Sosyal hizmet uzmanları hikayeme vaka diyorken çevremdekiler yazgı. Bana soran olsaydı yaşadığın ne diye(ki bu daha önce kimsenin aklına gelmedi) fırtına derdim belki tsunami yahut en şiddetli depremlerden biri. Yeraltının ve yerüstünün yaşattığı en büyük felaket; kendi küçük dünyamda.

Bir dünya değildim elbet tüm felaketlere karşı yıkılmaz durabilecek. Başına geleceklerden haberdar bir mavi gezegen değildim elbet.

Ailem, uzmanlar, psikologlar korkularımla baş etmem için, bir şeylerin üstesinden gelmemi sağlamak ne çok uğraştı oysa. Oysa içimdeki korkuların o yaşadığım fırtınalardan sonra asla düzelmeyeceğine ve hatta artık hiçbir acının böylesine sarsmayacağına öyle eminim ki! Bir daha papatyalardan tac yapmayacağımı, hatta papatya mevsimini bir daha yaşamayacağımı düşünmekle geçiyor vaktim uzun yıllardır.

On beş yaşında bir kız çocuğu yaşında ne öğrenir, ne yaşar? Akranları gibi eğitimine devam eder, onlar gibi gezmek olur tek derdi deli çağında. Belki deli çağında sevgilisiyle aşkın çocukluğunu da tadar, ellerini tutmaya çekinirken korkarak yaşar kalbi. On beş yahu, hangi kafeye gitsem, ertesi gün saçımı nasıl yapsam derdi olan yaş. On beş yaş masumiyetin mozaiği. Bunları yarım yaşayarak ve hiç yaşamamış gibi hissederek kendi ruhumu o günden sonra otuzlu yaşlarda buldum.

Tecavüzün utançtan öte normalize edildiği bu yüzyılda; olayları televizyondan takip eder, izledikçe nasihat alırdım büyüklerimden. Haklıydın anne, haklıydın baba… Kimseye güvenilmezdi bu devirde ve çok güvendiğiniz kızınızın gücü yetmedi kendini korumaya.

Yan flüt kursumun ardından akşama yakın vakitte, hava tam kararmadan eve varmak için hızlı adımlarla ilerliyordum eve doğru; her Salı ve Cuma rutinliği işte. Apartmana girdiğimdeki sessizlik, daha önce benzerine hiç rastlamadığım bu sessizlik, ürkütmüştü beni. Üçüncü kata geldiğimde onun, iki daire altımızda oturan komşumuzun oğlunun seslerini duyar gibi oldum. Sesin geldiğine emindim artık evlerinin kapısındayken. Annem fenalaştı diye bağırışlarıyla irkilip refleks olarak içeriye girmiş buldum kendimi. Ağzımı açıp neredesiniz diyecekken kapı arkamdan kapandı. Kilit sesini duyduğumda elimde ne varsa yere düştü. Bağırıyordum ama evde hiç kimse yoktu o ve benden başka. Sanki o akşam apartman bomboş gibiydi. “Yardım edin hiç kimse mi duymuyor sesimi? Aç şu kapıyı, naptığını sanıyosun sen! Şakayı daha fazla uzatma bırak çıkayım artık evime. Yeter artık. İmdat. ANNNNEEEE.BABAAAAA.SESİMİ DUYUN. DUYUN ARTIK. YETEEER…” Tuzağına düşmüştüm ve evet gerçekten düşüyordum yere… Şoku atlatmam ne kadar sürdü bilmiyorum, bağırmaya devam edecekken zorla ağzımı kapattığında, zorla bana dokunuşları… Bu kadarını yazabilecek gücüm olmaz sanıyordum,  içime attıkça daha da içim darlanıyor, yazarsam geçer mi?

…Şimdi hangi kanun hangi yönetmelik kurtarır beni? Hangi tecavüze uğramış kız çocuğu olmamış gibi yaşayabilir? Hangi farklı semt hangi başka hayat hangi hangiler anımsatmaz yaşanılanları?

İnsanlık suçu görmezden gelinirken insan suçudur tecavüz, masumiyetin mozaiğinin insafsızca yok edilmesidir… Dahasını yazmasına yazardım da tüm korkularımı bulut yapmışım; her gün karşımda siyah siyah gecenin zifiriliğini beklerlerken karların da beyaz değil siyah siyah üstüme yağdığını size anlatsam bunun gerçekliğine ne kadar inanırsınız sanki? Hatta bu siyahtan öte, simsiyahtan daha da öte. Mesela gezdiğim ülkelerde denizler hep kan kırmızısı, yollarsa kurak ovalardan başka bir şey değil. Tek bir tane ağaca rastlamadım yıllardır. Çok sevdiğim papatyalar da yoklar hiçbir yerde. Belli ki kıştan başka mevsim yaşatmıyor yazgım. Allah’ım küçüklüğümün kışıyla mevsim aynıysa etraf neden yıllardır kapkaranlık?

Şimdi söylesin, söyleyin biriniz hayat sizin sandığınız gibi toz pembe gök mavisi mi, sizin sanmalarınızın ucu bucağı yok mu? Şehirler değiştirmek az, ülkelere gitmek yetmez kendi dünyası yıkılınca insanın. Her yerde göçebe kalır, göçebedir artık onun adı.

Dünya değil ki insan tüm felaketlere karşı yıkılmaz durabilecek, başına geleceklerden haberdar bir mavi gezegen de değil. İnsan, insan işte bir nefeslik ömrü.

Gizem ŞAHİN

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin