Hayatın bizi savurup attığı yerlerden izliyorum mesafemizi. Bu denizler hiç şahit olmamış gibi artık. Bu salıncaklar hiç binilmemiş gibi.
Kendimi en çok inandırdığım yerden bir bir cevabını alıyorum, koca bir hiçle.
Hangi rüyaya inanmışım, gerçek sanıp? Hangi koca kuyuları, boyamışım yeşile? Tuzaklar beni yuttuğunda bile, dilim dönmedi senden kötüye.
Loş ışıklı bir asansörün hızlıca kopup düşmesi gibi bi his miydi, bırakılmak? Ensende kuru soğuğu hissederken sıcak bi yuva aramak gibi mi?
Rastgele gelen bıçak darbelerine izin vermekten mi artık, dolunay bile emin değil renginden.
Geceleri küstürmüşsün bak, kalmamış tahammülü beklemeye.
Çerçevesiz resimlerde yitip gittiğinde, flu kalacak artık tüm hikayemiz.
Mecazsız soğukluğun öğretti bana, beyaz ve siyah yokmuş -gri- varmış.
Kendimle aramda sıkışıp kaldığımda, bir göz ucuyla bile…
Ne sığındım bahanelere, ne oynadım senin gibi. Kuşanmayacaksan silahları, neden başlattın savaşı?
Bu meydanın adını, nasıl tek başıma…
Beni derin düşünce kuyularına sokan ama aynı zamanda en çok mutlu eden, suçsuz katilime. Bir gün bile eksilmeden, hep yeniden teslim oluşlarıma içerliyorum.

Hiçliğin masalını yazmak istemezdim, yazmışım.

Özge Rençberoğlu

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin