Haldun Taner ile Bir Röportaj

       Konur Ertop‘un gerçekleştirdiği bu röportajda, Haldun Taner’in iki sevgilim diye baktığı hikaye ve tiyatro yazarlığı hakkındaki düşüncelerini, vefatının 34. yıl dönümünde sizin için derledik.

1- Hikâye yazarlığından oyun yazarlığına nasıl geçtiğinizi anlatır mısınız?

Haldun Taner: Kendimi pek, bir yerden bir yere geçmiş saymıyorum. Görüyorsunuz ikisini de iyi-kötü birlikte götürmeye çalışıyorum. Ne var ki, zaman zaman hikâye zaman zaman da oyun yazarlığı ağır basar gibi oldu. Mesela Günün Adamı adındaki ilk oyunum devrin büyüklerini küçültüyor gerekçesiyle yasaklanınca bu ortamda piyes oynatılamayacağını anlayıp altı-yedi yıl hikâye yazdım. Oyun yazarken hikayeciliği, hikâye yazarken oyun yazarlığını bırakmadım. Bir kenara gizli gizli bir şeyler karaladım. Şimdi artık iki sevgilime de eşit zaman ayıracak bir dönemde bulunuyorum.

2- Oyunlarınızdan hangilerinde ne gibi özelliklerin dikkati çekmesini istiyordunuz?

- Advertisement -

Haldun Taner: İnsan galiba bu oyunda şunlar dikkati çeksin düşüncesiyle yazmıyor. O oyun biraz da kendi özelliğini kendi beraberinde getiriyor. Kendiliğinden, o olduğu şey oluyor. Keşanlı Ali Destanında ise, bildiğiniz gibi bizim halk gösteri biçimlerimizle modern epik tiyatronun
akrabalığından faydalanıp epik bir Türk halk tiyatrosu üslûbuna yöneldim- Kendi ‘kişiliği ile çevrenin onda kurduğu kişilik arasında bocalayan Ali’nin iç çatışması renkli bir gecekondu ortamına oturtulmuştu. Bu yabancılaştırma efekti ile büyük kentin gülünç düzeninin parodisi
yapılıyordu. Oyunun yapısında meddah, orta-oyunu, tulûat gibi halk gösterilerimizin anti illüzyonist ögelerini, dil ve diyalog özelliklerini, söz kalıplarını, tekerlemelerini bol bol kullandım. Pek modern bir özle hiç yeni olmayan bizim, içten, sıcak biçimlerimizin kaynaşması, ortaya
yepyeni bir oyun, belki de bir üslûp çıkardı.

3- Tiyatroyu bizde halkın malı bir sanat kolu saymak mümkün mü?

Haldun Taner: Gülünç olmadan, ben halk tiyatrosuyum diyecek bir tiyatromuz var mı? Hangi halk? Önce bunu sormalı. ‘Halka gitmek, halka ucuz bilet, halkı eğitecek oyun sağlamak’
derken kimi kastediyoruz? Halk matinesi adı bile bu galatın sivri belgesi değil mi? İtiraf edelim ki, halk derken biz, olsa olsa büyük şehrin tiyatroyla haşır neşir olmamış insanlarını, kenar semtlerinin sakinlerini, hadi bilemediniz Anadolu’nun illerini ve birkaç büyücek kasabasını
kastediyoruz. Bunlara varan bir tiyatroyu kursak halik tiyatrosu kurduk diye şişineceğiz. Ama yine de fena bir iş yapmamış olacağız. Oysa halk bu mu? Anadolu’nun milyonları daha tiyatronun b’sini bilmiyor. (Tiyatro kelimesinde b harfi var mı diye yadırgadınız değil mi? O
garipler tiyatronun içinde ne olup ne olmadığım bile bilmiyorlar diye mahsus öyle dedim.)

4- Bizim tiyatromuza dünya tiyatrosunun hangi yanları katkıda bulunabilir?

Haldun Taner: Avrupa tiyatrosu ile tanışmamız geç oldu. Galiba bundan ötürü, battı balık yan gider diye tiyatro problemini çoğumuz pek düzeyde alıyoruz- Oysa tiyatro bütün insanlığın ve ortak bir birikimin ürünü. Edebiyatımızda, tiyatromuzda cahil cesurlar at oynatıyor. Bunlardan biri bir dostunun zoru ile klasikleri okumaya koyulmuştu. Bir gün bana dedi ‘ki : ‘Vay namussuz Stendhal! Tam benim söylemeye hazırlandığım şeyi herifçioğlu 150 yıl önce söylemiş!.’

   Stendhal sanki cebinden parasını çalmış gibi de bozulmuştu. Bizden önce neler yapıldığını bilmek, bilineni tekrardan alıkoyduğu gibi onların bıraktığı gedikleri arayıp bulmaya da yarar. Bunun için tiyatro tarihini onun belli başlı eserlerini bilmek şart. Çabasız, incelemesiz, kültürsüz, kestirme yoldan ucuz başarı sade bizde var. Brecht, yıktığı Aristolyen tiyatroyu en iyi bilen bir inceleyici idi. Öğretisinin birçok ögelerini dünya tiyatro tarihinde? Çin tiyatrosundan, Yunan tiyatrosunun Prabaselerınden, Elisabeth tiyatrosunun oyun üslûbundan, Jesnit tiyatrosunun eğitimsel oyunlarından toplamıştı. Samuell Beckett ortaçağ mystere’lerini yıllar yılı inceledi. Ana çizgileler, ana eserleri, ana akımlar ile dünya tiyatrosunu bilmek bizim tiyatromuza şekil verecekler için kaçınılmaz bir zorunluktur. Bizim koşullarımıza, bizim özelliklerimize uyacak bir tiyatroyu kurarken dünyanın tiyatro tecrübesine sırt çevirmek olur mu?

5- Geleneksel tiyatromuzdan nasıl faydalanabiliriz?

Haldun Taner: Geleneksel tiyatromuzun göstermeci anlatıcı anti illüzyonist ögeleri boldur. Epik üslûp için uygundur. Bunlardan şahsen nasıl faydalandığımı anlattım. Bu yanımız yabancıları da çok ilgilendirmeye başladı. İlkin William Sorayan, Keşanlıyı burada gördüğü zaman söylemişti ; ‘Dünya piyasasına ancak böyle, size özgü oyunlar ve biçimlerle çıkabilirsiniz’ demişti. Ama geleneksel tiyatromuz yalnız epik ögeler bakımından değil, soyut yazacaklara da yararlı kaynak olabilir.

6- Kabare tiyatrosu İçin ne düşünüyorsunuz? Bu türdeki çalışmalarınız üzerine bizi aydınlatır mısınız?

Haldun Taner: Kabare tiyatrosu aktüel ve politik hiciv yapan, hiciv silahı ile aksaklıklara ışık tutan küçük, fakat aktif bir türdür. Aristofanes’in eserleri bunun ilk örneklerinden sayılır. Türkiye gibi politik gidişlerin çok farkında bir ülkede böyle bir tür eksikti.

   İlkin 1962’de bir kabare tiyatrosu denemesi yaptık, iyi sonuç alınca 1967’de dört genç arkadaşımla birlikte ilk kabare tiyatrosu Devekuşu’nu kurduk. Gördüğü ilgi bir gediği kapadığımızı belgeler. Bizde yeni olduğundan, başta, acele hükümlere yol açtı. Çoğu kimse, ya kabare sözünün çağrışımı ile, ya da oyunların bir gece kulübünün üst katında oynanmasından olacak, kabare tiyatrosu seyircisi ile gece kulübü müşterisi birbirine karıştırdılar. Bu türü zengin ve şımarık tabakanın bir eğlence aracı sandılar. Üç yıl boyu Devekuşu’nu izleyenler içinde gece kulübü müşterisi tipi seyirciye pek rastlamadık. Gelenler yine tiyatro sevenler ve gençlik oluyor. Bereket ki zamanla bu tür oturdu, ne olduğu ne olmadığı artık iyice anlaşılmaya başlandı. Bazı kimsede uyarıcı olduğunu iddia eden bu türün fazla güldürmesine tutuluyor. Sanki uyarı, ille çatık kaşla yapılırmış gibi. Bunu da hoş karşılamalı. Biz gülmeyi hor görmüş bir birikimden geliyoruz. Oysa güldürü en güçlü uyarı silahıdır. İşte Aristophanes işte Moliere, işte Shaw ortada.

7- Tiyatroda şive taklidi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Haldun Taner: Ölçü kullanıldığı takdirde esere renk verir, ancak bir yerlilik katar. Ama ucuz bir orjinalite unsuru gibi ona yapışmak hoş değil. Son yıllarda diyelek enflâsyonu göze çarpıyor. Kenter kardeşler Hamlet’e bile Anadolu şive taklidini soktular.

8- En çok hangi oyununuzun sahnelenişi düşüncelerine uygun oldu? Neden?

Haldun Taner: Ulvi Uraz‘ın Şehir Tiyatrolarında sahneye koyduğu Fazilet Eczanesi, Çetin îpekkaya’nın Bizim Tiyatro’da sahneye koyduğu Sersem Kocanın Kurnaz Karısı. Ve tabii, Genco Erkal’ın, Gülriz Sururi – Engin Cezzar Tiyatrosunda sahneye koyduğu Keşanlı Ali Destanı.

  Fazilet Eczanesi -hayat dilimi- denilen teknikle yazılmış, bir Boğaziçi eczanesinin yirmi dört saatini yansıtan 27 kişilik bir oyundur. Bu kadar ayrı alemleri eşit bir yoğunlukla vermek ve bu mozaikten hayatın kendisi gibi bir atmosfer yaratmak her babayiğit rejisörün
kârı değildi. Ulvi Uraz unutulmaz bir orkestrasyonla bunu başardı. Sersem Koca ise Çetin İpekkaya için çetin bir cevizdi. Oyunun, sahne ‘kuliste, jestte, mimikte, seste ayırt ettirmek, kişilere kendi kişiliklerini verdikten sonra bu kişilikleri her perde boyu üç ayrı üslûba sokmak gerekiyordu. Çetin bunun üstesinden geldi. Bu güç işte Münir Özkul gibi büyük bir oyuncunun varlığı başlıca şansımız oldu. Özkul sade erişilmez bir Fasulyeciyan olmadı, arkadaşlarını oyunun havasına getiren, onlara yeni imkanlar esinleten âdeta ikinci bir rejisör oldu.

  Keşanlı’ya gelince. Erkal bu türün yeniliğine ve öncesizliğine rağmen hemen eserin içine girdi, oyunu ancak büyük ustalara has bir rahatlık, tabiilik ve akıcılıkla kotardı. Rol dağıtımının cuk oturması da caba. Almanya’ya çağrıldığımızda prömiyer oranın en büyük konser salonu olan Beethovenhalle’de veriliyordu. Bütün Alman devlet ricalinin ve kordiplomatiğin, eleştirmenlerin huzurunda oynanan ilk gece Genco Erkal büyük bir yenilik yapmış, İstanbul’da yapamadığı bir (ortada oyunu) Beet-Hovenhalle’in salon imkânlarından faydalanarak gerçekleştirmişti. Bu, orası için çok çarpıcı bir değişiklik oldu.

9- Yeni tiyatromuzun halkçı ve devrimci temalarına karşılık halk , kitlelerinden uzak kalışı nasıl açıklanabilir?

Haldun Taner: Devrimci ve halkçı temaları işlemek bir oyunun halk kitleleri tarafından kapışılması için yeterli değildir. Bunu halkın dili, halkın mantığı, halkın gustosu ile yapmadıkça kendi kendinizi aldatırsınız. Oyununuzu beş-on şehirli aydın, otuz-kırk üniversite öğrencisi, bir-iki de ahbabınızdan başkası alkışlamaz. Halkı tiyatroya, edebiyata çekmek sanıldığından zor,
çok zor bir iş- Hele bizim koşullarımız içinde. Halkçı ve devrimci temaları işleyen romanlar sanki halkı çekiyor mu sanırsınız. Köyün Kamburu, Orta Direk, Yılanların Öcü‘nü aydınlar okuyor hep. Şehrin snop aydınları övüyor, seviyor hep. Büyük kitleler bana mısın demiyor. Büyük kitle öyle kötü koşullara sürülmüş ki, kafasında kültüre açık pencere kalmamış. Günlük oyalantısı içinde, okuyanın okuduğu gazete haberi biraz uyanığının dinlediği ajans haberi. Önce o kitleleri bir eğitme ortamına getirmek, sonra bu ekilmiş topraktan tohum sürmesini beklemek gerek. Biz toplaşmış şehirlere, kendi kendimize gelin güvey oluyoruz. Yok öyle şey. Ne ektik ki ne biçeceğiz. Bugünkü haliyle imamın vaazı onlara Shakespeare’den çok daha etkili oluyor.

10- Günümüz tiyatrosunun başka sanat kolları ile ilgileri nelerdir?

Haldun Taner: Dans, şan, sür, bale, resim, ışık, müzik, sinema v.s. Bunu ilk sezen Wagner olmuştu. Tiyatronun -Gesamtkunstwerk ‘Tüm sanatların bileşimi’ haline gelişi ise sanırım Max Reinhardt’m eseridir- Ondan bu yana bu klasik sanatların yanısıra anlamsız haykırışlar, çırpınışlar, seks gösterileri, sahne ortasında orgazmlar gibi unsurlar da tiyatroya girdi.

                            Mustafa Miyasoğlu (Editör), Haldun Taner, Türk Büyükleri Dizisi:98,                                      Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları,1988, Ankara, sf: 36-44

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Selene Cabalar
Selene Cabalar
Dünya yanarsa önce edebiyatı kurtarmak gerek

Must Read

Bilişsel Kapitalizmin Merkezinde “Maddi Olmayan Emek”

Küreselleşmeyle birlikte tüm sektörleri etkileyen önemli değişimlerle karşılaşıyoruz. Yeni iş modelleri ortaya çıkıyor, eski düzenler yıkılıyor, üretim ve dolaşım sistemleri dijital bir görünüm kazanarak...