Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



“Harfler ve Notalar”, Türk edebiyatının sevilen ve ileri gelen yazarlardan biri olan Hasan Ali Toptaş’ın denemelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş, içinde sıcacık anılar, güzel tesadüfler ve edebiyata dair düşüncelere yer verilen güzel bir deneme kitabı. Toptaş’ın akıcı, anlaşılır ve samimi üslubu, kitabı okurken sanki kendisiyle karşılıklı sohbet ediyormuşsunuz gibi bir his veriyor insana. Kitapta, okurken hem gülümseten hem de üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken birçok anı mevcut. “Okuyana Mektup” ile samimi bir giriş yapan Toptaş, birbiri ardı gelen denemeleriyle sizi bulunduğunuz ortamdan alıp olayın yaşandığı yere veya döneme götürüyor.

Bazen okurun kör noktasında kalan kitaplardan yakınıyor Hasan Ali Toptaş. Bazense dilin değişip, yozlaşması durumunun onu ne denli üzdüğünden bahsediyor biz okuyucularına. Yeri geliyor yazarlara metinlerdeki kusurlara ilişkin öğütler veriyor, yeri geliyor “Taşranın da ötesinde” diye nitelendirdiği doğup büyüdüğü, çocukluğunun geçtiği o güzel kasabaya götürüyor bizleri…

Toptaş’tan yeni yeni yazarlar ve kitaplar da öğreniyoruz aynı zamanda. Not alıyoruz bir kenara. “Mutlaka Okunacaklar” listesine ekliyoruz sonra. Yazarlardan yaptığı alıntılar, onlarla ilgili bildiği anılar ufkumuzun genişlemesine vesile oluyor. Her satırında biraz daha şaşırıyoruz doğrusu. Hayalinde oluşturduğu kitaplardan tutun da, başucu kitabına kadar her şeyi paylaşıyor bizimle yazar. Sanırım okurken sohbet ediyormuş gibi hissetmemizin en temel etkenlerinden biri de budur. Yaşadıklarını yaşıyor, hissettiklerini hissediyoruz adeta. Eğer henüz Hasan Ali Toptaş okumamış veya okuyamamış bir okursanız “Harfler ve Notalar” hem sıcacık anılarıyla hem de samimi üslubuyla yazarı daha yakından tanımanıza sebep olacak bulunmaz bir kitap.

-Alıntılar-

1-) “Aklımdaki geçmişin gölgesine oturup yüzümü geleceğe doğru dönerek onu değişik şekillere sokmayı, bu şekillerin arasından birini seçmeyi, seçtiğim şeklin üstünü öteki şekillerin tadından oluşan yumuşak bir sisle örtmeyi ve kelimeleri bu sisin altından çıkarıp tek tek güneşe tutmayı da arzu ediyorum aslında. Bunları yaparken her şeyi, ama her şeyi unutup sadece yaptığım şeyin kendisine dönüşmeyi de arzu ediyorum hatta; dünya dediğimiz şu daracık genişliğe oradan, ruhunda bütün harflerin ruhunu taşıyan zamansız bir harf gibi bakmayı da arzu ediyorum.” (Sayfa 7)

2-) “Sonra, kendimden bana doğru yavaş yavaş birtakım ayak sesleri gelmeye, benden de kendime doğru yüzlerce yıllık, küf kokulu yaprak hışırtıları uçuşmaya başlar.” (Sayfa 8)

3-) “Gurbet kelimesini eskiden daha sık kullanırdık. İçimizi titreten bu kelimenin , farklı bir ağırlığı vardı hayatımızda; uzaklar onun içinde birikir, tehlikeler onun içinde bekler, umutlar onun içinde yeşerirdi. Hayat bir şekilde gurbetle anlam kazanırdı bir bakıma; aşklar, dostluklar, ve insanlar bir şekilde gurbetle sınanır, gurbetle olgunlaşırdı.” (Sayfa 10)

4-) ” Dikkatle baktıktan sonra biz de, “Her yanı çok güzel de, omzunda pot var ağbi” diye onu uyarmıştık hemen. “Biliyorum,” demişti Terzi Hüsam, “ama, onu bilerek yaptım ben. Aslında, ceketin güzelliğini o pot gösteriyor. Gözünüz için hazırlanmış bir fenerdir o pot. Yakıtı da, gözün zaafıdır.” Ardından da, biz çene çalarken o potu oluşturabilmek için kendisinin ne ince hesaplar yaptığını anlatmış ve şöyle demişti; “Hesaplanmış bir kusurda aklın izi, kusursuzluktakinden daha derindir.” ” (Sayfa 17)

5-) ” Hatta, bu duruş, ilk bakışta insana 1960’lı yılların duruşlarını hatırlatsa da, onlardan çok daha eski ve çok daha yaşlıydı. İçinde, dünya malını elinin tersiyle bir kenara iterek varlığını insan sevgisinin üzerine inşa eden uçsuz bucaksız bir aşiretin allı yeşilli renkleri ve sesleri vardı sanki. Dahası, özünde “Az ye, az uyu, az konuş.” düsturunu taşıyan binlerce yıllık bir kültürün türkülere bohçalanmış derin acıları, bozlaklara yatırılmış geniş sessizlikleri vardı.” (Sayfa 49)

6-) “Kendi kendini rüzgarıyla körükleyen bir hız, hızla ele geçiriyor hayatı; ayrıntılarını silip hızla flulaştırıyor. Onu yavanlaştırıyor hatta, alıp uzaklaştırıyor ve günden güne insanın ruhuna ağırlık verecek kadar hafifletiyor.” (Sayfa 62)

7-) “Doğrusu hiçbir şey anlatmamış olmayı çok isterdim. Her şeyi ancak o zaman anlatmış olurdum çünkü.” (Sayfa 103)

😎 “Her defasında kollarını iki yana açarak annem karşılar bizi, gözyaşlarıyla birlikte sarılır, koklaya koklaya öper. Babam ne sarılır ne de öper o sırada. Samuel Beckett gibidir o; yeşile çalan gözleriyle, içinde bulunduğu zamanın dışında kalan meçhul bir noktada durur ve hiç ağzını açmadan herkese ve her şeye oradan bakar.” (Sayfa 141)

9-)  “Biliyoruz ki bazı sesler, bazı sahneler, bazı renkler ya da bazı cümleler insanın aklına mıh gibi çakılıp kalıyor. Bunlar insana bir süre eşlik ediyorlar hatta. Daha sonra da, herhalde ya bilmediğimiz bir şeye dönüşerek varlığımızın başka bir köşesinde yuvalanıyorlar, ya hatırladığımız şeylerin içinde eriyorlar ya da bir şekilde unutuluyorlar.” (Sayfa 146)

10-) “Zaten, bir cümle yazmak aynı zamanda beste yapmak değil midir?” (Sayfa 165)

Hasan Ali Toptaş-Harfler Ve Notalar-Everest Yayınları-2017.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin