Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Oedipus kompleksi ya da Oedipus (Ödip) karmaşası, Sigmund Freud’un kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni safdışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamı. Kulağa garip, ya da tuhaf gelebilir ama Yunan mitolojisinden bu yıllara kadar gelebilen bir duygu topluluğudur.

Bu isim Sophokles’in naçizane eserinin adını taşır. Yazılışı milattan önceye dayanabilir, ancak bu sizi düşündürmesin. Bu eser günümüze kadar gelir ve hâlen yazılan eserleri etkiler.

Kısa bir özet olarak bu sendromun nereye dayandığını anlatayım; Kral Oedipus, Apollo tarafından lanetlenen bir kraldır eserde. Babasını öldürüp annesiyle evlenmek gibi oldukça enteresan bir durum onun kaderidir. Bunu öğrenen annesi ve babası onu bebekken ayaklarından bağlayıp bir çobana verirler, daha sonra onu bir yere atmasını ya da öldürmesini isterler. Zira çoban bebeğe kıyamaz, onu öldüremez. Hatta zarar bile veremez. Ne yapacağını düşünürken çocukları olmayan kral ve kraliçe gelir aklına. Bebeği onlara verirsem iyi olur hem bebek için hem de kral ve kraliçe için diye düşünür. Fakat çocuğun kral ve kraliçenin çocuğu olması kaderin önüne geçemez…

Anlaşıldığı üzere bu trajik kahramanımızın en büyük korkusu babasını öldürmektir. Hatta bazı kaynaklar bu kompleksin Hamlet’te de olduğunu düşünürler. Edebî modernizm, Türk edebiyatına Batı’dan daha geç gelir, ilk etkiler modernist Türk romanlarında da görülebilmektedir. Özellikle Yusuf Atılgan, Oğuz Atay gibi önemli isimlerin modernist etkiyle yazılmış başlıca eserleri psikanalitik karakter incelemelerine oldukça açıktır. Yusuf Atılgan’ın ilk iki romanı, Aylak Adam ve Anayurt Oteli’ndeki başkarakterler C. ve Zebercet sorunlu psikolojik ruhlara sahiplerdir. Dengelenmeyen cinsel gelişimleri ve kompleksleri vardır.

Bu yazıyı yazmamın sebebi, Türk edebiyatında ödip kompleksinin en çok hangi romanlarda geçtiğini size gösterebilmek. Öncelikle hepimizin bildiği Yusuf Atılgan ismi ile başlıyorum. Aylak Adam, adı üzerinde hayatı travma halinde yaşayan bir adamın öyküsüdür. Miras ile geçinir. Adı Bay C. Yıllarca B. isimli kişiyi arar ve onu gördüğünde aşık olur. Onu unutmaya kalkıp birçok kadınla olsa da, ona geri dönecektir. Çünkü bilinçaltında B. isimli kadını ona ebeveynlik yapan kadına benzetir. Yani babasının karısına. Üvey annesini sahiplenen C. onu deli gibi kıskanır ve ona karşı ilgi duyar. Aslında bizim sıradan hikayeler gibi okuduğumuz romanlarda, bakın ne gibi psikolojik travmalar yaşanıyor… Bu mitolojik açıdan romanı tekrar okuduğunuzda siz de ödip kompleksini fazlasıyla hisseceksiniz.

İkinci romanımız ise Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın. Bu mitolojik kahramanın bilincinde okuduğumuz zaman diyebiliriz ki; “Tamamen bu kompleksi anlatmak için yazılmış.”
On altı yaşındaki Cem karakterinin olgun bir kadına duyduğu aşk anlatılıyor.
Farklı sonlarla ve ara ara gerilimleriyle bizi derinden etkiliyor. Kısacası hem tarihi, hem psikolojik roman sayılabilir kanımca.

Diyebiliriz ki “Hayat, efsaneyi tekrar eder.”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin