Gece Modu
  1. “ Akıllı bir kadınla birlikte olmak istiyorsan, aptal olmaya bak! Çünkü akıllı kadınlar nedense aptal erkeklere bayılırlar; böylece kendilerini tamamlamış olduklarını düşünürler. Aptallık ve zekâ bir bütündür çünkü. Biri var diğeri yoksa, yok olan kendini bir eksiklik olarak hissettirir.
    • Peki, ya akıllı erkekler?
    • Öyle bir şey yok, ama görüyorsun ya, bazen yokluk bile bir zenginliği ifade edebiliyor.” (S:21)
  2. “ Yaşadıklarım, yazdıkça kim bilir nasıl bir şeye dönüşecek! Abartacağım, yalan söyleyeceğim, unuttuklarımı anımsıyormuş gibi yapacağım. Sonunda, hikâyemi bir başkası yaşamış gibi olacak. Kendimi, sözcüklerin arasında, cümlelerin içinde başka biri olarak bulacağım. Yalanlarımın peşinde sürükleneceğim.” (S:27)
  3. “ Adamın içinde bir köpek havlıyor; hiç susmuyor. Bir parça kemik ele geçirdiğinde bir an yatışıyor ama sonra yeniden yaygaraya başlıyor. Köpeğin adı vicdan.” (S:27)
  4. “ Büyük anlamlar yüklediğim hayatım, başkaları için, salladıkça içinde kar yağan küçücük bir cam kutuydu. Ben yalnızca bir kar tanesiydim. Gerçek bile değildim. Sentetik elyaftım.” (S:30)
  5. “ Kendiliğindenlik, toplumsal doğamızın ilk kanunuydu. Yaptıklarımın anlamını tam olarak açıklayacak bir yanıta hiçbir zaman sahip olamamıştım.” (S:32)
  6. “ Yollarda yüzlerce insan görüyorum. Yaşamlarının ne kadarının kendilerine ait olduğunu bilmiyorum; yürüyüşleri, dalgınlıkları, uykulu halleri bana hep bunu düşündürüyor. Kopya gibi görünüyorlar. Belki asılları başka bir boyutta, bilmediğimiz bir yerde yaşıyor. Yüzlerine baktıkça kendi düşkünlüklerimi görüyorum. Yenildiğimi; kavram ve nesnelere duyduğum ilginin azaldığını, gün boyu oradan oraya koşturan silüetlerden birine dönüştüğümü, giderek zayıflayan bir ışık demeti gibi yavaşça söndüğümü hissediyorum… Köpeğe sus diyorum, susmuyor… Başkalarından daha başarılı olmaktan vicdani bir kaygı duyuyorum.” (S:49)
  7. “ Yıllar süren bir yolculuktan sonra evime dönmüş, yatağıma uzanmış gibiydim ama yorgunluk hissetmiyordum. Biri, bütün bedenimi boşaltmış, içimi huzurla doldurmuştu. Ayağa kalkıp penceremi açmak, dışarı bakmak, neler olup bittiğini anlamak istemiyordum. Aslıma dönmüştüm; çam dallarıyla birlikte sallanıyor, kozalaklarla yere düşüyor, suyla akıyordum. Bir el, hiç incitmeden ruhuma dokunuyor, okşayışlarıyla yaşamımı yoğuruyor, biçim veriyordu. Rahattım; sonunda ortaya iyi bir sanat yapıtı çıkacağından hiç kuşkum yoktu. Iyi bir yaşam, iyi bir öykü, iyi bir son… Bir kitapta okumuştum; bir adam mutsuz biten öykülerin sonunu değiştiriyordu. Işi gücü buydu; öykülerin sonunu değiştirmek… şimdi, elinde kalemle benim öykümün üstüne eğilmişti. Silgisi de vardı. Kargacık burgacık harfleri özenle siliyor; silgi parçalarını temizlemek için kâğıda üflüyordu. Bağlılıklarım, inandıklarım, önemsediklerim havada uçuşuyordu. Yeniden yaratılıyordum. “ (S:64)
  8. “Bilgi, başkaları için bir ihtiyaç değilse hiçbir şey yapamazsınız. Dar bir ırmağın üstünde, küçük bir kayıkla kendi kendinize gider gelirsiniz.” (S:100)
  9. “ Kadınlar birer mutfak faresiydi. Erkeklerinin geçmişlerine, geleceklerine sıkıca tutunmuşlardı ve çoğunlukla bu yazgının dışında bir yaşamı hayal etmeyi başaramıyorlardı. Başlarını o delikten bu deliğe sokuyorlar, tencereleri, toprak çanakları şehvetle yalıyorlar, koku alma duyularını erkeklerinin çoraplarını koklayarak örseleyip, eskimiş ayakkabılar gibi ışıltısız ve terk edilmiş bir halde, günlerin tozuna, toprağına karışıyorlardı.” (S:101)
  10. “ Bunca yıl sonra anladığım tek şey şu; ben bir açım ve yalnızca kendi hayatıma diş geçirebilirim. Yasallığı olan biricik suç biçimi budur.” (S:117)
  11. “ Hayat böyle bir şeydi. Bazı duygular, bazı istekler zaman zaman ötekileri yeniyor, ruhumuzu yoldan çıkarıyor ya da yola getiriyordu.” (S:121)
  12. “ Tek tek birer kahraman olan bu insanlar, bir araya geldiklerinde cehaletleriyle beni kusturuyorlar. Onları sevmemin bir işe yaramayacağını biliyorum. Bu yüzden, onları anlamaya çalışıyorum…” (S:177)
  13. “ Gerçeğin yolu tek kişiliktir. O yolda bir tek şeyi gerçekleştirebilirsin; kendini… Başkalarını da gerçekleştirmeye kalkışırsan, asıl gerçeğin, yani nesnel gerçeğin hükmüne tabi olursun… Ve biliyor musun, o gerçek, daima, senin tasarladığından farklı bir yolda yürür. Apışıp kalırsın. Ne o çocuklar gerçekleşir, ne de sen! Bir şeylerini feda etmekle kalırsın ve bu da seni mutlu edebilir… Ayrı düştüğümüz yönlere bakma. İşte şimdi aynı yöndeyiz; adam olmakta… sen buna bencillik diyorsun. Ben pişmek diyorum. “ (S:203)
  14. “ Biliyor musunuz, hep şu duyguyla yaşanır; biri gelip size bulacak… Bütün yaşadıklarınızı aklayacak ve gerçekten yaşamış olduğunuza size inandıracak. Oysa hepsi yalandır. Bir ölüyü elinden tutup kimse ayağa kaldıramaz. Onun konuştuklarını kimse anımsamaz. Sözcükler ormandaki yapraklar gibi çürür. Var oldun ve ormana gömüldün! Demek ki artık kuşların kursağındasın…” (S:205)
  15. “ İnsan, aklanmayı, olumlanmayı, bağışlanmayı kendi uyduruyor. Cennet ve cehennem gerçekten olsaydı suç işlemezdik, kırmazdık, öfke diye bir şey olmazdı. Bütün bunları yaptığımız için bu masallara gereksinmemiz var. Çünkü cadılarla, kötü devlerle, zebanilerle, şeytanla, yani uydurduğumuz yalanla savaşarak kendimizi iyi hissetme olanağına sahip oluyoruz. Gerçek savaşların ve gerçek barışların yerine bunları koyuyoruz. Hiçbir masala gerçekten inanmıyoruz; inanıyormuş gibi yapıyoruz; ahlaksız birinin korkularına sığınıyoruz. Düzmece, vicdanı dışlayan, biçimsel bir ahlak uyduruyoruz ve bu ahlak korkularımızla besleniyor.” (S:206)
  16. “ Eksilince anladık ki, arkadaş denen şey bir sakidir; ruhumuzun kadehini doldurur. Bizi yatıştırır, bize boyun eğer, bizi reddeder, hasta eder, iyileştirir, arkamızda durur, terk eder… Bazen çekip gittiğini unuturuz, hâlâ varmış gibi davranırız. Çünkü o kadehi doldurmaya devam eder. Çünkü biz hep içeriz.” (S:206)
  17. “ Yaşlılık! Bütün defterlerin son sayfası! Açmaya korkarsınız. Kendiliğinden açılır.” (S:206)
  18. “ Kendiyle derdi olmayanların başkalarıyla da derdi yok, biliyor musunuz?” (S:211)

 

Hüsnü Arkan – Uyku

İthaki Yayınları, 2008

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin