Hakikat Etiği Penceresinden Bir Arayış: İyi ve Kötünün Bilgisine Ulaşmak

Antik Yunan döneminden günümüze insanlığın üzerinde epey düşündüğü, çelişkili tartışmalara girmekten hiç çekinmediği, her insana ve her koşula göre farklılık gösterebilen iki kavram vardır: İyilik ve kötülük. Peki, bu iki kavram insanlığı neden bu kadar meşgul ediyor ve aslında mutlak iyi nedir ya da mutlak iyi var mıdır? Diğer yandan kötülük, iyiliğin bir zıt yansıması mıdır yoksa iyiliğin varoluşunda sıradan bir katkı mı sağlar? İşte sorduğumuz bütün bu sorular insanlık tarihi boyunca farklı yerlerde farklı şekillerde sorulmuş, farklı topluluklara ya da bireylere yöneltilmiş sorulardır. Yüzyıllarca bu soruların cevapları aranmış ve nesnel, değişmez bir cevap bulunmaya çalışılmıştır.

İyi ya da iyilik kavramı nesnel bir nitelik taşıyan tanımlamaları içermez. Genel olarak subjektif tanımlamalar içerisinde yer alırlar. Subjektif nitelik taşıyan bu kavramlar kişiden kişiye değişkenlik gösterir ve bireyin kendi öznesine, ahlaki normlarına, etik değerlerine, yaşadığı topluma göre şekillenir. Geçmiş insanlık tarihine baktığımızda iyinin tek bir anlam içermediğini ve iyinin bilgisine farklı yollardan ulaşabileceğimizi görürüz. Örneğin, Platon idealar dünyasında iyiyi üç kelime ile ifade eder; erdem, doğruluk, adalet. Erdemin ruhun bir düzeni olduğunu söyler Platon. Aristoteles için ise iyi; erdeme uygun nitelikte elde edilen bir amaçtır. Yani Aristo’ya göre insan daima kendi amacına uygun bir durumda olmalıdır. Sokrates ise iyiyi kendini bilmek olarak görür. Kişi kendisini tanıdıkça neyin iyi neyin kötü olacağının farkına varır diyen Sokrates kişinin kendini tanımazsa bilemeyeceğini söyler.

Bütün bu söylemlerin yanında aslında iyi ve kötünün bilgisine ulaşabilmek için hakikat etiğine bakmak gerekir. Fransız Filozof Alain Badiou, Yunancada, iyi bir varoluş tarzı, bilgece bir eylem arayışı anlamına gelen etiğin zamanla kötülüğe açılan ön yargının temeline dönüşmeye başladığını söyler. Ona göre siyaset etiği, tıbbi etik, bioetik gibi kavramlardan yola çıkarak bir hakikat etiğine ulaşılır. Başka bir deyişle insanların herhangi bir durumla ilişki kurma biçimine etki eden şeyin hakikat olduğunu öne sürer.

İyilik ya da iyinin bilgisi hakikati aramakta ve kendini öz benliğini bulmakta yatar. Birey bir hakikat sürecine ait olduğunu hissetmeli ve o ait olduğu yerde kendi benliğine ulaşmalıdır. Kendine ulaşan bireyler hem kendisidir, hem kendisini aşmıştır. Hakikat üzerine düşünme ve hakikati ortaya çıkarma arzusu aslında adım adım sadakat inşasına doğru yol alır. Çünkü sadakat aslında hakikatin öznesidir. Fransız Filozof Alain Badiou, Etik; Kötülüğün Kavrayışı Üzerine Bir Deneme adlı kitabında bu durum için şöyle bir ifade kullanmıştır: “Bir sadakatin taşıyıcısına, yani bir hakikat sürecini taşıyan kişiye ‘özne’ diyorum. O halde, özne hiçbir surette süreçten önce var olmaz. Olaydan ‘önce’ durum içinde kesinlikle yoktur. Diyebiliriz ki hakikat süreci bir özneye sebep olur.” Sadakat var olduğunda hakikat bulunabilir. Hakikat, özgün bir biçimde sadakat duygusu gelişmiş bireylerde varlığını gösterir. Hakikatin özgürleştirdiği bilincine varan sadık birey kendi öznelliği açısından kendi dünyasında iyinin bilgisine ulaşmıştır diyebiliriz.

- Advertisement -

İdealizmin önemli temsilcilerinden olan Joseph Royce’a göre kötülük ise doğrudan doğruya hayatın anlam ve değeri sorunuyla ilgilidir. Hayatın fazlaca kötülüklerle dolu olduğunu ve artık sona erdirilmesi gerektiğini söyleyen Royce, kötülüğün varoluşsal olduğunu da öne sürer. Kötü olarak düşündüğümüz, tanımladığımız şeyler, iyi kavramı gibi subjektif olmaktan ziyade daha objektif anlamlar taşır. İnsana karşı yapılan her şiddet kötüdür. Bu şiddetin psikolojik ya da fiziksel olması farklılık göstermez.  Aynı şekilde hakikatlerin bilincinden uzaklaşmakta kötüdür çünkü hakikat bilincinden uzaklaşan birey gerçekleri inkâr etmiş olacaktır. Hakikatin gerçekliğini inkâr eden bireyler yalan söyler, bu da onları kötü yapar. Kötü, hakikatin taklit edilme sürecidir. Kötüye/kötülüğe dair bu düşünceler bir toplumda yaşayan tüm bireyler için aynıdır. Çünkü bireyler, kötüye ya da kötülüğe karşı bir kolektif bilinç oluşturmaktadır. Badiou yine aynı kitabında kötü/kötülük üzerine şunu söyler: “ Kötü, onu ancak İyi’nin perspektifinden yani “biri”nin bir hakikat-süreci tarafından yakalanması perspektifinden kavradığımız takdirde sıradan yırtıcılıktan ayrı bir şey olarak görülebilir. Kötü özneye ait bir kategoridir. Hakikatler etiği –bir sadakate sadakatin tutarlılık ilkesi ya da “Devam Et” düstüru olarak –her tekil hakikatin mümkün kıldığı Kötü’yü savuşturmaya çalışan şeydir.”  Bununla beraber Royce, kötülüğün üstesinden sadakat odaklı bir anlayış ile gelinebileceğini, kolektif bir iradeye vurgu yaparak bunun ancak sadakat yoluyla sağlanacağını söyler.

Hakikat etiği penceresinden bakmaya ve açıklamaya çalıştığımız bu iki kavram yukarıda sorduğumuz sorulara cevap vermiştir aslında. Mutlak ve tek bir iyi yoktur. İyi, bireyin kendi öznesinin varoluş amacına göre farklılık gösterir. Bireyin her sıkıştığında gidebileceği tek yer kendi öz doğasıdır. Kendi öz doğasında bir hakikat arayışı içinde olan birey bilinmeyen ve bilinemeyen iyiliğin bilgisine ulaşmayı çabalar. İyiliğin bilgisine ulaştığında, iyi biri olmak için sürekli iyi şeyler düşünmeyi, iyi şeyler hissetmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir.

İyiliğin bilgisine ulaştığında hakikat arayışı tamamlanacak olan bireyin, kötülüğün bilgisine ulaşma konusundaki bakış açısı aslında oldukça basit olacaktır; iyiliğin bilgisi olmayan her şey kötüdür. Kötülük daha objektif anlamlar içerirken, iyinin bilgisine ulaşmada da sıradan bir katkı sağlar. Hakikat etiğinde sadakat, iyinin temelini oluşturur ve kötülüğün varoluşuna karşı kolektif bir tutum içerisindedir. Bu tutum kötülüğün varoluşunda çürümeler yaratacak kadar güçlü olabilir. Çürümeler ilk olarak bireyin kendi zihninde başlayacak, hemen ardından kolektif bilincine yansıyacaktır. Bu yansımaların sonucunda birey için faydalı bir özgürlükten söz edebilmek mümkün ancak göz ardı edilmemesi gereken bir durum söz konusudur o da bu düşünce biçiminin yararlılığı diğerlerinin eksikliklerinden kaynaklanır ancak her ikisini de aklın sınırları ve mantığı içinde tutan şey bir diğerinin büyük ölçüde ortaya koyduğu muhalefettir.

 

 KAYNAKÇA

Alain Badiou, Etik; Kötülük Kavrayışı Üzerine Bir Deneme, Metis Yayınları Çeviri: Tuncay Birkan 5.Basım,2019 sf, 52,66,73

KOÇ Emel, J. Royce’un Sadakat Anlayışı ve Kötülüğün Üstesinden Gelebilmede Sadakatin Rolü, GAÜN Sosyal Bilimler Dergisi, 2011 Cilt,10 sf, 323-350

Ölüm Felsefesi, Düşünbil dergisi, Sayı 66

Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine, John Stuart Mıll, Can Yayınları, Çeviri: Cem Akbaş, 2 basım,2019

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Kader Gürcüoğlu
Kader Gürcüoğlu
bilmekten çok öğrenmeyi kendine amaç edinmiş, biraz da fazlaca meraklı sıradan bir birey.

Must Read

Notre Dame’ın Kamburu ve Quasimodo Sendromu

   Notre Dame'ın Kamburu (Notre Dame de Paris), Victor Hugo'nun Fransız İhtilali sonrası geçen kötü karanlık günlerden kesitler de taşıyan 1831 yılında ele aldığı...