Gece Modu

Özgeçmiş niteliğinde yazılmış eser, ne bir biyografiye ne de bir hatırata benzemektedir. Postmodern’in puslu havası esere teneffüs etmiştir. 1940’ların buhranından nasibini almış kitap, eski ve yeni gelen gelenek çatışmasını edebi şeklini koruyarak yazarın ve çevresinin özgeçmişinden bahseder. Güzin Dino’nun asli mesleği bilim insanlığıdır. Türk dil bilimci akademisyen, cümle yapılarını bir hayli güçlü kullanmış fakat bile isteye akıcılığı göz önünde tutmamıştır. Çünkü kitap bize belirsizlik ve sıçrama etkisi yaratarak ruhumuzu rahatsız etme gayretindedir. Aslında bu bir roman tekniğidir. Güzin Dino’nun da Ahmet Hamdi gibi veyahut Peyami Safa gibi benzer teknikler kullanıyor olması, bize bilgili bir kimse olduğunun haberini vermektedir.

Kitap etkili bir üslup barındırıyorken aynı zamanda şahıs kadrosunun hatırı sayılır önemli kişiler olması da dikkat çekmektedir. Dino’nun kaleminden Nazım Hikmet, Orhan Veli, Yaşar Kemal ve eşi Abidin Dino’yu okumak bir hayli keyiflidir. Aynı zamanda adını zikrettiğimiz bu isimlerin insaniyetleri ve bu insaniyetliğe yapılan eziyet, o uzun cümleler ve kesiklikler ile birleşip yeni bir ruh bulmaktadır.

Çukurova’yı ovadan yaylaya, dere dere, ırmak ırmak, çiçek çiçek, ağaç ağaç, böcek böcek ezbere biliyordu hepsini. Hele pamuğu, elleri kadar iyi biliyordu. Çukurova’yı, kuraklığı ve seli, rüzgarların yönü, hayvanların besini, insanların açlığı, sömürüsü, camuzunu, domuzunu, gözlerini… her şeyi biliyordu. Gerçek coğrafyaydı tutkusu. Göğceli ortaokul coğrafyasını bilemedi ama kendi coğrafyasını yaşayınca, hele yazınca Yaşar Kemal oldu.” 

Güzin Dino, Yaşar Kemal hakkında bu ifadeleri kullanırken eşi Abidin Dino, Adana’ya sürülmüştür. Abidin Dino ülkemizde ilk modern resim örneklerini vermiştir. Mesleği, halkı kışkırtıp devleti tehlikeye atmak olarak algılanmıştır. Böylece çift, Adana ve çevresindeki dostlarıyla bir araya gelip aynı zamanda da yeni dostluklar kurmuştur.

Eserde bahsi geçen bir diğer önemli şahsiyet ise Nazım Hitmet’tir. O da döneminde algılanamamış ve düşürülmeye çalışılan yıldızlardan olmuştur.

İki genç çekiliyorlar ve Abidin Nazım’ın odasına giriyor. İlkin masmavi gökyüzü, masmavi deniz görünüyor kocaman pencereden, bir de beti benzi atmış bir Nazım, bembeyaz yatakta… Şaşkınlık, sevinç ve her zaman olduğu gibi Abidin’e son şiirlerini okumaya kalkışıyor.

Eserde yukarıda yer verdiğimiz isimlere ek olarak, Pertev Naili Boratav’dan Ruhi Su’ya kadar adı geçen birçok önemli isim bulunmaktadır. Dino çiftine sevgi ve saygı duyan entelektüel bir çevre vardır. Güzin Dino, Nazım’ın kendini öne çıkaran güzel konuşmasını, kendi etrafına insanları toplama yetisini, en ince ayrıntısına kadar anlatmaktadır.

Eserde mekanlar çok önemlidir. Hele ki ruhu ve dönemi idrak ettirmeye yelteniyorsak. Bu eserde de köşkler önemli bir yer tutmaktadır. Eski kültürün izleri hala durmaktayken yeni gelenekler ve anlayışlar kapı eşiğindedir. Bu durum yeni kimlikler ile kimliksiz hale bürünen ve buhran geçiren insanlara neden olmaktadır. Bazı kültürler eskirken bazılarının direndiği görülmektedir. Güzin Dino, bunu eşya ve çevreden yola çıkarak anlatmıştır. Eserde bazı köşkler bakımsızlıktan dökülmeye yüz tutmuş iken bahçeleri muazzam güzellikte oluşu göze çarpar. Osmanlı bahçeciliği ve estetik anlayışı halen suyun görünen kısmındadır. Ayrıca önceki evler ve sonraki evler olarak ayrılmış iki bölüm bulunmaktadır. İlginçtir ki İstanbul ve çevresi önceki evleri kapsamaktadır. Burada mevki sahipliği ve evlilik kurumunun yakın ilişkisi vurgulanıyor. Cariyelikten, haremliğin gizli geçişine kadar ayrıntı veriliyor. Bir nevi, eski kültür İstanbul ile sembol ediliyorken yeni evler de Adana’da vuku bulmaktadır. Böylece Adana çevresi yeni kültürün uyanışının temsilcisidir.

Bahsettiğimiz uyanış, hiç de kolay yayılmamıştır. Nazım günlerce grev yapmış, Abidin’in hastalığı sürülmeler neticesinde fenalaşmıştır. İki karşıt kültürün çarpışmasını Güzin Dino, ağlasak mı gülsek mi ifadesini yakıştırabildiğimiz bir olay ile anlatıyor:

Abidin’in modern seramik çalışmalarına el konmuştur. Görevlilerce seramik üzerindeki çizgiler komünist propagandası olarak görülerek toplanmıştır. Şaşkınlık içerisinde götürülen yetmiş yedi parça seramik çalışma -ve bunları içinde fincan ve çaydanlık gibi eşyalar bulunmakta- alınıp götürülmüştür. Güzin’in müthiş inadı ile tek tek bütün parçaları zabıt tutturup peşini bırakmayışını anlatan yazar, tam da bu hikayede bu iki zıt kültürü anlatmıştır.

Yazar, bu çatışmanın gel zaman git zaman, sanatçılar ve sanata gönül vermiş insanlar tarafından dineceğinden bahsediyor. Türk dil bilimci Güzin Dino, “İnsaniyeti, birliği ve güzellik içindeki sentezi barındıran Nazım’lar ve Yunus’lar var oldukça sanat ve hayatın anlamının bir parçası yerine oturacaktır” demiştir.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin