gece.

Kalbimi kurutup saklayacakken kitapların arasında, çıkarıp yaşa! diyen sendin. Şimdi bunca sözün hatırına gülümsemek zorundasın.

Hatırlamak için unutmak lazımdı, aklıma kazılı her saniyen, kalbime kazılı her cümlen. Dilinden düşen her kelimeyi ezberliyorum sabah oluyor.

Ben sözlerini varlığının bekçisi bir peygamber gibi, durmadan bıkmadan susmadan tekrarlıyorum. Sana inanıyor sana şahit oluyorum. Mevsim değiştiriyorum güneşi ellerimle batırıyorum. Sen kadar yakmıyor. Dağlar denizler gözlerinin izini taşıyor. Susuyorum, bir yerlerde adın geçiyor, susuyorum denizler dalgalanıyor ve ben denizlerin yalancısıyım.

Sen gidiyorsun yeni gidişler ekliyorsun kışa. Gidiyorsun ve 3 mevsim ediyor gidişin. Sonra geliyorsun yüzünde dünden kalan umudun tadı. Yaşa diyorsun öldürürken.

- Advertisement -

Sendeki umuda sözüm yok, ama bende pencere önünde solan bilmem kaçıncı çiçeği sulayacak kadar sabır yok. Saksının yere düşüp kırılacağını çiçeğin ilk fırtınada pes edeceğini bir yaz günü susuzluktan öleceğini- bir canlının kaç yüz farklı biçime yok olacağını- sana sabaha kadar anlatabilirim. Ama bir daha çiçek koymam pencere önüne. Çünkü bi yenisini ekleyecek halim kalmadı yok oluşlara. Sen umutlarına yenilerini eklemeye devam et.
Senin gülüşün hiç ıslanmamış yanaklarında evini arayan gözyaşlarıyla. Sen hiç sessizce ağlamaya çalışmamışsın yorgan altında. Tüm şehri inletecek kadar büyük bi çığlığı içinde atmamışsın gibi. Baban hiç kapıyı çarpıp çıkmamış ki ben sana nasıl anlatayım kimsesizliği.

Senin üşümekten tek anladığın meteorolojik gelişmelerdi oysa, ben ısıtamazken kalbimi kaloriferlerle çevrili bi odada. Şimdi sen devam et umuttan bahsetmeye devam et güneşin doğuşunu anlatmaya. Ay görünce huzura kavuşan bi insana anlatamazsın sabahların güzelliğini. Çünkü geceleri tek odasının lambası yanan bi evde yazılır hüzünlü şeyler. Senin lamban kapalı, sen şuan uyuyorsun. Benim lambam açık. Sen güneşi düşle ben geceyi.

Sen umut etmeye devam et, benim defterin arasına tıkıştırdığım hayal kırıklıklarını süpürmem gerek.

Sen orda durmaya devam et çocukken o kimsenin beni görmediği koltuğun arkasına saklanıp oynadığım oyunlardaki gizli dünyam gibi, huzurlu masum ve unutulmayan.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Önceki İçerikSoru
Sonraki İçerikYirmi Birinci Yüzyıl Tanığı
Nazlı Yaren Atabey
Nazlı Yaren Atabey
"...gövdemde sonsuzluğun dilsiz ayini. tanrı kirpiklerinden yürüyordu canıma" -Söylenti Dergi Genel Yayın Yönetmeni-

Must Read

Notre Dame’ın Kamburu ve Quasimodo Sendromu

   Notre Dame'ın Kamburu (Notre Dame de Paris), Victor Hugo'nun Fransız İhtilali sonrası geçen kötü karanlık günlerden kesitler de taşıyan 1831 yılında ele aldığı...