Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



1- “Hiçbir bebek, büyüdüğünde yetişkin bir erkek ya da kadın olacağının farkında değildir. Bu yüzden, bebeklerin ‘cinsiyetler’ üzerine görüşleri son derece tarafsızdır. Başkaları buna, ‘bebeklerin cinsiyeti yoktur’ der. Ne yazık ki, o sıralar henüz konuşamadıklarından, tarafsızlığından ötürü pek değerli görüşlerini alamıyoruz.” (S.56)

2- “Erkeklerin de ağladığını ilk kez altı yaşında öğrenmiştim. Annemin uzun bir tatile çıktığı yazdı. Babama ‘günaydın ‘ demek için, neşeyle yatak odasına girdiğimde, onu pencerenin pervazına dayanmış, aşağıdaki sokağı seyrederken bulmuştum. Yaklaşınca dudaklarını ısırarak usul usul ağladığını görmüş ve çok korkmuştum. Ben de ağlamaya başlayınca babam beni fark etmiş, yatıştırmaya çalışmış, dişinin ağrıdığını söylemişti. Hala birinin dişi ağrıdığında içim cız eder.” (S.58)

3- “Sanıldığının aksine ‘bütün anneler güzel’ değildir. Gerçekte bazı anneler güzeldir. Çünkü kadınların hepsi doğuştan güzel değildir. Ne mutluluktur bir çocuğun annesinin ışıltılı gözleriyle gururlanması, annesini güzel bulması… Küçük kulaklara, komşulardan, akrabalardan, hatta yabancılardan çalınan “ne hoş kadın”, “pek güzelmiş maşallah” ,” çuval giyse yakışır” seslerinin tınısı… “(S.60)

4- “‘Annelik’ ve ‘Karılık’, insan yaşamı içinde doğum, hastalık, büyümek, yaşlanmak ve ölmek kadar doğal oluşumlardan kadının payına düşen ekstralardır. Bunlar bir yaşam içinde mutluluk, sevinç, şans ve şanssızlık kadar olasılık sınırları içindedir. ‘Anne’ ve ‘karı’ olmak için çok çalışmanız, çok iyi eğitilmiş olmanız ve başarı hırsıyla dolmanız gerekmez. Hemen bütün yetişkin dişiler birinin karısı birilerinin annesi olabilir.” (S.61)

5- “Yaşamın yolu gibi, ölmenin yolunu da kendimiz seçmeliyiz.” O halde intihar edebilenler, yaşamın yolunu seçebilen, tercihini yapabilen insanlar mıdır? “Neden yaşam sofrasında, karnı doymuş bir konuk gibi kalkıp gitmiyorsunuz?” Açgözlülük edip sonuna dek yaşamakta direnmek, utanmazlık mı yani?” (S.63)

6- “Felsefenin tek ciddi ve gerçek sorunu vardır: intihar! Yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığı felsefenin temel sorunudur.” (S.66)

7- “Annesi, babası, çocuğu, sevgilisi, arkadaşı, kim olursa olsun, bir insan öbürüne ulaşmak için göze aldıklarıyla sevilir. Öbürüne ulaşmak yürek ister. Göze alabilmek ister. Bir insandan bir başkasına geçmek, emek ister, sevgi ister, yürek ister. Bunlar bile köprüleri kurmaya yetmez bazen…” (S.98)

8- “Analitik düşünce yapısı, sürekli yeni kapılar açmak, her kapının ardından çıkabilecek şok ve süprizlere dayanmak, direnmek ve savaşmak demektir. Sorgulamayı, cesareti, karmaşadan korkmamayı gerektirir.” (S.133)

9- “Evet, Hemingway hayata bir kavga, bir oyun, bir gösteri olarak bakmıştır, ama aslında en çok bir arayıştır yaşam onun için.” (S.154)

10-“Yaşam güçtür, evet yaşam güçtür. Ama bir kez bu gerçeği içtenlikle anlar ve kabul edersek, yaşam artık güç gelmeyecektir bize, çünkü bir kez kabullenilen gerçek, artık sorun olmaktan çıkar(…) Yaşam bir dizi sorunlar zinciridir. Bu sorunlara ağlamak, sızlanmak mı, yoksa onları çözmek mi istiyorsunuz? Çocuklarımıza çözümler öğretmek istiyor muyuz?” (S.184)

11- “Disiplin, yaşam problemlerini çözmek için gerkesindiğimiz araçların tümüdür. Disiplin olmadan hiçbir şeyi çözüme kavuşturamayız. Ama tam ve bütün bir disiplinle. “ (S.185)

12- “Bir nesil geçer gider, başka bir nesil gelir, ama yeryüzü sonsuz sürer gider… Güneş de doğar ve güneş batar. Doğduğu yere koşar gider… Rüzgar güneye yollanır, sonra kuzeye yönelir, durmamacasına dolanır ve rüzgar dolaşımına denk geri döner. Bütün nehirler, denize varır, gene de deniz dolmaz; nehirler, çıktıkları yere dönerler.” (S.219)

13- “Ölümün cinsiyetinin, doğurgan oluşuyla ilgisi var, benimle değil. Doğurganlığın ‘annelik’ kavramından çok, ‘ üremek’ eylemiyle bağlantısı söz konusu. Çünkü yok ettiklerinin yerine yenilerinin gelmesi, bir denge kurması zorunlu.” (S.219-220)

14- “Adlar, dedi.
Adlar, yalnızca sembollerdir. Ve biz yaşantımız boyunca sembollerin ardından koşarız. Oysa kim bilir senin gerçek adın nedir. Nora? Nilüfer? Nezihe? Ama bunun ne önemi var. Sen, yine sensin!” (S.273)

15- “Bu yüzden bana kızan feministler var. Kadını, doğurabilir insan diye tanımlamama, ayrımcılık yaptığım iddiasıyla saldırıyorlar. Halbuki ayrımcılık, ayırdığın şeylerden birine yüklenen negatif anlamla oluşur. Ben doğurabildiği için kadını eksik bulmuyorum ki, aksine, doğuramadığı için eksik olan erkektir, diyorum.” (S.307)

16- “Evet, ben yaşamaya tutkunum. Ne demiş şair? Yaşamak şakaya gelmez/ büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın/ bir sincap gibi mesela/ yani yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden/ yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.” (S.314)

17- “Bırak intiharı, ben doğal ölümden bile korkuyorum Nil! Elimde olsa hiç ölmeden sonsuza dek denize açılmak, güzel yemekler yemek, rakı içmek, güzel şiirler okumak, güzel kadınlar sevmek, birbirinden güzel çocukların babası olmak isterdim, anlıyor musun?” (S.314)

18- “‘Ne olacağız biz?’ dedi Nilsu, bir formülü matematik kitabında arar gibi. ‘İyi olacağız’ dedi Teoman. ‘Sen de yeşil susamuru olacaksın bir gün ve biz iki yeşil susamuru olarak yaşlanıp çoluk çocuğa karışacağız.’ ‘Kırk gün kırk gece düğün yapıp muradınıza ereceğiz, bir de kerevet var, çıkacağımız.” (S.315)

19-“‘ Ben gitsem bile, ancak bir şiir getirmeye giderim.’” (S.317)

İki Yeşil Susamuru | Buket Uzuner | Everest Yayınları

İstisna Yazarlara, İstisna Zamanlara...

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin