Gece Modu

“Ölümden sonra yaşama inanmıyorum ama hayaletlere inanıyorum,” diyen yönetmen David Lowery‘nin üçüncü uzun metraj filmi A Ghost Story. Geçtiğimiz sene Sundance Film Festivali‘nde ilk prömiyerini yapıp çoğu eleştirmenden oldukça iyi eleştiriler kazandı. Küçük oyuncu kadrosuna sahip filmin adı sizi yanıltmasın, bu bir korku hikâyesi değil; bu, “zaman”a dair bir hikâye.

Dram filmlerinde bir kadının sevdiği adamı kaybedişini ve bu hazin kaybın ardından geçirdiği zor günleri, hatta bazen hayaletini görüşünü pek çok kez izlemişizdir. Yönetmen ve senarist Lowery ise bu sefer bizi bu kaybın tam karşısındaki pencereye yöneltiyor. A Ghost Story’de hayaletli bir evde tutsak kalan bir insanın hikâyesini değil, kendi evine tutsak kalan bir hayaletin hikâyesini izliyoruz. Kısa bir süre önce bir kazada hayatını kaybeden bu hayalet (Casey Affleck) bir çocuğun hayal gücündeki hayalet tasvirindeki gibi çarşaflı bir şekilde kırsal evine ve geride bıraktığı karısına (Rooney Mara) döner fakat sevdiği kadınla geçirdiği anılara, onun deyişiyle bir “tarihe” sahip olan bu eve sıkışıp kalmıştır. Artık ona tek kalan evin değiştiğine, karısının zaman içinde kendini toparlayıp evi bırakışına ve hapsolduğu bu eve yerleşen ya da giden kiracıların yaşantılarına tanık olmaktır. Komşu evde sıkışıp kalan başka bir hayaletle yürüttüğü sessiz konuşma dışında hiçbir etkileşimi yoktur hayaletin; bu sükûnet içinde karısının evden gitmeden tahta oyuntusuna yerleştirdiği bir kâğıdı kazıyıp çıkarmaya çalışırken biz izleyiciler de varlığın hiçliğini ve sonsuzluğun sonunu sorgularız.


Lowery’nin kurduğu atmosfer, filmi tehlikeye atabilecek ögeleri öyle ustaca kurtarıyor ki “çarşaflı hayalet” karakteri gülünç olmak yerine atmosferin ağırlığı ve yavaşlığı sayesinde hüzünlü ve bir o kadar da düşündürücü bir imge haline geliyor. M’in (hayaletin karısı) kocasının kaybının ardından ev sahibi tarafından getirilen çikolatalı tartı beş dakika boyunca soluksuz yemesinde de Lowery’nin ‘yavaş’ tarzının içtenliği mevcut… Yediği her lokma eşini yeni kaybetmiş kadının boğazına dizilirken izleyici olarak size de ağır ağır işliyor bu hüzün. M, doktordan ölü eşiyle morgda “bir dakika” sessizce zaman geçirmek için izin istedikten sonra izleyici olarak siz de tamı tamına bir dakika geçiriyorsunuz onlarla. Film endüstrisinin izleyici “sıkılmasın” diye kısalttığı “gereksiz” sessizlikleri Lowery o kadar güzel koruyor ki A Ghost Story‘de, çekilen sahneler gerçek hayattan kesitlermiş de yönetmen yas tutana saygısından bu sahneleri kesip biçmeden izleyicinin önüne koymuş gibi geliyor.

“İnsanlık, Beethoven’ın “Dokuzuncu Senfonisi”ni geleceğe taşısa da gelecek bir duvara toslayacak. Evren, genişlemeye devam edecek ve sonunda bütün maddeleri de götürecek. Elde etmek için gayret gösterdiğiniz her şey, sizin ve gezegenin diğer tarafındaki bir yabancının, farkında olmadan tamamen başka bir gezegendeki gelecekteki bir yabancıyla paylaştığı her şey, size kendinizi büyük hissettiren veya ayakta tutan her şey yok olacak.”

Elbette, bağımsız filmlerin sessizlik alışkanlığını bozan uzun monologlardan biri de yaşanıyor filmde. “Sonsuzluğun da bir sonu var.” diyor yönetmen. İnsanın kendini yarına bırakma çabası en nihayetinde mecburi olarak nafile kalacak, her şey topyekun sonu görecek. Aslında varlık bir hiçlik, varlığı aramak yokluğu aramaktan başka bir şey değil… Bu yüzdendir ki hayalet, çıktığı kozmik yolculukta potansiyel olabilecek her “anlam”da katî bir anlamsızlık buluyor ve nihayetinde de karısının tahta oyuğuna yerleştirdiği notu bulup okuduğunda bu zamansız hapsinden kurtuluyor. Peki, notta ne yazıyordu? Yönetmen bunu bize göstermiyor; fakat, film boyunca işlediği felsefeden kâğıtta ne yazdığını anlamak izleyiciye kalıyor: hiçbir şey. Bu küçük kâğıt parçasına ulaşma peşinde ruhani bir yolculuğa çıkan hayalet, serüveninde “her şeyin yok olacağı”nı ve bu yüzden geleceğe bir şey bırakmanın anlamsızlığını öğrendiği için kâğıdın, öylesine bir kâğıt parçası olması filmin felsefesine cuk diye oturuyor.

Hikâyesi, sinematografisi ve felsefesiyle bir bütün olarak birbirine iyice kenetlenmiş filmlere rastgelmenin zorlaştığı şu son yıllarda A Ghost Story‘e siz de bir şans verip kendinizi sahnelerin uzun anlatışlarına bırakın. Pişman olmayacaksınız!

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin