Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



1. “Türkçe’deki kelimelerin ilk anlamlarının pek de geçerli olmadığı bir yüzyılda piçler, babaları bilinmeyenler değil, babalarına ihanet edenlerdir.” (s.14)

2. “Pahalı saatler tamam insanların zamanları değerlidir. Ama bir terasta yaşıyor ve saati sokaktaki yabancılardan öğreniyorsanız, zaman size sonsuzmuş gibi gelir.” (s.29)

3. “Piçler, âşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir.” (s.52)

4. “Hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. Üzülürsün. Pişman olursun. Sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın.” (s.55)

5. “Düşündü. İngilizce’deki “pain” kelimesiyle, Fransızca’daki “pain” kelimesini düşündü. Biri “acı”, diğeri “ekmek” demekti.” (s.90)

6. “Hayatın yeni kuralı bu. Herkes her şeyi biliyor. Sadece ben bilmiyorum çünkü ben her şeyden hariç ve herkesten aptalım.” (s.93)

7. “Neşet Ertaş kendisinden önce kimsenin yan yana getirmeyi bile düşünmediği komaları birlikte kullanarak müzikal bir dâhi olduğunu kanıtladığı türkülerinden birini söylemeye başladı”

….

“bağlamayı asimetrik çalan Neşet Ertan’ın dokunduğu tellerde kayan ve rakıya yatırılmış toprak kokan melodilerdi.” (s.107)

8. “İnsanın kendisine çektirdiği acıya azap denir. Teknik adı vicdan azabıdır. Bugüne kadar binlerce hayalet hikayesi duymuşsunuzdur. İşte bunların başlangıcı da bu vicdan azabıdır. Dünya üzerinde hayalet gördüğünü iddia eden ilk insan, yaşarken canını yaktığı dostunu öldükten sonra o kadar çok düşünmüş ve kendine o kadar çok kızmıştır ki, yıllardır tanıdığı bir yüzü, bedeni evinin odalarımda uçuşurken görmeye başlamıştır. Sonra bu olayın üstüne binlerce yıl binmiş ve insanlar her yerde hayaletler görmeye başlamıştır. Oysa hayalet dediğin şey, yaşarken kazık attığın insanlar öldükten sonda duyduğun vicdan azabını sana oynadığı bir tiyatrodur.” (s.119-120)

9. “Kendimi tüketmek için her şeyi yapmama rağmen kendimi bitiremeyeceğimi anladığım gün. Oysa kendimi harcamak için her şeyi yaptım. İçki içtim, hem de çok. Yeteneklerimi keskinleştirmek için en ufak bir uğraşta bulunmadım, sahip olduklarımın değerini artırmak için hiçbir şey yapmadım ama hâlâ buradayım ve herkesten daha zekiyim.” (s.129)

10. “Peki ya Türkler? Onlardan nefret etmiyor musun?” – “Aksine, bütün dünyanın Türk egemenliği altına girmesini istiyorum. Dünyaya sadece Türk kültürünün hâkim olmasını istiyorum. Altı milyar insanın Türkçe konuşmasını istiyorum. Nereye gidersem gideyim, beni anadilimde karşılamalarını istiyorum. Hiçbir kültür, din, dil, devlet kalmamalı. Sadece Türklük, Türkçe ve Türkiye Cumhuriyeti olmalı. İşte ben ancak öyle bir dünyada huzurlu olabilirim. Onun dışında imkansız.” (s.130-131)

11. “Memur bey, biz ne yaptığımızı bilmiyoruz. Her şey çok iyi gidiyordu ama sonra birden kendimizi sokakta bulduk. Yani yıllardır evlerde yaşadık ama ancak bu kadar dayanabildik. Şimdi buradayız. Hepimizin de gideceği yerler var ama zaten biz o yerlerden geliyoruz. Dolayısıyla geldiğimiz yerle gideceğimiz yer arasında sıkıştık.” (s.146)

12. “Taksim ne demek? Paylaştırmak, dağıtmak demek. İşte burası, İstanbul’da yaşayan insanların taksim edildiği yerdir. İnsanlar bu meydandan sokaklara, semtlere, caddelere dağıtılırlar. Ayrıca burada sürekli bir pay alma durumu da söz konusudur. Yani İstanbul’dan payına düşeni Taksim’de alırsın. Çünkü burada zevk, insan, uyuşturucu, kan, aşk, acı, akla gelen her şey taksim edilir. Hak edilen payların alındığı yer burasıdır. Tabii yapılan taksim bazen adaletli olmayabilir. Ama zaten meydanın adı sadece Taksim’dir. Adil Taksim Meydanı değil.” (s.150)

13. “Dibe vurmak diye bir şey yok.” dedi içinden. “Çünkü dünyanın dibi yok. En fazla yerin dibine geçerim, oradan da girer, dünyanın öbür tarafından çıkarım. Biraz da oralarda dolanırım.” (s.153)

14. “Piçler tek kişilik ailelerdir. Anne, baba ve çocuğu tek bedende yaşatırlar. Aile boyu insanlar olan piçler, ruhlarının ceplerinde taşıdıkları anne, baba ve çocuğa özgü acı, kaygı ve zevkleri eksiksiz hissedebilirler.” (s.204)

 

15. ” Piçler açtı. Piçler kirliydi. Ter, toz ve çamur kokuyorlardı. Üşüyorlardı. Ama gülüyorlardı.” (s.205)

 

Hakan Günday – Piç

Doğan Kitap – 2003

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin