Gece Modu

Groundhog Day, bir filmden çok daha fazlasına dönüşmüş bir yapım. Birçok din ve düşünceleri kendine çeken, herkesin kendisi için bir şeyler bulabildiği bir “yeniden doğuş” hikayesi. Budistler için reenkarnasyonu, Hristiyanlar için İsa’nın yeniden doğuşunu çağrıştırıyor. Mutlak iyi kavramına ulaşmaya çalışmayı, bunun için öncelikle kendi öz benliğimizin farkına varmamız gerektiğini anlatıyor. Araf’ta kalmanın acı veren deneyimini “komedi” dilinde görüyoruz.

Hava durumu programı sunan Phil (Bill Murray), kameramanı Larry (Chris Elliott) ve prodüktörü Rita (Andie MacDowell) ile birlikte Punxsutawney isimli küçük bir kasabaya yılda bir defa düzenlenen “Groundhog Day” festivaline gelmiştir. Bu festival her yıl 2 Şubat tarihinde dağ sıçanına yılın geriye kalan günlerinde kışın ne kadar daha devam edeceği soruluyor. Phil, kendini beğenmiş, ben merkezci bir muhabir olarak bu küçük kasabadan bir an önce gitmek istese de aynı günü sürekli tekrar yaşar.

Yazının devamı spoiler içermektedir.

Dev Lotr Testi

Phil, sürekli aynı günü tekrarladığını fark ettiğinde bunun tam olarak ne anlama geldiğini kavrayamaz. Hikâyenin başındaki ve sonundaki Phil birbirinden tamamen farklı. Film boyunca gözle görülür bir karakter gelişimi gözlemliyoruz. Başlangıçta Phil sürekli aynı günü yaşamanın onun için iyi mi kötü mü olduğuna karar veremez, her şeyi yapabilmenin ayrıcalığına ulaştığını fark edince onun için verilmiş bir hediye olarak görmektedir. İstediği kadınla birlikte olup, sağlıklı beslenme gibi konuları dert etmesine gerek yoktur. Toplumda yaşamanın temel gereksinimlerinden sorumluluk ve ceza kavramlarının üstünde olduğunu fark eden Phil, sınırlandırılamayan bir yaşamın içine adım atar. Tam olarak ne olduğunu anlayamadığı bu döngüyü bile kendi için bir cezalandırmadan ziyade ödül olarak görmesi ben merkezci karakterinin göstergesi. Yunan filozof Socrates’in “Kendini tanı” sözü Phil’in içinde bulunduğu döngünün nedenini açıklıyor. Aslında yapması gerekenin ilk önce kendiyle yüzleşmesi ve böylelikle gerçek benliğine ulaşması bekleniyor. Adeta kendi kişisel Araf’ını yaşayan Phil, başlangıçta bu mesajı tam olarak kavrayamıyor. Yaşadığı absürt durumun içine sıkışıp, kendini tanıması gerektiğini idrak etmeye başlıyor. Phil’in yaşadığı bu döngü onu mutlak iyiliğe yönlendirmeye çalışıyor. Mutlak iyiliğin zorlama olmaması gerekiyor. Tamamen organik olması gereken bu iyilik kavramına ulaşması aslında tam olarak kendi potansiyelini dışa vurup bunu fark etmediği zaman içerisinde beliriyor. Başlangıçta kendisinden başkasını düşünmeyen Phil, bambaşka birine dönüşüp insanlara yardım etmeye başlıyor. Yaptığı bu yardımları hiçbir çıkar veya kendine zorunlu bir iyilik yapma gereksiniminden bağımsız olarak yapıyor. Bu bağlam içerisinde Phil’in koşulsuz insanlara yardım etmesini Hristiyanlık, İsa ile özdeştiriyor. Her gün “I got you, babe” şarkısıyla uyanan Phil, filmin ortalarında artık bu döngünün son bulamayacağını fark edip kendini öldürmeyi bile deniyor. Hayatının gidişatını, kariyerini kısacası kendi ve çevresiyle ilgili her şeyi kontrol edebileceğine inanan biri için anlamsız bir döngünün içinde kalmanın sonucu olarak bundan kurtulamayacağını anlayıp intihar olsa bile bir şekilde tekrar kontrolü eline almaya çalışıyor. Yaşadığı absürt durumdan kaçmaya çalışmasının kendinden kaçmaya çalışmasından farksız olduğu için intihar sahnelerini trajikomik bir biçimde görüyoruz.

 

 

Rita için ayrı bir parantez açmamız gerekiyor. Phil’in prodüktörü olarak geldiği bu küçük kasabayı Phil’in aksine çok sevmektedir. Entelektüel birikime sahip, duyarlı, insanlara yardım etmeyi seven tam anlamıyla iyiliğin yer yüzünde şekil bulmuş hali diyebiliriz. Filmin büyük bir kısmı içerisinde Phil, Rita’yı kendine aşık etmek için uğraşmaktadır. Her şeyi ne kadar planlarsa planlasın Rita her seferinde Phil’i reddetmektedir. Rita ve Phil’in ilişkisine Phil’in karakter gelişimiyle paralel olarak değerlendirebiliriz. Başlangıçtaki bütün uğraşları bir şekilde Rita’yı elde etmek için, yapay bir şekilde hedefe yönelik hareketleri her defasında Phil’in reddedilmesine sebep olmaktaydı. Rita’nın hayatıyla, hobileriyle, zevkleriyle ilgili ne kadar çok bilgisi olursa olsun doğallıktan yoksun bu girişimleri her seferinde tokat eşliğinde sonlandı. Tıpkı yaşadığı döngünün mutlak iyiliği doğal yollardan istemesi gibi; Rita için de aynı doğallık geçerliydi. Filmin asıl ulaştırmak istediği sonuç Phill’in istediklerini elde edebilmek için hırslarından, bencilliğinden arınmak zorunda olması. İlk başta ne kadar uğraşırsa uğraşsın Phil’i bir türlü sevemeyen Rita, Phil’in insanlara yaklaşımındaki değişimini görüp, kendini başkası gibi yapmak yerine kendi benliğini ortaya çıkardığı için ona karşı sevgi beslemeye başlar. Başlangıçta Rita’ya ulaşmayı yaşadığı absürt döngüdeki bir uğraş olarak gören Phil, Rita’yı tanıdıkça ona karşı içten bir sevgi besler. Phil’in, Rita’nın farkına vardığı sahnelerden biri de “Karda dururken meleğe benziyorsun” dediği sahneydi. Aslında Rita değişmemişti. Rita ile ilgili her şey aynıydı ama Phil’in bakış açısı tamamen değişmişti. Artık Rita’nın gerçek yüzünü görmeye başlamıştı.

 

Şöyle de bir dipnot düşeyim: Her yıl 2 Şubat Groundhog Day olarak kutlanmaktadır.

“OK, campers, rıse and shıne, and don’t forget your bootıes cause It’s cold out there. It’s cold out there every day.”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin