İlkel Avrupalı Paul Gauguin (1848 – 1903)

Uygarlığın sadece acı verdiğini, oysa ilkelliğin kendisini yeniden yarattığını fark ederek, ailesi dahil her şeyi ardında bırakıp hayatını sanatına adamış, mücadelesi takdir edilesi bir sanatçı Paul Gauguin.

“Mayıs ayını geçiştirebilmek için 100 frank param kaldı. Daha sonra, şayet gittikçe dayanılmaz hale gelen hastalığım bana göz açtırırsa, içinde yuvarlandığım sefalete rağmen bir kaç güzel resim yapmaya çalışacağım…”

Paul Gauguin, 1800’lerin Avrupa kültürünün onu tatmin edemeyeceğini anlayarak kendini bu batılı uygarlığın dışında tutup, ilkelliğin saflığıyla ruhunu doyururken sanatını da beslemek uğruna onunla bağını koparmış Fransız bir ressamdır. Soyu anne tarafından Peru’ya dayanan Gauguin’i hiç bilmediği, yabancıl, farklı kültürler her zaman cezbetmiştir. İlk dili olan İspanyolcayı, ilk gençlik yıllarında annesiyle birlikte Peru’nun başkenti Lima’ da yaşadığı sürede öğrenmiş ve daha sonra yetişkinlik yıllarında da bu dili konuşmayı tercih etmiştir. 1865’te Fransa’ya geri dönmüş ve burada bir süre borsacılık, ticaret, deniz ticareti ve donanma görevlisi gibi çeşitli işlerle uğraşmıştır. Ancak bu işlerin hiçbiri onun kendisini ifade etme biçimine uygun bir dil olmadı. Resimden önce son olarak yaptığı iş borsacılıktı ve 1882 yılında borsanın batmasıyla birlikte Gaugin, 1873’ten beri ruhunu dinlendirmek için yaptığı resme bütün zamanını verdi. Resim onun hayatında yalnızca bir hobi değildi, hem kendini ifade etme biçimi hem de geçim sağlama aracıydı artık.

Vase With Flowers On The Window, 1881

Beş çocuk babası Gauguin ve ailesi hem duygusal hem mali sıkıntılar yaşamaya başlamışlardı. Eşinin öğretmenlik işi yapabileceği Danimarka’ya taşınmak zorunda kaldılar. Bu sürede ailesi onu resim yapmaktan vazgeçirmeye çalışıyordu. Tüm bunlar Gauguin’i derin bir mutsuzluğa sürükledi ve bu mutsuzluk giderek büyüdü. Gauguin aynı yıl ailesini geride bırakarak Paris’e döndü.

- Advertisement -

Gaugiuin, Paris sanat camiasında kendine bir yer edinebilmek uğruna çok mücadele veriyordu. Resimlerinin ucuza gitmesiyle yaşadığı mali sıkıntılar nedeniyle şahsi resim koleksiyonunun çoğunu satmak zorunda kaldı. Evliliği yolunda gitmiyor, ailesinden de bir destek göremiyordu. İsyankarlığı artmış, bunalımı daha da derinleşmişti. Avrupa’nın toplumsal etkisinden uzakta, saf ilhamların peşine düşmek için 1880’lerin sonunda bazı seyahatlere çıktı.  Bu seyahetlerinin durağından biri olan Martinique’te Gauguin, yerlilerin arasında bir kulübede ressam Charles Laval ile kalarak ilkel yaşam tarzını özümzedi.

Bir diğer durağı olan Brittany’de, bir sanat camiası olan Pont-Aven’de kültürel eğilimlerine dayanarak kendini geliştirdi. Aven camiası Japon estetiğine ve üslubuna büyük bir ilgi gösteriyor ve bu kültürden etkileniyordu. Dostu Pontaveniste Emile Bernard ile birlikte Gauguin, Japon üslubunu geliştirerek bir senteze ulaştı. Resimde kalın çizgileri, canlı renk ve formları vurgulayan, bu özelliklerin birleşerek duygu ve anlamı kompozisyona katması yüceltilen bu senteze “sentetik sembolizm” adını verdi.

Bretonlu Köylü Kadınlar, 1886

1891’de Gauguin kendini Fransa havasından azat etme düşüncesiyle Tahiti’nin Papeete kentine gitti. Her ne kadar burada karşılaştığı Fransız sömürgesi onun egzotik cennet algısına gölge düşürse de Gauguin, kendini Batılılardan farklı görüp Tahiti yerlilerine hayran kaldı. Burada geçirdiği zaman, sanatsal üretim açısından oldukça verimli oldu. Yaptığı resimlerin çoğuna Reo Ma’ohi yerli dilinden isimler veriyor, ilkel heykeller ve ahşap oymalarla uğraşıyordu. Burada çıkardığı eserlerden cesaret alarak 1893’te Paris’ e dönerek tek kişilik bir sergi açtı. Ne var ki Fransız toplumu Gauguin’in gösterişli, başkalarına benzemeyen üslubunu kaba buldu ve beğenmedi. Gauguin’in çalışmalarının değeri ancak ölümünden sonra anlaşılabildi.

Gauguin 1895’te Fransa’dan temelli ayrılıp, ülkesiyle birlikte sanat kariyerini de ardında bırakarak Tahiti’ye geri döndü. Kendini ve ruhunu dinlendirmek için başladığı resme, yine kendini dinlendirmek için bayramlar ve Pazar günlerinde, ‘kafa dağıtmak için yapmak dışında’ elveda dedi. 1900’den sonrasına ait bir resmine rastlanmadı ancak yaratıcılığını heykele dökmeyi sürdürdü. Yapıtlarının temaları giderek karanlıklaştı ve uygar toplumla ilkel saflığı karşı karşıya getirdi. Kafasındaki fikirler ölümcül bir hal alınca arsenik içerek intihara teşebbüs etti. Bu olaydan sonra hayatı nispeten dinginleşti.

Gauguin bir kez daha batı dünyasından uzakta teselliyi bulmak için 1901’de Markiz Adaları’ndan Havi Oa adasına göç etti. Sağlığı kötüye gidiyordu ve otoritelerle çatışması hapis ve para cezası almasına sebep oldu. Ne var ki hiç hapse girmedi, çünkü mahkumiyetinin başlamasından önce kırk dört yaşında frengiden öldü.

Gaugin Batı dünyasına soğuk baksa da zamanının çok sayıda önemli sanatçısıyla işbirliği yapmıştır. Canlı renkler ve desenler kullanması Avrupa’da yeni bir şeydi ve izlenimcilikten postizlenimciliğe geçişin yolunu açarak modern sanat çağını başlattı. İlham verdiği ressamlar arasında Henri Matisse, Andre Derain, Vincent van Gogh, Pablo Picasso ve Georges Braque vardı.
Kendisi yaşarken değeri bilinmemiş olsa da günümüzde bir usta olarak anılmaktadır.

Nafea Faa Ipoipo ( Ne Zaman Evleneceksin? )

K: GRZYNKOWSKI, Eric. SANAT 101.
İstanbul: Say Yayıncılık, 2016.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Must Read

Viking Sanatı: Kılıçlardan Süslü Broşlara

Vikingler ve kültürleri, Vikinglerin ilk hâkimiyet günlerinden beri hayatımızın içinde. İskandinav kültürü ve mitolojisi, Thor gibi süper kahramanlarla popüler kültüre nüfuz ediyor; Attack on...