Gece Modu

Küçük Prens, Genç Prens olarak geri döndü!

Pek çoğumuz Antoine de Saint-Exupery’nin yıllardır gönüllere taht kurmuş Küçük Prens’ini biliriz.

Kendi küçük gezegeninde; biri sönmüş üç volkanı, kainatta eşi benzeri olmayan gülü, baobap ağaçları ile tek başına yaşayan Küçük Prens…

Yaşadığı, her biri kocaman bir ders niteliğinde olan maceralarıyla Küçük Prens…

Hikayenin sonunda, Sahra Çölü’nde tanıştığı pilot arkadaşının ona verdiği kutunun içindeki dünyalar güzeli kuzusuyla birlikte gezegenine dönüyor.

Sarı atkısı, herkesin sormak istediği fakat sormaya cüret edemediği soruları yanında masum bakışlarıyla neredeyse tüm insanlığın içine işlemişti. Şimdiyse farklı bir yazar: A. G. Roemmers.  Basım yılı 2013 olan ve Roemmers’ın 9 gün boyunca odasına kapanıp yazdığı Genç Prensin Dönüşü, “Şayet Küçük Prens büyüyüp bir gence dönüşse ve dünyamıza gelseydi ne olurdu?” sorusunu yanıtlıyor. “Dünyamızın kaybolan değerleri arasında o da kendini kaybeder miydi? Ön yargılar arasında ezilip büzülür müydü? Yoksa kalbinin ışığıyla insanoğlunu da aydınlatır mıydı?”

Küçük Prens’in artık Genç Prens olduğu zamanda; gezegenindeki bencil bir ot, onu yıkan gerçekleri gösteriyor yapraklarında. “Kuzuların, yeni doğanlarının bile elindeki yirmi santimetrelik kutuya girmesinin imkanı yok. Arkadaşın seni kandırmış.” sözleriyle Genç Prens’in dünyası paramparça oluyor. Çok sevdiği çiçeğiyle de aralarının açık olması ve en sonunda özel çiçeğinin de solmasıyla artık gerçekten dünyaya dönmeye karar veriyor. Özlediği; fakat kalbini sonsuz bir mutsuzluğa sürükleyen pilot arkadaşını bulmak ve ona neden onu kandırdığını sormak için.

Bu defa anlatıcımız Patagonya’nın ıssız topraklarında seyahat ederken yarı baygınken haldeki genci görüyor. Önce ürkse de bu garip görünüşlü yabancıya (altından bir tutam sarı saç görünen apoletli bir paltoya sarınmış, beyaz pantolonunun paçaları parlak siyah çizmesinin içine sokulmuş haliyle bir prensi andıran) üzülüp arabasına alıyor. Bir süre sonra yabancı uyanıyor ve aralarında okuduktan sonra hepimizin yaşamımızı sorgulayacağı bir sohbet gelişiyor. Beni can evimden vuran sohbetlerinden küçücük bir bölümü sizinle paylaşmak istiyorum.

Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Gözlerimizin önünde akıp giden uçsuz bucaksız yol ikimizi de içine almıştı. Tüm çoraklığına rağmen manzara yine de ilgi çekiciydi, belki de içten içe onu beğenme arzusu duyduğumuz içindi bu. Genç Prens kucağında tuttuğu Alas’ı okşuyordu. Dikkati başka bir yerde gibiydi; onu bir şeyin endişelendirdiğini fark etmiştim, fakat sessizliğine saygı gösterdim. Bir müddet devam eden sessizlikten sonra nihayet konuştu:
’Ben ciddi bir insan olmak istemiyorum.’
’Olmazsın o zaman.’
’Ama büyümek zorundayım.’
’Evet, öyle.’
’Ciddi bir insana dönüşmeden nasıl büyüyebilirim ki?’ soran Genç Prens’i endişelendiren durum bu olmalıydı.
’Bu bir başka güzel soru…’ dedim. ‘Hatta o kadar iyi bir soru ki ben henüz uygun bir cevap bulamadım buna. Gençlik yıllarımızda dünyaya açılırız. Ailelerimizle yaşadığımız süre içerisinde tanıdığımız dünyaya çok uzak bir yerdir burası; en azından büyülü şatolarda yaşayan prens ve prenseslerin, büyülü perilerin olduğu masalları dinleme şansını yakalayanlar için. İşte bu yeni dünyaya açıldığımız an, bencillik, anlayışsızlık, öfke ve aldatmayla tanışırız. Kendimizi savunmaya, masumiyetimizi korumaya çabalarız; fakat haksızlık, şiddet, yüzeysellik ve sevgisizlik peşimizi bırakmaz. İşte bu yüzden ruhumuz, çevresine neşe ve ışık saçmak yerine, acı fakat önlenemez gerçekliğin karşısında titremeye başlar. Bazıları hayallerinin hâzinesini terk ederek, akılcı düşünmenin sahte güvencesinin sunduğu hayatla yetinir. Ciddi insanlara dönüşürler, rakamlara ve rutinlere taparlar, çünkü onlar sayesinde açık bir güvence elde ederler. Ama bu güvence aslında hiçbir zaman tam anlamıyla var olmadığından, bir türlü mutlu olmayı başaramazlar. Sürekli bir şeyler alıp biriktirirler, fakat her zaman bir şeylerin eksikliğini duyarlar. ‘Sahip olmak’ bizi mutlu edemez, çünkü bizi ‘var olmak’tan uzaklaştırır. Bu insanlar araçlara o kadar kapılıp giderler ki asıl amacı unuturlar.’
’Mutlu olmuyorlarsa, yetişkinler hayatlarının büyük bir bölümünü neden arka arkaya bir şeyler alarak geçiriyorlar?’ diye sordu Genç Prens.
’Mutluluğun bir şeyler elde ederek sağlanabileceğini düşünmek, insanın sakinleşmesine yardımcı olan kendini kandırma yollarından biridir. Önemli olanın sahip olmak veya olmamak şeklinde algılanması, uğrunda yapılan arayışın da bizden uzağa kaymasına sebep olur; böylelikle kendi içimize bakmak zorunda kalmayız. Bu düşüncenin arkasından gidersek değişmeye gerek kalmadan, yalnızca şunu veya bunu elde ederek mutlu olabiliriz’   “

 

Vedalaştıkları güne kadar  birbirlerinden birçok şey öğrenecekleri küçük olaylar yaşıyorlar. Aralarındaki diyalogları Roemmers o kadar yalın ve usta bir dille yazmış ki, bir çocuk için anlaşılır cümleler, bir yetişkin için oldukça düşündürücü oluyor. Yaşamımızla ilgili birçok şeyi yeniden gözden geçiriyoruz ve kendimize sorular soruyoruz. Yazarın SON SÖZ’ü de oldukça etkileyici.

Bu başucu kitabı niteliğinde, 127 sayfalık muhteşem kitabı şiddetle tavsiye ediyorum. Daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum; gerisini kitabı okurken gezineceğiniz hayal gücünüze ve alacağınız derslere bırakıyorum.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin