Gece Modu

  Türk Dili, kadim Türk toplumunun en kıymetli hazinelerinden birisi ve kültürel zenginliğinin en önemli koruyucusudur. Ural-Altay dil ailesinin, Altay koluna bağlı olan Türkçemiz, Arapça ve Almanca dillerinde olan gramatikal cinsiyetin bulunmadığı bir dil olup (dişilik, erkeklik, cinsiyet ayrımı) tümce sırası olarak “özne-nesne-yüklem” şekline sahiptir. Ayrıca, Türkçemizin sondan eklemeli bir dil oluşu; edebi olarak kulağa hoş gelen bir zenginliğe ve fonetik açıdan kusursuz bir düzene sahip olmasını sağlıyor.

  Türkçe dilinin, tüm bu zenginliklerinin bir neticesi olacak olmalıdır ki; yüzyıllar boyunca süregelen Türk Edebiyat yaşantısı ciddi anlamda takdire şayan ve bir o kadar da nefes kesicidir. Edebi düzlemde ders çıkarılacak onlarca akım, kalemine şapka çıkarılacak yüzlerce yazar ve şair barındırmaktadır.

  Divan şiirinin akıl almaz uhrevi anlatımı, Cumhuriyet Dönemi şairlerinin vatana bağlılıkları, ilerleyen zamanlarda “Birinci Yeni” olarak adlandırılacak olan Garip Akımının mazlumun yaşantısına eğilmesi ve hoşgörünün insancıl bir örneği olarak ortaya çıkması ve hemen akabinde ‘Birinci Yeninin’ devamı “İkinci Yeni”.

  Alışılagelmiş kalıpları acımasızca yıkan ve anlamdan hızlı, kararlı adımlarla kopan; ısrarcı, şimdiye kadar yazılan şiirlerin dar çemberini muhteşem geniş bir perspektife çevirerek tek anlamlı şiire nazaran birden fazla sonlu şiirin perdesini aralayan, okuyucu nezdinde anlaşılma gayesini bir kenara bırakarak şiirin zincirlerini kıran, bolca metafor ve imgenin kar beyaz sayfa düzleminde batıp çıkmasını mümkün gören, geniş anlam yelpazesi ile çok fazla takipçisinin bulunmasının yanı sıra bir o kadar da karşıtının bulunduğu bir hareket; “İkinci Yeni”…

  İkinci Yeni, bu sebeplerden dolayı Türk edebiyatının edebi zenginliği için çok önemli bir noktayı işgal etmişlerdir. Bu önemli akımın bazı temsilcileri de “İkinci Yeniciler” olarak anılırlar. “İkinci Yenici” olarak anılan çok önemli şairlerimiz bulunuyor. Onlardan bazıları; Ülkü Tamer, Ece Ayhan, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, Sezai Karakoç gibi önemli şair ve yazarlarımızdır.

         KONUŞMA

İyi nişan alırdı kendini asan zenci
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci
Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

                                       -Ülkü Tamer

Ülkü Tamer (1937-2018)

  Tüm bu şairlerimizin yanında daha genç bir isim daha var ki ona “İkinci Yenici” demek ne kadar uygun olur bilinmez ancak tam anlamıyla onun yazdığı cümle bütünleri ile uyuşuyor. Modern Türk Edebiyatının en önemli isimlerinden birisi olan, romancılık yeteneği yanında şiirler de yazan bir yazarımız; Murat Menteş.

  2005 yılında kaleme aldığı “Dublorün Dilemması” adlı eseri ile edebiyat sahnesine, ‘romancı kimliğiyle’ eteklerindeki taşı dökmek için ilk kez çıkan yazarımızın bu romanını  2009  yılında  “Korkma Ben Varım” takip ediyor. Mevzubahis iki eserinde de benzer bir üslup ile ifade sanatına giden Murat Menteş, romanlarındaki akıcı ve bir saniyesinde bile sandalyesinde soluklanılmayan bir yöntem kullanıyor. İlk kez okuduğunuzda alışkın olunmadığından mütevellit baş dönmesi, kusma ve benzeri sağlık bozulmaları gözlenebiliyor.

  Yazarın romancı kişiliğini bir kutuya narince bırakıp, kenara koyduğumuzda bu sefer şair kimliği ile sisin arasından beliriveriyor Menteş. 1997 yılında “Kuzgun’un Gölgesi” ve 2010 yılında yayımladığı “Garanti Karantina” kitapları ile şiirin ne kadar derinlikli, aynı zamanda da bir o kadar kendi dünyamıza göre yorumlanabileceğini muzip bir tavırla önümüze koyuyor. Şiirlerinde, İkinci Yenici üstatlardan esintileri bolca bulabildiğimiz Murat Menteş’in haylaz ve saldırgan şiirleri, neredeyse kendi başına bir aidiyet kazanacak haldedir. Tanrının tanımladığı çoğu duyguyu yeniden yorumlamak için; ‘Cennet’in kapılarını yumrukluyor’.

Murat Menteş ve bir kedi…

   SEKSAPEL SEKSEN PAPEL

Bir 45’lik lütfen; plak ya da tabanca.
Stresli bir gangster başka ne ister?
Aşiretim kötürüm çetem komada
Hareketli bir hedef gibi Jüpiter

Telefonum çalıyor, arayan canlı bir kız!
Ateş ile barut süper bir ikilidir.
Kimsecikler kırılmaz, hangi çağdayız?
Hem cinayet göründüğü kadar zevkli değildir.

Pekala, yanılmışım fakat isabet olmuş:
Taziyeye giden bir ağır hasta gibi
İmgesel rehineler, simgesel değiş tokuş…
Kainatı görmezden gelemezsin ki?

Radyo anteni sanki, Türkiye’ye yapışık,
Halka dik dik bakan 30 bin heykel.
Duygu, zaman, imaj, beden her şey kiralık
Maalesef, mesela seksapel seksen papel.

Avını kovalarken kaybolmayasın?
Şans, bir aptalın temel ihtiyacıdır.
Paso lagaluga, habire mırın kırın
“İnşallah” demeyen paranoyaktır.

                            -Murat Menteş

  Özetle “İkinci Yeni” bazı sağlam duvarları yıkıyor.

  Şiirin ve düz yazının anlam bütünlüğü korunduğu sürece her zaman anlamlı olacağını düşünmek şiirin temel işlevlerinden olan “duygu aktarımı” için kesin ve keskin hatlar çizecektir. Bunun bir sonucu olarak şair, bu keskin hatlardan dışarı çıkmaya çekinecek ve asıl potansiyelin önü kalın kırmızı çizgilerle bir çerçeve çizercesine kapanacak ve anlam bu çerçeveden dışarı çıkamayacak, neticede ise o küçük çerçevenin içinde ölüme terk edilecektir. Dünya durmadan kültürel bir hareketlilik halinde sınırsız bir dinamizm içerisindedir. Eğer ki anlam kendi potansiyelini aşacak genişlikte bir alan bulamaz ise; ne şiir artık şiir olur, ne roman, ne de deneme.

 

 

KAYNAKÇA;

  • Menteş, Murat (2005), “Dublörün Dilemması”, İletişim Yayınları
  • Menteş, Murat (2009), “Korkma Ben Varım”, İletişim Yayınları
  • Menteş, Murat (1997), “Kuzgun’un Gölgesi”, Yedi İklim Yayınları
  • Menteş, Murat (2019), “Garanti Karantina”, Sel Yayınları
  • Doğan, Mehmet H. (2008), “İkinci Yeni Şiir (Antoloji – Dosya)”, İkaros Yayınları
  • Menteş, Murat, “Seksapel Seksen Papel (şiir)”, https://www.antoloji.com/seksapel-seksen-papel-siiri/
  • Tamer, Ülkü, “Konuşma (şiir)”, http://askisiir.blogspot.com/2011/05/konusma-ulku-tamer.html

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin