Gece Modu

Kendinizden biraz bahseder misiniz, Hüseyin Sezer kimdir?

İnsanın kendisini anlatması.. zor bir soru aslında. Üstüne üstük, benim gibi, anlatmak istediklerini yazarak yapmaya çalışan biri için bu oldukça zor bir soru.

18 Haziran Sivas doğumluyum. İletişim öğretmeniyim. Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema Bölümü mezunuyum. Okuduğum yıllarda üniversite radyosunda üç yıl görev yaptım. Mezun olduktan sonra İstanbul’da birkaç ay bir radyoda çalıştım. Ancak yol ve bazı sebeplerden dolayı bir süre ara verip yazılarıma yöneldim. Kısaca iletişim öğretmeni ve radyocuyum.. Fakat, Shakespeare’in sözüyle dersem, oyun sahnesi olan bu dünyada birçok rolü olan erkeklerden biriyim ama asıl rolüm yazarlık. Elimden geldiğince de iyi yapmak için her geçen gün daha çok geziyorum, görüyorum, okuyorum, yazıyorum. Bir de kol saatim olmadan evden çıkarsam geri dönerim.

Salih’in Bir Anda Biten Hikayesi’ni yazmak nasıl başladı?

“Salih’in Bir Anda Biten Hikayesi” ismi gibi bir anda, küçük bir kırıntıyla ortaya çıktı. Şöyle anlatayım:

Üniversitede okurken TRT Çukurova Radyosu’nda staj yapıyordum. O sıralar Mersin İdman Yurdu-Beşiktaş maçı vardı. TRT maçı anlatmak için yeni yapılan stada gidip telefon hattı testi yapacaktı. Stajyer olduğum için ben de gittim. Biz giderken bir firma arabası yolda zikzak yaparak trafiği tehlikeye soktu. Sonra Şener Abi şöyle dedi, “Biz kurumun kağıdını bile kullanırken kırk kere düşünürüz ki boşa gitmesin, çünkü o kağıtta yetmiş milyonun hakkı var.” O an ben “herkes mesleğine göre arabaya binse ama devlet bunu denetlese ne olur?” dedim. Sonra o düşünce aklıma takıldı ve kuruma gelince defterimi çıkarıp kitabın ilk bölümünün ilk kısmını yazdım. Salih böyle, ismi gibi bir anda,  küçük bir kırıntıyla ortaya çıktı; hayat, toplum ve yasalar üzerine düşünen uyumsuz bir gazeteci olarak.

Salih nasıl bir karakter, Salih’ten biraz bahseder misiniz?

Salih, çocukluğundan beri uyumsuzluk yaşayan bir karakter. Yaşadığı toplumda, çevresinde, aile hayatında ve bireysel hayatında olan her şeyin farkında. Ama her şeyi içinde yaşayan biri. Bu anlamda kitaba başladıktan sonra yavaş yavaş onun geçmişine de gidip geliyoruz.

Sonrası onun hayatının başkenti olan çocukluğu,  meslek seçimi, eş seçimi ve işine ve eşine sevdalanması, yarı yolda bırakılması…

Peki kitabınızı okumayanlar için size tanıtın dersem beş cümle ile nasıl anlatırsınız?

Bir şeylerin değişeceğine inanın, pes etmeyin diyor.

Tek tipleşmekten ve tek tipleştirilmekten korkun diyor.

Okumaktan ve yazmaktan usanmayın diyor.

Mektuplaşmak güzel olduğu için telefonlarda mektup işareti var diyor.

Hayal kurmaktan korkmayın ve hayallerinizin peşinden gidin diyor: “Söylesene yazar, insan kendi kurduğu hayali bile sonlandıramayacaksa neden yaşar ki?”

“Salih’in Bir Anda Biten Hikayesi”ni  yazdığınızı ilk kiminle paylaştınız ve kitap taslağını ilk kime okuttunuz?

İlk okuyan TRT TSR’de çalışan sevgili hocam Feray Uz’dur. Kitabı bitirip yayınlatmaya karara verdiğimde ilk olarak ona gönderdim. O gece, “biraz bakar sonra uyurum,” diyerek başlamış ama gece üç gibi bitirmiş. Dediğine göre beni aramamak için kendisini zor tutmuş. Sabaha saat 11’e geliyordu telefonum çaldı ve duyduğum ilk kelime şuydu: “Mükemmel.” Böyle bir tepki alacağım aklımın ucundan geçmezdi ama  çok mutlu oldum. Feray hocama teşekkür ediyorum, yanımda olan ve bana destek veren nadir insanlardan birisi. Yanlış anlamayın egosu yüksek birisi değilim ama şu bir gerçek ki Salih’in hikayesine kim kulak verse Feray hocamın bana verdiği tepki gibi geri dönüşler alıyorum. Bir de sevgili Güray Süngü’ye gönderdim. Sağ olsun editörlük yapmasına rağmen az da olsa göz attı. Anlatımın gayet iyi olduğunu, bir yayınevinde karar kılmam gerektiğini ve yayınlatmam gerektiğini söyleyerek tebrik etti.

Gelecek kitap projeleriniz var mı?

Elbette var. Yazmak, durmak için yapılan bir eylem değil. Yazmak dil öğrenmektir. Yabancı bir dil öğrenirsiniz ve konuşmazsanız unutursunuz. Edebiyatın da kendine özgü dili vardır ve bir şeyler anlatmanızı sağlar. Ancak yazmaz ve ara verirseniz unutmaya başlarsınız ki, zamanla da unutursunuz. O yüzden elbette yeni projeler var, her zaman da olacak. Çünkü insan dili konuştukça kendini daha çok geliştirir, daha iyi ifade eder. Daha iyi yazar olmak, yazarak öğrenilen bir şey.

En sevdiğiniz yazar kimdir? Ne yazsa okudum ve okurum dediğiniz yazarlar var mıdır?

En sevdiğim yazar Dostoyevski, Kafka ve Yusuf Atılgan. “Ne yazsa okurum” dediğim yazarsa, benim çağı için, Güray Süngü ve Kaan Murat Yanık.

Beni çok etkiledi dediğiniz kitaplar nelerdir?

Dostoyevski Kafka ve Yusuf Atılgan kitapları dışında,

Küçük Prens (Saınt-Exupery) , Küçük Kara Balık (Samed Behrengi), Martı Jonathan Lıvıngston (Rıchard Bach), Son Ada (Zülfü Livaneli), İnce Memed (Yaşar Kemal), Bereketli Topraklar Üzerinde (Orhan Kemal), Kürk Mantolu Madonna ve Sırça Köşk masalı (Sabahattin Ali) Sefiller (Victor Hugo), Ölü Canlar (Gogol), Oblomov (Gonçarov),

Son zamanlarda sosyal medyada paylaşılan kitap hesaplarını ve kitapların okunurluğu hakkındaki düşünceleriniz neler? Siz nelere dikkat ediyorsunuz?

Kitap okunurluğu konusu, sosyal medyaya bakılarak karar verilecek bir konu değil. Bu konu her yönüyle, (yayınevi, okur beğenisi, fuar, yıllara göre analizler vs) alanında uzman kişilerce konuşulması, üzerine kafa yorulması gereken bir konu.  Ben bununla ilgili şimdi bir şey söylemek istemem. Ancak yine de gördüğüm bir şey var ki internet, nasıl ki iletişim ve sosyalleşme alışkanlıklarını değiştirdiyse, özellikle de sosyal medya, kitap okuma alışkanlığını da değiştirdi. Kitap hesaplarının ortaya çıkması da bunun bir sonucu. Bu hesapların en güzel yanlarından biri, takipçi sayıları bol olduğundan dolayı, yeni çıkan bir kitabın hiç tanımadığınız insanlara duyurulmasında önemli rol oynaması. Sosyal medya bu anlamda kitapların tanıtımı ve okura ulaştırılması için önemli bir mecra.

E-kitap hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

E-kitap olayına ben karşıyım. Bu karşı olma, “kitaba dokunmalısın”, “kokusunu hissetmelisin”, “yaprakların hışırtısını duymalısın” dan ziyade yazar için tehlike olarak gördüğümden kaynaklı. E- kitaba baktığımızda okurun bir kitaba karşı beğenilerini görüyoruz; hangi yaş aralığı hangi tarz kitaplar okuyor, okunan kitapta en çok altı çizilen cümleler ne tarz cümleler, okunan kitapta en beğenilen kısımlar nereler?.. Bunlar gibi birçok soru, yayınevlerinin yazara ısmarlama kitap yazdırmasının yanında, yazarın kitabının bazı bölümlerinin, “sevilmeyeceği” gerekçesiyle çıkarılmasına, öykünün değiştirilmesine de etki ediyor. Bu bakımdan ben karşıyım ama tabi yayınevlerinin ticari hesapları olduğundan  E- kitap satışları da oluyor ve ismi olan çok büyük bir yazar değilseniz bir şey yapamıyorsunuz. Bir de e-kitap, belki kitaba ulaşmada kısa yol olabilir ama bence insanlar ceplerinde kitap kadar büyük telefon taşıyabiliyorsa kitap taşıyabilirler.

Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Kitapta Salih’in şöyle bir sözü var, “Benim felsefemde sen aşık olursun, onu seversin o da sana aşık olur ve seni sever. Aşk budur. Sevda insanı terletir!”

  • “Salih’in Bir Anda Biten Hikayesi”ni sevda türküleri eşliğinde keyifle okusun tüm dostlarım. Salih’in işine ve eşi Mina’ya olan sevdasına kulak versinler.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin