Gece Modu

Oturup size doğum tarihini, ülkesini, filmlerini yazmak istemiyorum. Bunlar tek tuşla bulabileceğiniz bilgiler zaten. Hayır bu öyle robotik bir tanıtım yazısı olmayacak. Madem konumuz Gaspar Noe biz de onun gibi sınırları ve olması gerekenleri bırakıp okuyacağınız bir yazı yazacağız. Bazı filmler vardır izledikten sonra filmden çok kim çekmiş bunu, kim düşünmüş hissiyatı bırakır insanın zihin kıvrımlarında. İşte tam olarak öyle bir yönetmene denk geldiniz. Hatta daha ileriye giderek kendinize şu soruyu sorarken bulabilirsiniz: Kim bu rahatsız?

Kadraj, renk, konu, yöntem, işleyiş, müzikler, görüntüler… Her şey ama her şey size tam olarak bu soruyu düşündürtecek. Tek bir filminden yola çıkarak bile değil üstelik. Yaptığı her film için geçerli bir kalıp olacak bu. Eğer hiçbir filmini izlememiş biri iseniz ve bu yazıyı okuyorsanız size Gaspar’ın kendi ağzıyla tarzını betimlediği bir söz sunmak istiyorum:

Filmlerinde göstermeyeceğin bir şey var mı? Sorusuna kilisedeki bir rahibi göstermezdim çünkü sıkıcı şeklinde yanıt veriyor.

O filmlerinin içine saykodelik acılarla yerleştirdiği gönderme ve eleştirilerini göstermeyi tercih ediyor. Olanı, olduğu gibi, olduğu yerde göstermek Gaspar Noe için mümkün değil. Araya başımızı döndürecek tonlarca şey bırakıyor. Bakın buradaki baş dönmesi hem ruhsal hem de fiziksel bir örnek aslında. İkisini birden aynı anda yaşatıyor bu adam. Bir filmden örnek vererek devam edelim: Irreversible filmini ele alabiliriz. Filmi izlemediyseniz buradan ilerisi spoiler içerebilir. Filmin meşhur sahnesinden biri olan tünel sahnesini izleyen herkes çok iyi hatırlar. Kamerayı olduğu yere çivileyip on dakika gibi bir süre boyunca bize bir kadının uğradığı tecavüzü baştan sona izlettiği o sahneyi unutmak mümkün mü? Olayın gerçekleştiği yerin birkaç adım arkasında sahneye karartılar arasından bir insan girer. O saatte oradan geçen birisidir. Olaya tanık olur fakat olaya müdahale edecek hiçbir şey yapmaz. Kısa bir süre kalıp sonra sahneden çıkar. Tüm o ışıklar, mekan, kameranın açısı her şey absürt olmasına rağmen bu görüntü bir absürtlük barındırmaz. Nedeni ise böyle şeyleri defalarca kez duymamızdır. Ya da haberlerden görmemizdir. Başkasının zarar gördüğünü görüp müdahale etmeyen insanlar. Tüm ihtişamıyla sizi koltuklarınıza çivileyen öyle bir sahnenin içine yerleştirdiği birkaç saniyelik bir eleştiri. Fakat bu eleştiriyi görebilmeniz için sabit bir kamerayla kırmızı tonlarının altında çekilmiş dakikalar boyunca iliklerinize kadar işleyecek bir tecavüz sahnesini izlemeniz gereklidir. Kimi yönetmenler bu rahatsız edici sahneleri göstermekten kaçınırlar ve olayı direkt olarak eleştirinin üzerine yığarlar. Gaspar’ın ayrılan yönü burada başlamakta; o tüm rahatsız edici şeyleri üçüncü bir göz gibi gösterir bize. Böylece artık tecavüze uğrayan siz olursunuz. Kaçıp giden size yardım etmemiştir. Artık sadece bir vah vah deyip geçemezsiniz. Olayı yaşamışsınızdır. Mesele sizin meselenizdir. Kendinizi deliler gibi empati yaparken bulursunuz. Böylelikle “rahatsız” ünvanının sebebini açığa çıkarmış oluyoruz. Çoğu filmi izleyip geçeriz, çok azını yaşarız. Bazılarını ise kemiklerimize kadar hissederiz. Gaspar ise olayı hücrelerinize kadar yaşattırır. Karakterlerin yaptığı her şeyi kendiniz yapıyormuşçasına, bedeninizin kontrolü sizde değilmişçesine izlettirir kendini.

Yönetmenin varlığını çokta açıklayan bir yazı olmamasına rağmen varoluşunu açıklayan bir yazı okudunuz. Ya da şu açıdan bakacak olursak varoluşunu okuduğumuzu zannedebiliriz. Climax filminin açılış sahnesinde yazdığı gibi “her varoluş bir illüzyondur” belki de. Siz ne dersiniz? Önce izleyin. Sonra karar verin.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin