Gece Modu

“İnsan bir konu üzerinde derinlere daldıkça o konu zihindeki eski berraklığı da kaybolur. Birçok manaların karanlığı içinde kalır. Gide gide en sade kelimelerin bile manalarını anlamayacak hale gelir. Mesela işte manası en basit olan bu ‘Sade’ sözünün öyle özellikleri vardır ki bunu kullanırken kendimizi manasını biliyoruz sanırız. Halbuki hiç de öyle değildir. Sade ne demektir? Acaba şu evrende bunun manasına uyacak bir daire bulunabilir mi? Hesapta bir sayısını, geometride noktayı basittir diye biliriz. Hayır, bu bir varsayımdır. Hakikat değildir. Parçalardan oluşmayan bir bütünlüğü doğada bulmak bir yana, bunu kesin halde zihin bile kabul edemez.” (Sayfa 23)

” ‘Hayat’ hesapsız can düşmanlarına durmadan karşı koymakla devam ettirilen pek nazik bir geçittir.” (Sayfa 45)

“Yalan olmayan şey hakikat değil midir? İnsan Topluluğu içinde itiraf edilir taraf çoktur. İnsanların aklı henüz her gerçeği kabullenecek derecede gelişmemiştir. Lakin gerçeği görenler, kendi zararlarına bile olsa onu yapmaktan çekinmeyerek işlerini geliştirmeye uğraşmaktan geri kalmamalıdır. İtirafı zor olan hakikatlerin saklanması daha zordur…” (Sayfa 76)

“Sadece şekillere bağlı kalan dostluklar çabuk yıkılır. Kalıcı olanlar manevi ilişkilerle samimi sevgilerdir ki bunlar da ilk bakışta kurulmaz.” (Sayfa 91)

“Ölüm ne kadar hakikat olsa da insan yine kurtuluş çaresi aramaktan kendini alamıyor. Meğerse can pek tatlı şeymiş… Hayata bağlılığımızın derecesi böyle ümitsizlik zamanlarında belli oluyor.” (Sayfa 94)

“İnsanlığın en büyük hastalığı kendini kemiren hastalıkların cidden tedavisine yönelmek yerine daima tehlikeyi hakiki derecesinden aşağı göstermeye çalışmak alışkanlığıdır.” (Sayfa 111)

“Hayalin tadı gerçeğe dönüşmesinde değil ilk şeklini daima korunmasındaymış.” (Sayfa 127)

“Çoğumuz böyle değil miyiz? Hayatın bazı sahte durumlarını gerçeğe almak yanılgısıyla yaşayıp gidiyoruz. Hep aldatmak, aldanmak oyunları içindeyiz. Ahlaki, toplumsal, ailevi bilincimizden gizlenen öyle hakikatler vardır ki anlamayarak eziyetlerinden kurtulduğumuza sevinmeliyiz. Bir saat sonra öleceğini bilmeyen adamın zihni huzuru gibi.” (Sayfa 181)

“Her günah için bir kefaret koymuşlar. Bu kefareti ciddi bir pişmanlık takip ederse suçlu doğruya yönelebilir. Toplum dürüst bir fert kazanmış olur. Bu sebeple dinler büyük, küçük günahlar için tövbe kapılarını açık bırakmışlardır. Fakat kitlede tövbeyi, yemini tutmak kabiliyetine ermiş on binde kaç kişi bulunur? Tövbe ve yemin çoklarının ağızlarında oyuncak olmuş iki kelimedir.” (Sayfa 182)

“İnsanların felaketi, tabiatın değişmez kanunlarını kendi yapılarına yani yapmacıklarına uydurmaya çalışmaktan ileri geliyor. Kendi kendilerini suçlayacak kanunlar yapıyorlar. Tabiat, nesil üretmede alabildiğine serbesttir. İnsani kanunlar, görülen ahlaki zorluklar lüzumlar üzerine tabiatın bu haşarı hürriyetine gem vurmak için sınırlar tayin etmiştir. Yumurtadan çıkan civciv hangi tavuğun, hangi horozun mahsulü olursa olsun tabiatın maksadı ancak neslin üretilmesindedir.” (Sayfa 183)

 

Hüseyin Rahmi Gürpınar/Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç&Melek Sanmıştım Şeytanı/Everest Yayınları/2009

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin