Gece Modu

sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

-Hasan Hüseyin Korkmazgil

Her haziran ayı başında edebiyatseverlerin aklına aynı şey gelir: Bu ayın bizden aldıkları. 2 Haziran’da Orhan Kemal’i ve Ahmed Arif’i, 3 Haziran’da Nâzım’ı, 7 Haziran’da Cahit Zarifoğlu’nu anarken belki de bu büyük ustaların ölümsüzlüğünün arkasında yatan “ölümlü bedenleri” yüzümüze vurulduğu için bizi bu kadar etki altında bırakır haziran. Bu yüzden bu konu üzerine pek çok söz söylenmiş, yazılar, şiirler yazılmış, şarkılar bestelenmiştir. Yukarıda yer verdiğim dizeler ise bunlardan sadece biri, ama ne güzel demiş Hasan Hüseyin: “Haziranda ölmek zor!”

Dev Lotr Testi

Çemberimde Gül Oya dizisinden bir kare

Bütün bunları eminim pek çoğumuz biliyorduk. Ancak benim bu yazımda dikkat çekmek istediğim nokta, bu ayın bizden aldıklarına karşın bize verdiklerinin de bir o kadar çok olduğu. Zira yukarıda saydığım isimleri, dizelerini tekrar tekrar okuyup eserlerini birer kez daha hatırladıktan yalnızca birkaç gün sonra, 10 Haziran’da Oktay Rifat’ın doğum gününü kutlayarak başlıyor haziran bize kayıplarımızı unutturmaya. Sonrasında 11 Haziran Özdemir Asaf’ın, 15 Haziran Attila İlhan’ın, 23 Haziran ise Ahmet Hamdi Tanpınar’ın doğum günleri. Bu yazımda inceleyeceğim bu isimler dışında unuttuğum bir isim varsa, affola.

1) Oktay Rifat

Tam adı ile Ali Oktay Rifat. Melih Cevdet Anday ve Orhan Veli ile birlikte Garip akımının öncülerinden, edebiyat hayatının ilerleyen yıllarında ise (Perçemli Sokak kitabından itibaren) İkinci Yeni akımının etkisiyle şiirler yazan Oktay Rifat… Türk şiirindeki bu önemli iki akımda da başrolü paylaşmasına karşın Oktay Rifat, popüler kültürün etkisiyle Garip akımında Orhan Veli’nin, İkinci Yeni’de ise Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever’in ön plana çıkmasıyla hep unutulan isim olmuştur. Buna karşın şiirlerinde İkinci Yeni sevenleri büyüleyecek güzellikte imgeler bulunan Oktay Rifat, şayet henüz okumayanlar varsa kesinlikle okunması gereken şairlerden. Rifat, şiirleri dışında ayrıca romanları ve oyunları ile de Türk edebiyatında önemli bir yer edinmiş, Cemal Süreya kendisi için şu sözleri söylemiştir:

‘Oktay Rifat’in şiirsel konjonktörü büyük inip çıkmalar gösteriyor. Her değişiş, bir öncekinin bazı yönlerden tam tersiymiş izlenimini uyandırıyor okurda. Yalnız bunların kimlik değistirmeyle bir ilgisi yok. İlhan Berk gibi her değişişte bir önceki dönemi yadsımıyor, inkar etmiyor. Ve tuhaf bir şekilde -böyle diyebiliyorum-, başta yadırgansa da, birbirinin tersi olarak belirmiş dönemler ve bu dönemlerin ürünleri birbirine bağlaniyor; eklem yerleri o ters çıkış noktaları olmak üzere.

Büyük şairin birkaç şiirinden küçük parçalar paylaşarak bu bölümü noktalayalım.

Güneş batabilirdi
Ey gözleri sudan sarı,
Ay doğabilirdi
Ey gözleri geceden karanlık

Ama bir kaya gibi koruyordu seni
Şiirin aşınmaz zamanı.

(Şiirin Zaman’ı şiirinden)

Ben eski zaman âşığıyım
Sevda çeker düşünürüm ağlarım
Bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız
Bazen çocuk gibiyim bazen bakakalırım.
Herkes âşık olur sevdalanır
Bir yolu var gönül çekmenin de
Benimki sevda değil ateşten gömlek
Bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde
Ama ben eski zaman âşığıyım
Sevmek kadar kanatlanmak da gelir elimden
Gece hayalimde gündüz fikrimde
Ela gözlü o yâr çıkmaz gönülden.

(Eski Zaman Aşığı şiirinden)

Işık kör edicidir, diyorlar,
Özgürlük patlayıcı.
Lambamızı bozan da,
Özgürlüğe kundak sokan da onlar.
Uzandık mı patlasın istiyorlar,
Yaktık mı tutuşalım.
Mayın tarlaları var,
Karanlıkta duruyor ekmekle su.

Elleri var özgürlüğün,
Gözleri, ayakları;
Silmek için kanlı teri,
Bakmak için yarınlara,
Eşitliğe doğru giden.

(Elleri Var Özgürlüğün şiirinden)

2) Özdemir Asaf

Asıl adı ile Halit Özdemir Harun. Edebiyat dünyasında özellikle kendine özgü tarzıyla tanınan şair, çoğunlukla aşk üzerine çağdaşlarından farklı üslupla yazmış, herhangi bir akıma dahil olmadan/edilmeden kalıcı olmayı başarmıştır. Edebiyatçı kişiliğinin yanında aynı zamanda bir gazeteci olan yazar, Zaman ve Tanin gazetesinde çalışmıştır. Şiir dışında eser verdiği tek tür öykü olan şair (Dün Yağmur Yağacak, 1987) bugün şüphesiz dilimize dolanan şiirleriyle hatırlanır.

Şaire ait birkaç dizeye yer vermeden önce, şairin Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken yaşadığı, “R” harfini söyleyememesi üzerine ufak bir anıyı kendi sözleriyle aktarmak istiyorum:

“Lisede Edebiyat Hocamız İsmail Habib Sevük idi. Sınıfta herkese şiir okutur, sıra bana gelince, atlayıp yanımdakine geçerdi. Bir gün derste parmak kaldırdım ve ‘Hocam…’ dedim, ‘… sınıfta herkese şiir okutuyorsunuz, bana niçin okutmuyorsunuz?’ İsmail Hoca, bu soruma şu cevabı verdi: ‘Oğlum Özdemir sen, şiir değil, şiirin canına okuyorsun.’”

Şairin en akılda kalan şiirlerinden bazıları da şunlar:

Lavinia

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

Mesaj

Ölebilirim genç yaşımda,
En güzel şiirlerimi götürebilirim.
Şimdi kavakyelleri esiyorken başımda,
Sevgilim,
Seni bir akşam üstü düşündürebilirim.

Bir kitap okuyordun dalgın
İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı
Genç bir adamı öldürdüler romanda
Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın
O ölen ben değildim

(Ben Değilim şiirinden)

3) Attila İlhan

Şair kişiliğinin yanında eleştirmen, roman ve deneme yazarı, senarist ve gazeteci olarak da bilinen, Türk şiirinin bir başka büyük ismi. Şiirleri dilden dile dolaşan, pek çoğumuzun kalbinin bir köşesinde yer etmiş olan Attila İlhan’ın pek bilinmeyen bir yönü ise henüz lise öğrencisiyken, sevdiği kıza yazdığı, o zamanlar yasaklı olan Nâzım Hikmet şiirleri yüzünden iki ay hapis yatışı, sonrasında ise eğitim hayatına ara vermek zorunda kalışıdır. İlerleyen yıllarda “Nazım Hikmet’i kurtarma hareketi” kapsamında Paris’e de giden şairin şiirinde bu hikayelerin etkisi de hiç şüphesiz görülmüştür. Cemal Süreya, Attila İlhan’ın şiirleri üzerine ise şunları söylemiştir:

“Kim söyledi, Attila ilhan şiir yazmayacağını ilan etmiş. İnanamam, inanmak istemem en önce. Ölümüne alışırım da, buna alışamam. Sevdiğim şairdir. Nasıl caydırıcı bir haber bu benim için! Yalnız şiirden değil, birçok şeyden. Kavga, gürültü, boş verin, sevdiğim adamdır. Çetin bir kadın var onun şiirinde. Ve astrakan bir şiir.”

Şairin kendi dizelerinde de dediği gibi, “An gelip, Attila İlhan öldükten sonra”, bize kalan dizelerden bazıları şunlar:

sisler bulvarı’nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

(Sisler Bulvarı şiirinden)

Ne olur, sabaha karşı rıhtımda seslendiğini duysam Pia’nın
Sırtında yoksul bir yağmurluk
Çocuk gözleri büyük büyük,
Üşümüş, ürpermiș, soluk
Ellerini tutabilsem Pia’nın
Ölsem, eksiksiz ölürdüm

(Pia şiirinden)

 gözlerin gözlerime değince

felâketim olurdu ağlardım

beni sevmiyordun bilirdim

bir sevdiğin vardı duyardım

çöp gibi bir oğlan ipince

hayırsızın biriydi fikrimce

ne vakit karşımda görsem

öldüreceğimden korkardım

felâketim olurdu ağlardım

 (Üçüncü Şahsın Şiiri şiirinden)

 

4) Ahmet Hamdi Tanpınar

Yazımda yer verdiğim diğer isimlerin aksine Tanpınar, şair kişiliğinden çok roman ve denemeleriyle tanınır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü isimli romanı ve Beş Şehir isimli deneme kitabı, edebiyatımızın bu alandaki başlıca eserlerindendir. Özellikle roman ve şiirlerinde, çocukken annesini kaybetmesinin izleri açıkça görülür. Cumhuriyet döneminin ilk öğretmenlerinden biri olarak da bilinen yazar, ayrıca Maraş milletvekilliği de yapmıştır. Tanpınar’ın edebiyatımızda sahip olduğu önemli yeri ise belki de Cemil Meriç’e ait şu sözlerle daha iyi anlayabiliriz:

Şimdi, niçin (Tanpınar’ın) yalnız kaldığını anlıyorum. Ne Necib, ne Nâzım bu adamla mukayese edilebilir. Diğerleri onun yanında kapıcı dahî olamaz. Mes’ele bu: Niye bu kadar düştük? Bu istisnaî olarak kayayı çatlatan incir çekirdeği. Pek çok insanla tanıştım, bunu değil anlayabilmek, okuyabilecek idrâk seviyeleri bile yoktu. Onun muhiti benim de muhitimdi. Tanışmak istemiştim. “Yahu ne yapacaksın? Basit, serseri bir adam. Zamanını kaybedersin” dediler. Çevresi adamı böyle görüyor. Ne yapsın? Yalnız.”      

Diğer edebi türlerdeki bütün eserlerine rağmen kendini bir şair olarak gören Tanpınar’ın mezar taşında yer alan, kendisine ait “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında” dizeleri ise onu başka hiçbir sözün ifade edemeyeceği kadar güzel ve yalın bir biçimde ifade eder.

Ve ben seni sevdiğim zaman
Bu şehre yağmurlar yağdı
Yani ben seni sevdiğim zaman
Ayrılık kurşun kadar ağır
Gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

(Bir Adın Kalmalı Geriye şiirinden)

Sözün kısası, edebiyat adına hep hüzünlü başlayan haziran ayının bize verdikleri de aslında bizden aldıkları kadar çok. Bu da bana kalırsa edebiyatın bir süreklilik hali olduğuna dair en güzel örnek. Söz kalıyor, şiir kalıyor.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin