Nasıl başlayacağını bilmediği bir konuşma gibiydi kendiyle kapışması. Hangi düşüncesinden dolayı kendine işkence etmesi gerektiğine bir türlü karar veremiyordu. Kendini gereksiz yere hırpalıyordu. Sadece o değil, nefes alan herkes hayattan bir işaret bekleyerek yaşıyordu. Onun işaretleri görmesi uzun zaman alıyordu ya da yanılsamalarının kurbanı oluyordu. Yine böyle olmuştu, evde otururken üstüne bir ağırlık, huzursuzluk çökmüş kıvranmaya başlamıştı. Üstünü değiştirmek zor geldi. Montunu geçirdi üstüne. Çıktı evden, yağmur yağıyordu. Neden şemsiye almamıştı ki? Yolun yarısını bunu düşünerek geçirdi. En basit şeyleri bile ne kadar büyütüyordu, dayanılmaz biriydi. Karşıdan karşıya geçti. Arabalar hızla geçiyordu hâlâ. Kim cuma gecesi evde otururdu zaten ondan başka. Sahildeydi sonunda. Deniz tuzunun kokusu başını döndürdü. O çok sevdiği köprünün dibine kadar yürüdü. Bu kadar yağmur yağmasaydı otururdu saatlerce. Denize baktı uzun uzun, tuz tadı işledi tüm duyu organlarına. Her insan geçmişini hatırlar, gülümser ya da ağlar, sonra hayatına devam eder. Peki, o neden geçmişinden bu kadar korkup, geçmişin ruhlarıyla savaşıyordu?

Yaşayan insanları hayaletlere dönüştürme ustasıydı. En yakınında tuttuğu, çocuk gibi üzerine düştüğü, bir zamanlar gerçekten sevdiği kim varsa hayatında; akraba, arkadaş, sevgili… sıfatını asla önemsemeksizin hepsinin hatalarına karşı acımasız davranır, onları hayatından çıkartır ancak onların hayaletlerini yaratırdı kendi içinde. İnsanların içinde, insanlardan uzaklaşarak ve insanlardan gitgide nefret ederek yaşamaya başladığında 24 yaşındaydı.

Dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren tek bir gün sadece bir tek gün gözlerini tekrar kapatmak istedi. Hiç uyanmamış olsaydı, o gün hiç yaşanmamış olsaydı. Aynı şehirde nefes alamayacakları o gün hiç gelmeseydi, bugün hissettiği bir yere ait olamama duygusunu tatmadan ölebilir miydi?

Dalgalara baktı, köpüklere özendi. Dalgaların içinde bir an ortaya çıkıp, sonra kaybolan köpüklerden olmayı diledi. İntihara meyilli olduğunu düşünürdü etrafındakiler, haksız değillerdi, aslında ölümün her türlüsünü merak ediyordu. Doğu’nun o depremle defalarca sarsılmış, küçücük şehrinde kalbini depremlerle sarsan haylaz çocuk onu her görmezden geldiğinde eline bıçağı alıp bileklerini kanatmayı denememiş miydi defalarca? Bir türlü becerememişti, izi bile yok o kesiklerin şimdi, en azından görünen yerlerinde yok.

Aradan geçmiş 13 yılın ardından neden denizin karşısına geçmiş onu düşünüyordu. Karşısına çıkan herkesin içinden haylaz bir oğlan çocuğu çıkartmaktan vazgeçeli bir yıl olmuştu. Bir yıl once o haylaz çocukla yeniden tanışmıştı. Kocaman bir adam olmuştu. Gamzeleri yerinde duruyordu, gamzelerinden öpmek istedi, yapamadı. Şimdi düşünüyordu. Gamzelerini böylesine seven bir kadın çıkmış mıydı karşısına? Peki ya gamzelerinden öptüyse onu biri? Dünyanın çok küçük olduğuna öylesine inanıyordu ki, dünyanın bu kadar küçük olmasının onları buluşturacağına inanıyordu. Bu inancı bir isteğin ürünü değildi, aksine hayatta yaşadığı en büyük tereddüt bir gün onunla karşılaşma ihtimaliydi. Onunla karşılaştığı anı düşünmek bile kafasını defalarca suya sokup çıkarmak, beynine damla damla su akıtmak gibi işkenceler silsilesiydi onun için ama çıkmıştı işte karşısına. Cevap veremediği bir soru varsa, bir kası tembel diye yüzünden yansıyan hınzır gülümsemenin nesini bu kadar çok sevdiğiydi… Hep güzel gülen erkeklerin ilgisini çekmesi bu yüzdendi belki de…

İrkildi birden arkasından bir sokak köpeği geçmişti, telaşla kaçıyordu onun neredeyse bir saattir dikildiği yağmurdan. Geri dönmek için hareketlendi. Keşke geri dönecek ve yeniden başlayacak gücü olsaydı…

Paylaş
Önceki İçerikKırk Beş Dakika
Sonraki İçeriksiyah
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin