Gece Modu

‘Yazmak, söyleyecek bir sözü olmak demektir.

 Yazmak, anlatacak bir öyküsü olmak demektir.

 Yazmak, kendine has sesi, sözü, gözü olmak demektir.’

Dev Lotr Testi

     Diyerek başlıyor kitap, okuyacağımız on dört hikayeyi yazarın kendine has sesi, sözü ve gözüyle okumadan evvel hikayelerin niteliğinden bahseden üç cümle.

     Birbirinden bağımsız on dört hikayeden oluşan bu kitabı okurken, ilk hikayede emeklemeye başlayan çocuğun son hikayeye doğru yürümesine hatta koşmasına şahit oluyoruz çünkü on dört hikayenin hepsinde de bir ’çocuğun peşine düşeceğiz.’. Yazarın kitapta geçirdiği ‘ellerimin balon koktuğu yıllar’ cümlesini okurken, o yılları sayfalara taşıdığını anlayacak ve sizin de elleriniz balon kokacak. Kalbi yara almış, değer görmemiş çocuklukların ve ‘iyi bir insan’ olma umuduyla yola çıkmış kahramanların hikayeleri bunlar. Yazarın ‘yaşamak, çocuksu korkular benim için’ sözünü okurken ne kadar büyümüş olursak olalım çocukluk korkularımızın hala kalemimizden akarak bizimle birlikte yaşadığını hatırlayacağız.

  Tuba Yavuz, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Deneme ve öyküleri Hece, Türk Edebiyatı, 4K Edebiyat, Poyraz Edebiyat’da yayımlandı. Zaman zaman ‘kuruyan dal diken de olsa yeşerir’ diyecek kadar umutlu, ‘gök olmakla toprak olmak; su olmakla ateş olmak birmiş aslında’ diyecek kadar olgun, ‘hiç yeşermesin gönlüm diye, sulamadım yanaklarımı, ağlamadım’ diyecek kadar da temkinli. On dört karakterin hepsi birbirinden farklı olsa da buluştukları ortak alan: Çocukluk ve sağduyu. Hikayeleri okurken, acılarını en derinden hisseden bir çocukluk geçirdiyseniz veya ‘dünya hassas kalpler için birer cehennemdir’ sözüne inanarak şimdiki yaşınıza geldiyseniz hikayelerden ve karakterlerden etkilenmeniz çok olası.

   Sitare… Sözlükte yıldız anlamına gelen bu ad, hem kitabın hem de on dört hikayeden birinin ismi. Yazarın, ‘Belki güneşsiz bir dünyada Sitare olmak istiyorum. Güneşe kızmam da bundan, bilmiyorum’ demesi güneşi görme şansı olmamış çocuklukları okuyucuya anlatırken ışığımızı bulduracak iki şeye yönlendiriyor, umuda ve hayal kırıklıklarımıza.

  Kitapta hikayelere geçmeden önce bazen Turgut Uyar’ın bazen de Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirleri karşılıyor bizi. On dördü de sade, yalın ama etkili cümlelerle kurulmuş olay örgülerini okurken kendinizi kahramanın yerine koymanız da, bir şeyler bulmanız da hatta sayfalarda ilerlerken kahramanı yönlendirmeniz de mümkün. Kısa cümleler ve kelime oyunları ile  gökyüzü kadar berrak kelimeler bunlar. Bazen bir çocuğun kalbine inerek olay olmaksızın gezintiye çıkacak bazen de olaylar arasında kendi kalbinizi bulmaya çalışacaksınız. Sonbaharın yapraklarını döktüğü gibi kitap sona ererken hüzün kokacak zihinleriniz.

      ‘Önce yazıp, sonra yaşamak istiyorum’ diyen yazarı okurken ellerinizin balon kokmasını diliyorum! Keyifli okumalar.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin