Gilligan’ın Alaka Etiğine Dair Bir Değerlendirme

Gilligan’ın alaka etiğinin yeni bir perspektif ihtiyacına karşılık geldiğini görüyoruz. Çünkü onun söylemlerinde ve sosyal bilimlere katkılarında da gördüğümüz üzere, bu dünya kadınların gözünden kayıt altına alınmıyor. Kayıt altına alınmak derken söylemek istediğim sadece tarih yazıcılığı ve anlatıcılık değil. Bunlardan hareketle veya bunlardan bağımsız; sanat, felsefe, bilim gibi insanlık tarihinin günlüğü diyebileceğimiz ilgi alanları veya dünya nimetleri. Bahsettiğim bütün unsurlarda kalemi tutanın, kamerayı tutanın, fırçayı tutanın, matematiği kuralını yazanın erkek olduğunu görmek çok kolay. Burada anlatmak istediğim bu işleri tarih boyunca büyük ölçekte erkeklerin yaptığı değil, bu işleri yapmak için kadınsan bile erkek olman gerektiği. Çünkü daha ahlak felsefesine gelmeden, gündelik hayatın, hatta doğrudan hayatın erkek olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda Gilligan’ın “ses” metaforuna dikkat çekmek gerekiyor. Onun kadın sesinin kişisellikten uzaklaşmasının sebeplerini incelemesinin nedeni, kadın seslerinin tarih boyu sınırlandırılmış olması ve kadınların farkında olarak veya olmayarak erkek egemen ve tamamen erkek odaklı inşa edilmiş bir yaşam düzenini sürdürmesidir.

Gilligan aynı zamanda bir psikologdur ve onun alaka etiğinde psikolog yanının da yansımaları görülür.

Kohlberg’in ahlaki gelişim şemasının, evrensel olduğuna inanıldığını, lakin tamamen tek taraflı yani kadını yok sayan bir bakış açısıyla hazırlandığını söyler ve eleştirir. Buradan hareketle Gilligan; kadına ait olduğunu düşündüğü kişilik özelliklerinin ve ahlaki tutumların değersizleştirildiğine dikkat çeker. Gilligan hiç şüphesiz erkeklik çatısına alınmayan özelliklerin aşağılanması konusunda haklıdır. Nitekim bunu erkek olmayan doğrudan kadındır gibi okumak günümüz dünyasında yetersiz kalıyor. Onun düşüncelerinin yaklaşık kırk yıl önce dile getirmesini göz ardı etmeden, bugün dünyada cinsiyetler konusunda çok farklı ve çok fazla şey söylediğimizi hatırlamakta fayda var. Bu bağlamda benim aklıma gelen bir başka konu da, son günlerde dahi uzun tartışmalara sebep olmaya devam eden Queer Teori. Gilligan’ın kadına atfedildiğini söylediği birçok şey bugün queer çatısı altında anlaşılmaya, okunmaya çalışıyor. Çünkü gey bir kişi erkek olmasına rağmen, erkek dünyanın ayrıcalıklarından faydalanamıyor.

Tekrar psikolojik temelli ahlak anlayışına yöneltilen eleştirilere dönecek olursak, bu kez Gilligan’ın Freud’un iddiası olan oğlan çocuklarının anneleriyle olan bağlantısını kız çocuklarına göre daha erken kestiklerinden dolayı, daha ahlaklı oldukları tezine karşı çıkar. Nitekim liberal zihinlerin, yarardan başka bir şeyi görmeyen gözleri için Freud ve Kohlberg haklı olabilir. Lakin bu dünyaya sadece o gözle bakmayan insanlığın en az yarısı kadar kitle için aynı bakış açısını doğru olmadığını söyleyebiliriz. Gilligan’da, Kohlberg ve Freud’a itiraz ederken, kadınların ahlaki olarak kadınların erkeklerden daha aşağıda olduğunu asla kabul etmez. Farklılık hiçbir zaman aşağı olmak için bir neden olarak sunulamaz. Sadece cinsiyet üzerinden değil, günümüz dünyasında “problem” olarak görülen birçok konu için aynı tutumda olmak ahlaki olandır.

- Advertisement -

Gilligan, Kohlberg’in yorumladığı “Heinz vakası” adı verilen örnek olayı “evrenselin” dışında okumuştur. Hayati bir durumda, ilaca ulaşmanın imkansızlıkları dâhilinde ortaya çıkabilecek durumları iki cinsiyet üzerinden izleyen Kohlberg, erkeğin ilacı çalmakta bir sıkıntı görmemesini ahlaki bir gelişim olarak görürken, kadının bir adım sonrasını da görmesini daha aşağı bir ahlak olarak değerlendirmiştir. Kohlberg’in tavrının yanlı olduğu aşikârdır. Gilligan’a göre, böyle bir durumda tek bir doğru davranış görmek mümkün değildir.

Gilligan, Kohlberg’in ahlaki gelişim şemasının çoğunluk tarafından kabul edilmiş olmasını doğruluk ölçütü olarak kabul etmemektedir. Çoğunluk tarafından kabulün doğruluk ölçütü sayılması, dünyanın her yerinde hemen hemen her konuda düşülen büyük bir yanılgıdır, belki de büyük bir manipülasyondur. Nitekim iktidar unsurları günümüzde kitleleri yönlendirmek için savaştan veya zor kullanmadan ziyade manipülasyonu tercih etmektedirler. Kanaatim sadece devletler nezrinde değil, evin içinde dahi manipülasyonun aktif bir biçimde kullanıldığı yönündedir. Hatta son dönemlerde “mansplaining” olarak adlandırılan erkekçe manipülasyon biçimi bunun bütün kadınlara belki de en çok sirayet ettiği noktalardan bir tanesidir.

Gilligan’a göre tek bir etik anlayışı yoktur. Ona göre iki farklı perspektif vardır ve bu iki farklı perspektif cinsiyet üzerinden çeşitlenir. Gilligan bu bağlamda “cinsiyetin bir değil bin yayla” olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. Bu hatırlatma herkesi kapsayacak genel bir ahlakın mümkün olup olmayacağını sorgulamakta yardımcı olabilir.

Gilligan kendisinden başkasını düşünme konusunda kadınların daha gelişmiş olduğunu söyler. Nitekim bebek bakımı bunun iyi bir göstergesi olabilir. Bir başkasını düşünmenin ahlaki yönüyle, kendi için bir gelişim peşinde olan iki farklı duruş aynı paralellikte değillerdir. Bu sebeple ortak bir değerlendirme çabası diğerini daha değersiz kılacaktır ki bu kadının yatay hareketlerinin değersiz görülmesiyle somut bir biçimde örneklendirilebilir.

Alaka etiği yok sayıldığı takdirde tek bir etiğin olduğunu söylemek mümkündür. Oysa alaka etiği, kapsayıcıdır. Onun kürtaj üzerine yaptığı araştırmasında da bu durumu ayrıntılı bir şekilde kavramak mümkündür. Kadınlar birinci basamakta kendi çıkarlarını öne çıkartırlar, ikinci basamakta başkalarının çıkarlarını öne çıkarırlar, ilkeli evre sayılan üçüncü evre de ise bir denge söz konusudur. Nitekim bu denge hiçbir evrensel erkek ilkesinin, ısrarla çıkmaya çalıştığı zirvesinde yoktur. Gilligan anlama, nezaket, duyarlılık gibi değerler üzerine inşa ettiği alaka etiğinin başkalarıyla ortaklaştığından dolayı iyi olduğunu dile getirir.

Bütün bu anlatılar doğrultusunda alaka etiği benim için oldukça ikna edici ve kabul edilebilirdir. Çünkü herhangi bir iktidarın, kendinden olmayanı nasıl çarpıttığı, günümüz liberal dünyasında gizlenmiyor bile artık. Bu bağlamda bilim, felsefe ve birçok alanda çarpıtmaları olduğunu biliyoruz. Nitekim değer yükseltme etkenin edilgen olanı aşağı göstermesi yoluyla da yapılabiliyor. Alaka etiği bütün bu “en iyiyi arama çırpınışlarının” arasında sakinliği ve duruluğu çağrıştırıyor. Sanki çırpınmasak yüzecekmişiz gibi. Nezaket, barış, duyarlılık bugün açlığı çekilen ve yokluklarıyla karanlığa gidişimizi hızlandıran unsurlar. Alaka etiği bu zorlu arayışın içinde bütün “dişilliğiyle” kurtarıcı ve kollayıcı görünüyor.

Kaynakça

Camus, A. (1997). Sisifos Söyleni. İstanbul: Can Yayınları.

Cevizci, A. (2018). Etik Ahlak Felsefesi. İstanbul: Sel Yayıncılık.

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Must Read

Notre Dame’ın Kamburu ve Quasimodo Sendromu

   Notre Dame'ın Kamburu (Notre Dame de Paris), Victor Hugo'nun Fransız İhtilali sonrası geçen kötü karanlık günlerden kesitler de taşıyan 1831 yılında ele aldığı...