Gece Modu

Hakan Günday, kimsenin bilmediği yönüyle eski siyasetçilerden Faik Günday’ın torunu. Çoğumuzun bildiği yönüyle de Kinyas ve Kayra’nın yazarı. Bahsedeceğimiz kitap da onun röportajlarının çoğunda ‘’son kitabı’’ olarak belirtilen ‘’Az’’. Böyle belirtilmesinin nedeni elbette röportaj yapan kişilerin ‘’Daha’’ yı bilmemesi değil, genelde bu kitaptan sonra yoğunlaşmış kendisiyle yapılan röportajlar. Kitap 2011 yılında basılmış, Doğan Yayınları’ndan çıkmış ve kaç baskı yaptı bilmiyorum ama benim elimdeki 24.baskı. Günümüz şartlarında kitabının ikinci baskısı çıkınca sevinen yazarlar olduğunu düşünürsek, kendimce yeraltı edebiyatı olarak nitelendirdiğim bu güzel kitabın yirmi dört baskı yapması oldukça iyi.

Arkasını okumadığınızda belki sizi şaşırtabilecek bir kitap bu. Ama arkasında olayın en son varacağı noktayı alenen belirttiği için, sizi dumura uğratma oranı biraz düşüyor.   Yine de kitabın isminin aslında ‘’Az’’ değil de a ve z harflerinin yanyana gelmesi olduğu veya en azından öyle olması ihtimali beni oldukça düşünmeye sevketmişti. Ufak bir alıntıyla başlayalım o zaman.

‘’Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.

Senin ve benim gibi…’’

Kitabın kapağını açtığımızda Nevzat Çelik karşılıyor bizi. Yok hayır önsöz yazmamış. Kitap kendisine ithaf olunmuş ve ‘’İtirazın İki Şartı’’ adlı şiirinden bir alıntı geliyor ithaf ilanının ardından. Kitabın neden Nevzat Çelik’e ithaf olunduğu hakkında bir röportajda Hakan Günday, üç nedende açıklıyor. İlk nedeni, Kinyas ve Kayra’yı basmayı kabul eden insan olması. Yazar, bunun her şeyin başlangıcı olduğunu belirtiyor. Diğer neden, Hakan Günday’ın çok büyük bir Nevzat Çelik hayranı olması ve son neden ise kitabın adının ‘’Az’’ olmasından dolayı, en başta verilen alıntı da ‘’çok olmadığımız kesin…’’

Sonrasında ise üç yüz küsür sayfa boyunca nefes almadan okuyacağınız bir roman. Romanı üç parçada incelememiz tahlilini kolaylaştıracaktır. İlk parçamız, ilk karakterimiz olan Derdâ. Romanın başında 11 yaşında olan karakterimiz, romanın ilk olayının da aynı zamanda başkahramanı. Kendi hemşehrisi birinin ölümünde kendince tamamen suçlu olan küçük kız, bu olay üzerine annesi tarafından kaldığı yatılı okulundan alınır ve bir tarikata satılır. Annesi böyle yaparak hem kızının iyiliğini düşündüğüne inandırır kendini, hem de kendi hayatını devam ettirecek kadar paraya sahip olur. Ve asıl macera da bundan sonra başlar. Derdâ, evlendiği kişi ve tarikatla beraber Londra’ya gider. Bu tarikatın bir kısmı bir suç örgütüdür aynı zamanda ve İngiliz İstihbaratı tarafından da harıl harıl çökertilmeye çalışmaktadır. Derdâ, bu şehirde bir apartman dairesine hapsedilir ve beş yıl boyunca o daireden aşağı inmemiştir. Sadece karşı komşusuna gider arada bir, o da bir erkektir ve bu görüşmeyi de gizli yaparlar. Karşı komşusuna para karşılığı işkence yapar ve yazar bunları anlattığı esnada mazoşizmi günlük hayatla efsane bir şekilde bağlamış, içimize işletmiştir. Karşı komşusu Stanley, bu işkenceleri bir arkadaşına anlatmıştır. Bu arkadaşının adı Mitch’dir ve Mitch, bu işkenceleri, uygunsuz filmler haline getirip şehrin her yanında izletir. Yaklaşık 4000 dolar para kazanmıştır Mitch ve Stanley ve onun 500 dolarını Derdâ’ya verirler. Derdânın ise harcayacağı bir yer yok gibi görünse de kendisi kaçma planları yapmaktadır. Bunun için dil öğrenmeye çalışır ve birkaç yüz kelime öğrendikten sonra bir gün evden kaçar. Evden kaçtığında denk geldiği ilk kişi, onu beş yıl önce İngiltere’ye alan gümrük memurudur ve bir süre onunla yaşarlar. Derdânın karşı komşusu Stanley ise bu gümrük memurunun oğludur. Daha sonra Stanley ile Derdâ, bu evden kaçarlar. Stanley bir eroin bağımlısıdır ve Derdâ’yı da bu yola sürükler. Para için yapmayacağı şey yoktur ve elli iki erkekle bir uygunsuz film bile çekmiştir Derdâ, uyuşturucu madde parası için. Sonra Derdâ, eroin satıcısı Kara T.  ile tanışır. Kara T. , Derdâ’nın yatılı okuldayken ölümüne sebep olduğu kızın abisidir ve Derdâ onun başına felaket getireceğini anlar. Bir gün Kara T. ‘ye çalışmayı kabul eder Derdâ ve ilk teslimatını babasına, yani tarikattan olan babasına yapmaya gider ama bundan habersizdir. Tam bu esnada bir polis baskını olur eve ve baskında ele geçirilen Derdâ’ya MI5 yani İngiliz İstihbaratı tarafından işbirliği teklifi gelir. Teklifi kabul eder, sonrasında da uyuşturucu kliniğine yatıp tedavi olur. Orada kendisine refakat eden hastabakıcı ile fazla yakınlaşır, hastabakıcı kadın Derdâ’yı nüfusuna alır. Derdâ, bir üniversiteye gider ve edebiyat bölümünü başarı ile bitirir. Kitabın ilk bölümünün sonu böyle biter.

İkinci bölümde ise Derda adlı bir karakter karşılar bizi. Bir mezarlık çocuğudur. Evi mezarlıktadır. Derda bir erkek çocuğudur ve Derdâ gibi o da on bir yaşında başlar romana. Derda’nın babası  cezaevindedir ve yurda gönderilmesinin önündeki tek engel hayattaki annesidir. Ama annesi vefat ettiğinde Derda, onu alıp yurda götüreceklerini anlamıştır. Fakat annesinin ölüsünü tek başına götüremeyeceğini anlayınca, bir balta ile annesinin cesedini parçalara ayırır, öyle gömer. Yazar, buralarda bu elim olayı bütün iğrençliği ile gözümüzün önüne serer ve açıkçası ben okurken sahnenin içinde kayboldum. Bu arada Derda, geçimini mezarlığa gelen mefta yakınlarından aldığı parayla sürdürmektedir ama yaşı büyüdüğünde artık bu işten ekmek çıkaramayacağını anlar ve korsan kitap basılan bir matbaada taşıma işine girer. Bir gün kitap götürdüğü işportaların birinde Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabına rastlar ve işporta sahibinden kendisine okumayı öğretmesini ister. Sonra okumayı öğrenip kitabı okur, ardından başka birkaç kitabını daha. Ve kendisi Oğuz Atay’a inanılmaz ve görünmeyen bir bağla bağlanır. Onun değerini bilmediklerinden dolayı öldüğünü söyler Oğuz Atay’ın. Ve ona yaşadığı dönemde değer vermediğini düşündüğü kişilerin toplandığı bir yere gider, Beyoğlu’nda bir meyhanedir burası. Burada silahlı bir saldırı yapar Derda ve bir gazeteciyi Oğuz Atay’a hakettiği değeri vermediği gerekçesiyle öldürür. 24 sene hapse mahkum olur. Hapisten çıkmasına yakın günlerde ise Derdâ’nın elli iki erkekle çekilmiş uygunsuz filmini görür ve Derdâ’ya aşık olup mektup yazar. Hapisten çıktıktan sonra Derdâ’yı aramayı kendine görev bilmiştir Derda fakat hiç bilmediği birisi ona bu konuda yardım eder. Sonuçta bu ikilinin buluşması Oğuz Atay’ın mezarının önünde olur.

Size kitabın bitişinden harika birkaç dize :

Seksen yaşındaydı

İkisi de.

Birlikte olabilmek için kırk yıl,

Birlikte ölebilmek için de

Bir kırk yıl daha

Yaşamışlardı.

Kitap değerlendirmelerinde kitabı anlatmayı sevmezdim normalde ama o kadar sarsıldım ki bunda, size de anlatmak istedim. Belki okuyacaktınız, belki de hiç kitaptan haberiniz bile yoktu, ama size şunu diyebilirim ki daha anlatmadığım bir ton şey var ve Hakan Günday, her sayfada bin tane detay vermiş. Bunu da kitabın eksi, hatta en eksi yönü olarak söyleyebiliriz. En eksi diye bir şey yok sanırım ama siz idare edin. Kitapta çok fazla rastlantıya yer var, çoğunlukla günlük hayatta denk gelemeyeceğimiz kadar çok rastlantı hem de. Onun dışında yazarın anlatım dili, gereksiz betimlemelerden kaçınması ve sürükleyici bir kitap olması çok iyi. Benim şahsi kanaatime göre dört dörtlük bir yeraltı edebiyatı ürünü, tüm unsurlarıyla ve aykırılığıyla. Her ne kadar sonu iyi bitse de içimizin burukluğula, beş üzerinden dörtlük, buram buram Oğuz Atay kokan bir Türk edebiyatı romanı…

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin