Gece Modu

Gustave Flaubert: 1821 doğumlu Fransız yazar.

Modern romanın kurucusu olarak bilinen Flaubert yazmaya çok küçük yaşta başladı. Henüz dokuz yaşındayken tiyatro oyunları yazdı, yazdığı diğer denemeler Le Colibri (Sinek Kuşu) adlı okul dergisinde yayımlandı. Okulda en çok tarih ve edebiyat derslerinde başarılı olan ünlü yazar eğitimini hukuk üstüne yapmak istese de yarıda bırakıp kendini yazmaya adadı. Böylece Madame Bovary’nin ünlü yazarı Flaubert doğmuş oldu.

“Bu adamın sahaflar ve eskiciler haricinde kimselerle konuşmuşluğu yoktu. Ketum olduğu kadar hayalperest,nemrut olduğu kadar mahzun bir adamdı;tek düşüncesi,tek sevdası,tek bir tutkusu vardı: Kitaplar.”

Gustave Flaubert’in ilk kitabı Bibliyomani!

Fransız yazar Flaubert ilk eserini henüz 14 yaşındayken yazdı. Dönemin gazetesi Colibri’de (doğduğu ve gençlik yıllarını geçirdiği Fransa’nın Rouen şehrinde perşembe ve pazar günleri yayımlanan edebiyat,sanat,tiyatro ve moda dergisi) yayımlanan öykü çok fazla yankı uyandırdı ve geleceğin Flaubert’ine göz kırptı.

”Biricik kitabını eline alır, bir cimrinin servetine, bir babanın kızına,bir kralın tacına duyduğu sevginin emsali bir tutkuyla onu seyre dalar,gözleriyle okşar,bağrına basardı.”

Öykü İspanya’nın Barselona şehrinde Giacomo isimli bir kitapçının ruh halini ve fetiş durumuna getirmiş kitap sevdasını anlatıyor.

Giacomo kitaplarına ve el yazmalarına aşık otuz yaşlarında bir adam. Her gün kitaplarını temizliyor, el yazmalarını düzenliyor ve bunları aşkla şevkle müthiş bir zevk duyarak yapıyor. Günleri bu şekilde sürüp giderken bir gün bir adam Giacomo’nun elinde olduğunu bildiği “Turpin’in Vakayinamesi” isimli el yazmasını satın almaya geliyor. Giocomo ilk başta vermek istemese de adamın karşılığında vereceği meblağı duyunca hayali olan kütüphaneyi kuracağı düşüncesiyle el yazmasını satıyor. Her şey el yazmasının satılmasıyla başlıyor. Giacomo büyük bir depresyona giriyor ve içindeki şeytan oraya çıkıyor.

Giacomo mal varlığını kitaplar üzerine kurmuş bir bibliyomani. Moliere Cimri’sinde olan para tutkunluğu gibi o da hastalık derecesinde bir kitap aşığı. Öyle ki diğer kitapçı Baptisto’yu en büyük düşmanı haline getiren bu tutku ölümü bile göze aldırıyor.

Henüz on dört yaşında, gerçek bir olaydan etkilenip yazdığı bu kısa öykü oldukça akıcı ve şaşırtıcı. Kişilerin betimlenmesi ve takıntılı bir kişinin ruh halinin aktarımı oldukça gerçekçi. Kişinin ruhani durumunu okurken kendimi bir Zweig kitabında gibi hissettim.  Aynı zamanda kitabın içinde Flaubert’in gerçek el yazısının resmi her sayfayı süslemiş böylece okuyucu kendini gerçekten o dönemde hissederek zevkli bir okuma yaşıyor.

”Ah! Mutluydu bu adam! Manevi derinliğinden ve edebi derinliğinden bihaber olduğu bütün bu bilgiyle kuşatılmaktan mutluydu; bütün bu kitapların arasında olmaktan, bakışlarını yaldızlı harflerin, yıpranmış sayfaların,solmuş parşömenlerin üzerinde gezdirmekten mutluydu. Bir körün ışığı sevdiği gibi seviyordu bilgiyi.”

İspanya’da kitaplara saplantısı yüzünden evleri kundaklayan, cinayetler işleyen ve sonunda suçlarını itiraf edip idama mahkum edilen eski keşiş Don Vicente’nin gerçek hikayesine sadık kalarak kaleme alınan bu öyküde, herkes kendi bibliyomanisini ölçebilir diye düşünüyorum.

”Ah! Hiç bu kadar güzelini görmemiş, hiçbirine böylesine hayran olmamıştı; Yunanca izahatlı Latince bir İncil’di bu kitap. Ona uzun uzun baktı,hiçbir kitap onu bu denli mest etmemişti. Açlıktan ölmek üzereyken karşısında bir külçe altın bulan bir adam gibi acı acı gülüyor,kitabı parmalarının arasında sıkıyordu.”

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin