Gece Modu

Güzel olanın değeri ulaşılmasının zorluğuyla mı ölçülür? Yemyeşil bir bahçede dikenli dallar arasında gezerken, dikenlerle sarmaş dolaş olmuş kıpkırmızı bir güle rastladığınızı düşünün. Onu yetiştiren doğaya minnet duyduktan sonra bir de kapitalist doğanın dikenli engellerle çevrelediği, yalnızca gri duyguların karakteristik özelliklerini üzerinde taşıyabilecek bir çiçek olan parayı aklınıza getirin. Dünyanın yegane değeri olarak görülen, bir kağıt parçası olmanın çok daha ötesine geçmiş olan para, dikenleri aşmaktan daha zor sahip olunan bir değerdir.(!) Gerçekten kokusu olan bir güle sahip olmaktansa parayla paha biçilmiş bir tabloya sahip olmak daha değerli görülmüştür. Güzel ve çirkin olana karar vermekle geçen süreçler tarihte de yer edinmiştir. Bu iki kavramın ekonomik sınıflardaki algılanış farklılıkları, bu kavramları hiyerarşik bir yorumlamaya maruz bırakmıştır.

Çirkinlik aynı zamanda sosyal bir olgudur.’ Üst sınıflara mensup kişiler her zaman aşağı sınıfların beğenilerinin kötü ya da gülünç olduğunu düşünmüşlerdir. Böyle bir ayrımda ekonomik etmenlerin önemli rolü olduğu söylenebilir, çünkü zarafet her zaman pahalı kumaşlar, renkler ve mücevherlerle bağdaştırılmıştır. Ancak bu ayrıma ekonomik etmenlerden ziyade kültürel etmenler yol açmıştır. Zenginlikleriyle gösteriş yapmak için baskın estetik duyarlılık tarafından ‘iyi beğeni’ye konulan sınırları aşan sonradan görmelerin kalabalığından söz etmekse alışılagelmiş bir gelenektir. Öte yandan, baskın estetik duyarlılığı tanımlamak incelik isteyen bir iştir; bu duyarlılık muhakkak politik ve ekonomik gücü ellerinde tutanlara ait olmak zorunda değildir, bunlardan ziyade bu duyarlılığı belirleyenler sanatçılar, kültürlü insanlar ve edebi, sanatsal, akademik çevrelerde ‘güzel şeyler’ üzerine uzman olarak bilinen kişilerdir. (Eco:2007,394sy)

Kitsch’i tanımlamaya sanatta güzelin kişiden kişiye değiştiğini, birine kalitesiz gelenin diğeri için evde bir dekor olmaya aday gösterilebilecek olduğunu ifade ederek başlayabiliriz. Kitsch sözcüğünün kökeni 19. yüzyılın ikinci yarısına uzanır. Kitsch bazı kaynaklara göre 19.yüzyılın ikinci yarısında, ucuz resim almak isteyen Almanya’daki Amerikalı turistlerin bir taslak istemesinden türemiştir. İddiaya göre bu kelime, yüzeysel estetik deneyimlere hevesli alıcılar için üretilmiş değersiz çöpler için kullanılmaya başlanmıştır. (Eco:394sy )
Ucuzlatma, kolay satılır hale getirme ve hatta kişiliksizleştirme anlamına da gelen kitsch kelimesi üzerinden bir soru soruyorum; kime göre çöp gerçekten çöptür ve değersizdir? Özellikle sanat adına, değer ölçmekte kullanılan bir ölçüm cihazı var mıdır? Terazinin bir yanı hep daha ağır gelecektir; öyle ki kültür ve çevre etkisi biz sosyal canlıları, algılarımızı, beklentilerimizi ve estetik anlayışımızı şekillendirmede her şeyden daha etkilidir. Güzellik ve çirkinlik sadece estetik değerlerin terazisi değildir. Estetik, sosyo-politik olarak da çok şey ifade eder. Marx; Ekonomi, Politik ve Felsefe’de, bir şeyin çirkin ya da güzel olmasının çoğu zaman estetik ölçütlerden değil de siyasal ve toplumsal ölçütlerden kaynaklandığını ifade etmiştir. (El Yazmaları, 1844)

Dev Lotr Testi

‘Üst’ kültür kitsch’i bahçelerdeki cüce biçimindeki süsleri, dua imgelerini, Las Vegas kumarhanelerindeki sahte Venedik kanallarını, turistlere ayrıksı bir ‘estetik’ deneyim yaşatmayı amaçlayan bir grotesk taklidi olan Kaliforniya’nın ünlü Madonna Inn’ini tanımlamak için kullanır. (Eco:394sy)

Madonna Inn

Madonna Inn

Şimdi de günlük hayatınızda sıkça karşılaştığınız, görme duyularınızı ve algılarınızı kısa süreliğine harekete geçiren ve belki de yarattıkları tek farkın kişiye göre değişen hislerin ortaya çıkması olan; fabrikalarda hızla üretilen ve benzerleriyle farklı farklı evlerin ortak noktası olan bu eserlerden bazılarını aşağıdaki örneklerde gördükten sonra, kendi estetik anlayışınıza göre yüzünüzde oluşacak ifadeyle sizleri baş başa bırakıyorum.

Her neye bakıyorsak bakalım; bakmayı değil görmeyi önemsemek ve olası tüm duyguları algılarımızla kucaklayarak hissetmeyi, yaşamayı, anlamayı bilmek en güzel yaşam belirtisidir. Algılarımızın kapısını çalan sanata ise, en marjinal noktadan ya da yan komşumuz kadar yakınımızdan kapımıza gelse bile kapıyı açma cesareti gösterememek en çirkin, en çaresiz ön yargılardandır.

KAYNAK: UMBERTO, Eco. Çirkinliğin Tarihi
İstanbul: Doğan Kitap, 2009.

 

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin