Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens İncelemesi                   

 “Biz buğdayı evcilleştirmedik, buğday bizi evcilleştirdi.”

Bir zamanlar insansız bir doğa var mıydı? İlk insan nerede ve nasıl var oldu? İlkel hayatta nasıl bir yaşam mücadelesi vardı? İnsanın evrendeki yeri neresi?

Neredeyse hepimiz bu tip soruları kendimize sorarak olası çözüm yolları üzerine düşünmüşüzdür. Bu tip sorular bizden asırlar önce de vardı, bizden sonra da var olacak. Bizi diğer canlılardan ayıran “düşünebilme” yeteneğimiz var olduğu müddetçe de daha da geniş bir perspektifte merak edilmeye, sorgulanmaya devam edecek.

“Tarım Devrimi insanlığın elindeki toplam gıda miktarını kesin olarak arttırdı ancak daha iyi bir beslenme veya daha çok keyifli zaman yaratmadı. Daha ziyade nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattı. Ortalama çiftçi ortalama avcı toplayıcıdan daha fazla çalışarak karşılığında daha kötü besinlere sahip oldu. Tarım Devrimi tarihin en büyük aldatmacasıdır.”

İnsana ve insanın sosyal yaşam tarihine ilişkin bilgiler veren popüler bilim kitaplarının en sonuncusu “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens”, onlarca soru ve analiz çerçevesinde insanlığın başlangıcından günümüze kadarki serüvenini ele alıyor. Homo Sapiens’in (modern insanın) Afrika kıtasında ortaya çıkıp gezegendeki diğer canlıları alaşağı ederek nasıl hâkim güç olduğu ana temelinde; bizlere belki de daha önce hiç duymadığımız, düşünmediğimiz bilgiler sunuyor. İsrailli genç akademisyen Yuval Noah Harari, insan türünün “neydik ne olduk, nereden geldik, nereye gidiyoruz?” sorgusunu antropoloji, felsefe, hukuk, ekonomi, genetik gibi bilimlerin harmanıyla çok yönlü olarak analiz ediyor. Homo Sapiens özelinde canlıların yaşamın en başından günümüze kadar hangi değişikliklere uğradığını, bu değişiklerin hangi mekanizmaları devre dışı bırakıp hangilerini hayata kattığını çarpıcı analizlerle okura sunuyor. Yazar tarım devrimini değerlendirirken “Binlerce yıllık tarihi bugünün perspektifinden değerlendirmek hatalı bir yaklaşımdır.” diyerek olaya o dönemdeki insanların gözünden bakıp öyle değerlendirmemizi istiyor. Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, siyasi sistemlerin de birer din olduğunu söyleyerek dinlerin emrettikleri ve yasakladıkları nasıl yaşam biçimlerimizi oluşturuyorsa siyasi düşüncelerimizin yarattığı politikaların da aynı şekilde yaşam biçimimizi oluşturduğunu ifade ediyor.

“Erkekler doğurgan kadınları hamile bırakabilmek için birbirleriyle yarıştıklarından, üreme şansına sahip olabilmeleri her şeyden önce rakiplerini alt edebilmelerine bağlıydı. Zaman ilerledikçe gelecek nesillere en hırslı, saldırgan ve rekabetçi erkek geni taşınmış oldu.”

Kendi anlayışına göre insanlık tarihini dört ana kırılma noktası olarak sınıflandırmış Harari: 1.Bilişsel Devrim, 2.Tarım Devrimi -ki bence kitabın en önemli ve en temel kısmı- 3.İnsanoğlunun Birleşmesi ve son olarak 4.Bilimsel devrim. İnsanın toplumsal yaşamı dışında bir de özel ve sosyal yaşamına ilişkin tespitler sunuyor ki etkilenmemek, üzerine düşünmemek imkânsız. İnsanların neden ilk 1,5 – 2 yıl kadar bağımlı yaşadıkları, bilişsel devrimde dedikodunun yeri, kalorili yiyeceklerin insan DNA’sıyla ilgisi, aile ve eş hayatının temelinde yatan dürtüler, sadakatsizlik ve aldatma gibi kavramların tarih öncesi insanların geninde var olduğu, tarım devriminin bir yerde modern insanın intiharı olduğu… Bunlar sizleri etkileyecek tespitlerden sadece birkaçı. Kitapta bu gibi onlarca ilginç bilimsel analiz var. Bunların üzerine insan türünün din, ideoloji, para, hukuk gibi kendi yarattığı kavramlar üzerine yapılan tahlilleri eklediğinizde çok boyutlu bir aydınlanma sizleri bekliyor.

Kanaatimce bu kitabı türdeş diğer sosyal bilim kitaplarından ayıran özelliklerden en önemlisi yazarın üslubu. Baştan sona bir tutarlılık ve kronolojik sıra içerisinde insanın kendisine ve çevresine farklı bir bakışla bakmasını sağlayan, ilginç bilgiler sunarken yer yer okuyucuyu eğlendiren bir yapısı var. İçinde ağır bilimsel ifade ve kavramlar yok. Yazar koskoca insanlık tarihini dört yüz sayfaya sığdırmasının yanında bunu da o kadar yalın ve akıcı bir dille anlatıyor ki eğitim seviyeniz ne olursa olsun kendinize pay çıkarıp anlayacağınız yerler buluyorsunuz. Kitabın ülkemizde de bu kadar popüler olup çok okunmasının en önemli sebebinin anlaşılır ve sürükleyici üslubundan kaynaklandığını düşünüyorum. Yazar bir görüş üzerinde de diretmiyor ayrıca. Durumları her yönü ve her açısıyla ortaya koyup son kararı okuyucuya bırakıyor, bu da daha fazla okuyucunun kitaba yönelmesini sağlıyor.

Daha önce hiçbir kitabı okurken bu kadar not almamıştım. Bu notları günlük hayattaki gözlemlerimde sık sık düşünüyor ve uyarlamaya çalışıyorum. Sizlere önerim kitabı asla bir çırpıda okumayın -ne kadar zor olsa da- çünkü anlattıkları en nihayetinde bilimsel tespitler ve üzerine okumalar yapılarak bu tespitler temellendirilmeli. Yoksa ifade edilen konularda yeterince tatmin olmamış hissedebilirsiniz. Bir çırpıda okumak kısa zaman sonra bilgilerin uçup gitmesine sebep olabilir ki bu kitap bunu asla hak etmiyor.

“Tarihin en kesin yasalarından biri de şudur: Lüksler zamanla ihtiyaç hâline gelir ve yeni zorunlulukları ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hâle gelirler.”

Günümüzde hala adından söz ettiren, otuzdan fazla dile çevrilen bu bilimsel kitabın ilginç bir yönü de içerisinde verilen örneklerin yayımlandığı ülkeye özel olarak uyarlanması. Harari okuyucular tarafından daha iyi anlaşılsın diye çeviri yapılmasında ön şart olarak belirlemiş bu kuralı. İstanbul, İzmir ve Osmanlı üzerine benzetmeler var içerikte. Kitapta geçen şu cümle ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır. “Bir avukat Türk Ceza Kanunu’nun tamamını aklında tutabilir, ancak Cumhuriyetten bu yana Türkiye’de verilmiş tüm mahkeme kararlarını tutamaz.”

Kitabın üzerine ek olarak yazarın geleceğe yönelik çıkarımlarının anlatıldığı “Homo Deus” kitabını okumak tamamlayıcı bir okuma niteliği taşıyabilir.

Şimdiden iyi okumalar…

ERDEM EROL

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin