak arasında sorumluluk bakımından fark yoktur kuşkusuz.” (sf. 59)

21- “Biz, hem suçlu olmaktan çıkmayı, hem de kendimizi arıtmak için çaba göstermemeyi isteriz.” (sf. 60)

22- “En sık yardım ettiğim kişiler, en küçümsediklerimdi.” (sf. 62)

23- “En fazla yer kapladığım anda ortada yoktum.” (sf. 63)

24- “Hiç kimse bu konuda hiçbir zaman doğruyu bilmezdi, çünkü doğruyu bilen tek kişi, sırrının üzerine yatan ölünün kendisiydi.” (sf. 64-65)

25- “Masumluğun kambur yaşamaya zorlanması varsayımını bir an bile göz önüne alamam. Kaldı ki, hiç kimsenin masum olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz, oysa herkesin suçlu olduğunu kesinlikle onaylayabiliriz. Her insan başkalarının suçuna tanıklık eder, inancım ve umudum bu benim.” (sf. 78)

26- “İnsanları üç kategoriye ayırırdı: Yalan söylemeye mecbur kalmaktansa hiçbir şey gizlememeyi yeğleyenler, hiçbir şey gizlememektense yalan söylemeyi yeğleyenler ve aynı zamanda hem yalanı, hem de gizi sevenler.” (sf. 84)

27- “Kimse için hiçbir zaman mazaret olmamalı, işte başlangıçta ilkem bu benim. İyi niyeti, değerlendirilecek hatayı, yanlış adamı, hafifletici nedenleri kabul etmiyorum ben. Bende kutsama yok, af dağıtma yok. Yalnızca toplama yapılır sonra, ‘Şu kadar tutuyor. Siz bir sapıksınız, şehvet düşkünüsünüz, yalan hastasısınız, oğlancısınız, sanatçınız vb.’ denir. İşte böyle, o kadar katı. Bu duruma göre, gerek felsefe gerek politikada ben, insanın masumluğunu reddeden her teoriden ve ona suçlu gözüyle bakan her pratikten yanayım. Demek ki ben köleliğin aydın vatandaşıyım, azizim.” (sf. 92)”

28- “Önemli olan, özgür olmaktan çıkmak ve kendinden daha namussuz olana pişmanlık içinde itaat etmektir. Hepimiz suçlu olduğumuz zaman, demokrasi olacaktır.” (sf. 95)

29- “Kendimi ne kadar suçlarsam, o kadar sizi yargılama hakkına sahibim.” (sf. 97)

30- “Mesele kötü insan olmak değil, ama ışığı yitiriyor insan, evet, ışığı, sabahları kendini bağışlayan kişinin o kutsal masumluğunu yitirdik biz.” (sf. 100)

  • 1957 Nobel Edebiyat Ödülü
  • Fransızca aslından çeviri Hüseyin Demirhan
  • Albert Camus, Düşüş, Can Sanat Yayınları, 25. baskı, Ağustos 2015

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin