Gece Modu

İlk kitabı kaplumbağaların Ölümü ile edebiyat dünyasına giriş yapan ve dikkatleri üzerine çeken Fatma Nur Kaptanoğlu’nun, Dedalus Yayınevi etiketi ile çıkan ikinci kitabı Homologlar Evi yepyeni soluk kazandıran bir eser olma özelliğiyle dikkatleri üzerine çekti.

”Hayatımın çoğu döneminde çevremdeki insanların, zamanında onlara büyük mutluluklar veren, isteyerek ya da istemeyerek artık hayatında olmayan kişilerin yerlerini doldurmaya çalıştığını ve her seferinde başarısız olduğunu gördüm. Benim de yapmaya çalıştığım, her seferinde tökezlediğim ama durmadan denediğim bir şeydi bu. Çok yıpratıcı, kendini tekrar eden ve zor bir süreç. Onun yerine hatalarımız ve güzelliklerimizle benzersiz olduğumuzu ve ne yaparsak yapalım hiçbir zaman bir başkasının yerini tutamayacağımızı/bir başkasının da bizim yerimizi tutamayacağını kabul etmemiz en makulü.” Homologlar Evi tam da bu kabullenmişlikten doğdu: İnsanların homoloğu yoktur.

Dille kendine has bir ilişki kurmayı başarıyor yazar, kimi zaman onu kendi akışına bırakıyor, kimi zaman kuytularında çarpışıyor ama asla olağan bir ilişkiyle yetinmiyor.

Dev Lotr Testi

Homolog, kelime anlamı olarak “bir başkasının yerini birebir tutan” demek. Kitabın içindeki karakterler, hem homologu olmayan hem de artık hayatında olmayan insanların homologlarını arayan kişiler. Durmadan kendini sıfıra döndüren bir sistemin içinde, bir ömrü tamamlıyorlar.

“Bu, komik bir akşam üzeri olabilir Rose ve hüzünlü bir akşamüzeri. Hayatta en çok gözlerimi dolduran an, salt bir acıdan ziyade mutlu olduğun ama mutsuzluğun da bir adım ötende durduğunu bildiğin andır. Şimdi sen yatıyorsun, ben ayaklarımı uzatmışım, çok gülüyoruz ama gözlerimiz hep dolu dolu. Çünkü kalbin Giardino di Rose, kalbinin eskisi gibi atmayacağını daha bu sabah öğrendik. Şu an eminim, ikimiz de salt bir acıyı daha çok tercih ederdik.”

Rose, öykünün girişinde de belirttildiği gibi, tahmin edildiğinden daha özel bir kadın değil, sadece tahmin edildiğinden daha çok sevilen bir kadın. ”Hepimizin hayatında pek özel olmayan ama bu sıradanlığına rağmen tahminlerimize dahi sığdıramayacak kadar çok sevdiğimiz insanlar vardır. Adının anlamıyla, eskisi gibi atmayan kalp atışlarıyla Giardino di Rose bu insanları temsil ediyor. İtalyanca “Gül Bahçesi” demek Giardino di Rose. İçimize kocaman gül bahçeleri inşa eden, kalp atışlarıyla büyük meseleleri olan bu insanları bu kadar çok sevmemizin sebebi ele avuca sığmaz özgür halleri ve bu hallerin karşı konulmazlığı. Giardino di Rose “her şeye rağmen iyi ki”nin öyküsü.”diyor, yazar.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin