Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Türk edebiyatında günümüzdeki yazarlara baktığımızda Hasan Ali Toptaş’ın apayrı bir yere sahip olduğunu dile getirmeliyim öncelikle. Üslubuyla, kurgusuyla, kendine özgü kalemiyle daha önce tanışmadığımız güzellikteki kitaplarla tanışma şansı sağlıyor bizlere. Açıkçası, onun güçlü sayfalarını ve okuyucudaki bıraktığı eşsiz etkiyi tarif etmek zor.

Küçüklüğünde annesinin çok iyi hikaye anlatıcısı olması, onun zihnini bambaşka dünyalara götürmesini sağlamış. Yazma eylemine çok erken yaşlarda başlayan Toptaş’ın da birçok kitaplardan etkilendiğini söylemek mümkün.

Peki, Hasan Ali Toptaş’ın “Kitaplığım sadece on kitaptan oluşsaydı…” diye söz ettiği kitaplar hangileri?

1- Çürümenin Kitabı – Emil Michel Cioran

“NEREDE tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet-geçmişinde bunların hiçbiri yok;hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki? Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkum olmayan hiçbir “yeni” hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm…”

“Çürümenin Kitabı” okuyan kişinin düşüncelerini sarsan, hayata dair olguların felsefe ve sosyolojiyle harmanlamış bir kitaptır. Günlük hayattaki farkında olmadığımız çoğu detayı yüze çarpıp kişiyi allak bullak edercesine bir his bıraktığını dile getiriyor okuyucular. Cümleler keyfi kaçırsa da, hayat felsefesi olacak bir kitaptan söz ediyoruz diyebiliriz aslında.
Ayrıca kitabın yazarı E. M. Cioran’ın yabancılaşma fikirlerinden dolayı Albert Camus ve J.P. Sartre’ı etkilediğini unutmamak gerek…

2- Don Kişot –  Miguel de Cervantes

“Don Kişot’u bilirsiniz, hani şu ince-uzun, sakallı, şövalye romanları okuya okuya sonunda şövalye olmaya özenen roman karakteri. Dulcinea del Toboso’ya aşıktır, kendi gibi zayıf, çelimsiz Rocinante adlı bir atı vardır. Seyisi-yardımcısı-dostu Sanço Panza ile atışır sık sık. İşte yeldeğirmenlerine savaş açan bu aşık, yaşlı şövalye, Miguel de Cervantes Saavedra’nın yazdığı bu romanın başkahramanıdır.

“Okur” olacak kişinin mutlaka okuyacağı kitaplar arasında yer alır Don Kişot. Bir başka deyişle Don Kişot’u okumamış kişi “okur-yazar” sayılmaz.”

Don Kişot, küçüklükte okunduğunda ayrı güzellikte yer edinen, büyüyünce okunduğunda bambaşka güzellik katan kitaplar arasında yer alır. Eski bir kitap olmasına rağmen güncelliğini ve kalplerde edinen yerini hiçbir zaman kaybetmez. Sürükleyici olduğu gibi, bir o kadar da etkileyici olması en çok okunan nitelikli kitaplar arasında olmasını sağlıyor diyebiliriz.

3- Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust


“… tıpkı Japonların, suyla dolu porselen bir kaseye akıttıkları silikkağıt parçalarının, suya girer girmez şekillenerek, renklenerek belirginlik kazandığı, somut, şüpheye yer bırakmayan birer çiçek, ev, insan olduğu oyunlarındaki gibi, hem bizim bahçedeki, hem M. Swann’ın bahçesindeki bütün çiçekler, Vivonne nehrinin nilüferleri, köyün iyi yürekli sakinleri, onların küçük evleri, kilise, bütün Combray ve civarı şekillenip hacim kazandı, bahçeleriyle bütün kent çay fincanımdan dışarı fırladı,”

Kayıp Zamanın İzinde, Marcel Proust’un hayatının son 17 yılında yazdığı yaklaşık bir milyon ikiyüz elli bin sözcükten oluşan dev romandır. 20. yüzyıl edebiyatının en büyük eserlerinden biri sayılır. Okuyucudaki etkisini tarif etmek oldukça güçtür. Çünkü, karşınızda her bakımdan dolu dolu bir kitapla karşı karşıya kalıyorsunuz.
Bu seri, birçok yazarı da etkileyen kitaplar arasında yerini alıyor.

“Kayıp Zamanın İzinde” Serisi 7 ayrı kitaptan oluşmakta. Bu kitapların ismi aşağıdaki gibi, dileyen iki ciltli halini edinip o şekilde de okuyabilir.
1) Swann’ların Tarafı
2) Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
3) Guermantes Tarafı
4) Sodom ve Gomorra
5) Mahpus
6) Albertine Kayıp
7) Yakalanan Zaman

4- Tehlikeli Oyunlar – Oğuz Atay



“Çünkü hayatta başka şeylere önem verilmesi gerektiğini öğrenmiştim. Fakat bunu öğrenmekte çok geç kalmıştım. Neyse, bu mesele de ayrıydı. Bunları insan zamanında görmeliydi.

Ben bütün oyunların, çocuklukla birlikte sona ereceğini bilseydim, muhakkak oynardım işte: Haini oynardım, korkağı oynardım, fakat oynardım; kimse beni sahneden çıkaramazdı. Büyüyünce bu rolleri oynamak pek hoş olmuyordu. Neyse bu mesele de ayrıydı.”
(s.361-362-363)

Tehlikeli Oyunlar, edebiyatımızda “bilinç akışı tekniği” denildiğinde akla gelen ilk isimlerden Oğuz Atay’ın ikinci kitabı. Konusunu özetleyecek olursak; baş karakter Hikmet Benol’un bilinç-akışı tekniğiyle tutunamayanlardan biri oluşundan bahseder. Oğuz Atay’ın da belirttiği gibi Hikmet Benol, Tutunamayanlar’ın baş karakteri Selim Işık’ın negatif tasviridir. Kitapta altı çizilecek öyle derin anlamlara sahip oldukça çok cümleler var. Baş ucu kitabı olacak türden bir eser.

William Shakespeare’in Hamlet, James Joyce’un Ulysses ve Nabokov’un Solgun Ateş eserlerinden etkilenen roman, Türk edebiyatında ilk post-modernist romanlarından biri niteliğindedir.
Ayrıca, Tehlikeli Oyunlar tiyatro eseri olarak da sahnelenmiştir.

5- Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar



“Fakat neyi anlatabilirdim, kime anlatabilirdim? İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana insanlara hangi derdini anlatabilir?”
(s.110)

“Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.”
(Arka Kapak)

6- Minima Moralia – Theodor W. Adorno

“Hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi. Her açıklama, her haber, her düşünce daha önce kültür endüstrisinin merkezlerinde biçimlendirilmiş olarak geliyor bize. Böyle bir ön-biçimlendirmenin tanıdık izini taşımayan şeylerse inandırıcılıktan yoksun bulunuyor.”

“Minima Moralia, Adorno’nun başyapıtıdır. İlgilendiği bütün alanları bu kitapta -bazen birkaç sayfalık tek bir fragman içinde- bir araya getirmiştir: Felsefe, günlük yaşam, siyaset ve işçi hareketinin tarihi, edebiyat ve müzik, psikoloji, Faşizm, ırkçılık ve savaş. Bir polemik kitabı olarak da görülebilir: Bütün bu konuları, karşılarında eleştirel bir tutum aldığı düşünce sistemleriyle (örneğin varoluşçuluk veya psikanaliz) ve Heidegger gibi düşünürlerle kimi zaman açık kimi zaman örtük bir tartışma içinde işlemektedir. Adorno’nun kendine özgü yöntemi de bu kitapta en güçlü ifadesini bulur: İlk bakışta önemsiz görünebilen tek bir olay ya da nesne (örneğin astroloji) Adorno’nun merceği altında, büyük tarihsel eğilimleri açıklayan bir şifre olarak belirmektedir. Sunuş yazısında kendisi şöyle diyor: “Kitabın her üç bölümünde de çıkış noktası, en dar haliyle özel alandır… Buradan toplumsal ve antropolojik boyutları daha belirgin olan düşüncelere geçilir; bunlar, psikoloji, estetik ve özneyle ilişkisi içinde bilimle ilgilidir. Her bölümün sonundaki aforizmalar da, bu düşünceleri felsefeye doğru geliştirir.” Ama bu parçalar kitabına herhangi bir yerinden girmek de mümkündür: Amacının “her noktası merkeze aynı uzaklıkta olan bir yazıya” ulaşmak olduğunu yine bu kitabın bir yerinde Adorno’nun kendisi söylemiştir.”
(Tanıtım)

7- Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı – Laurence Sterne

“Hepimiz böyle bir amcamız olsun isteriz. Tristram Shandy gibi hiç durmadan anlatan, anlattığına kendini kaptırıp giden, şakaları, kelime oyunları, gevezelikleri, bizi hayret ettirebilme yeteneği, tuhaflıkları, saçmalıkları, çocuksuluğu, saplantıları ve takıntılarıyla bizi hep gülümseten, akıllı, zeki, kültürlü, görmüş geçirmiş, ama bir yanıyla da hep muzip bir çocuk kalmış olan bir amca…”

Bu kitap, okuyucuyu biraz yorsa da bambaşka düşüncelere götüren kitaplardan. Orhan Pamuk’un ön sözü ve Nuran Yılmaz’ın muazzam çevirisiyle kitabın yerinin ayrı olduğunu dile getiriyor okuyucular. Kitabın kurgusunun, Tristram daha doğmamışken başlaması ve bu yüzden de çevredekilerden bahsetmesi yorucu olsa da kafa açan bir kitap. Herkesin seveceği tarzda bir kitap olmasa da farklı türde bir kitapla tanışmak isteyenler için ideal olacaktır.

8- Franz Kafka – Hikayeler

“Bütün Eserler’de, “Bir Savaşın Tasviri”, “Şato”, “Taşrada Düğün Hazırlıkları”, “Dava”, “Kayıp (Amerika)”, “Günlükler”, “Değişim”, “Ottla’ya ve Ailesine Mektuplar” ve elinizdeki “Hikâyeler” yer almaktadır. Hikâyeler’in bu basımı Kafka’nın arkadaşı Max Brod’un hazırladığı Bütün Eserler’deki metin temel alınarak çevrilmiştir.”
(Tanıtım)

Franz Kafka, herkesin içinde mutlaka var olan çaresiz, yarım kalmış tarafları sayfalara döken; büyük zorluklar içinde yaşamış ve yazmış muazzam bir yazardır. Eserlerinde kendisinden epey iz görülür; hem yazar olarak hem de bizden biri olarak… Olumsuzluklar onu yazmaktan caydırmamış, ancak yazdıklarının çoğunu da kendi elleriyle yakmıştır. Kalan yani bizim okuduklarımızı ise, vefat etmeden önce arkadaşı Max Brod okunmadan yok etmesini istemiştir. Fakat, arkadaşı uzun bir süre düşündükten sonra bu vasiyeti çiğnemiş ve Kafka’yı tanıma şansını bizlere sunmuştur.
Böyle birinin hikayeleri okuyucuyu nasıl etkilemez ki?

9- Beyaz Kale – Orhan Pamuk

“İnsanların, dört iklim yedi bucakta, hep birbirlerine benzediklerini anlamak için acaba Padişah mı olmak gerekiyormuş?”
(s.118)

“Nobel ödüllü Türk yazar Orhan Pamuk’un Beyaz Kale adlı eseri Kanuni devrinde geçen tarihî bir romandır. Beyaz Kale, 17. yüzyılda İstanbul’da geçmektedir.
Hikayede Türkler tarafından esir edilen astronomi, matematik ve tıp konusunda engin bilgilere sahip olan romanın ana karakteri Venedikli; ülkesinde çok iyi eğitim almış, neredeyse bilimin her alanında bilgisi ve eserleri olan, kendini beğenmiş bir karakterdir. Romanın diğer karakteri Hoca; iyi bir eğitim almıştır, parlak zekalıdır, hırslıdır ve okumayı sever. Padişah; avlanmayı seven ve gözlemciliği ön plana çıkan bir karakterdir. Paşa ise sinsidir ve son derece hırslıdır. Manipülatif bir karakterdir.
Kitapta yer alan ana temalar çok çeşitlidir. Bu temalardan biri efendi ve köle ilişkisidir. Bilginin gücü, kitapta kullanılan temalardan bir diğeridir. Osmanlı’nın modernleşmesi ve Batı ülkeleriyle rekabeti romanın ana temalarından birini oluşturur.”
(Tanıtım)

10- Göçmüş Kediler Bahçesi – Bilge Karasu

Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda duruyordu. Ama, oyunun oynaması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimse sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar, biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmaya da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri… “
(Tanıtım)
“Göçmüş Kediler Bahçesi” ismi ile dikkatleri üzerine çeken, okuyucuya “nasıl daha önce okumadım?” sorusunu sordurtan bir kitap. Öykülerden oluşuyor, fakat karmaşık bir yapıya sahip. Yarım kalan paragraflar ve cümleleri ile düşüncelerin kişide bıraktığı etkisi bambaşka. Okuyanı ayakta tutan, bol bol düşündüren ve okumak için biraz yol kat etmiş olmayı gerektiren bir eserden bahsediyoruz diyebiliriz. Alışması zor olsa da alıştığınız zaman da elinizden bırakamayacak türden…
  • Bu yazıyı hazırlarken yararlandığım listeye buradan ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin