Gece Modu

1. FRANSIZ GERÇEKÇİLİĞİYAZIN VE SANAYİ

Fransız yazınında romantizm ve gerçekçilik İngiliz yazınında olduğu gibi birbirini izleyen iki dönem değil, yan yana ilerleyen biçem akımlarıdır; tıpkı burada ba§ka yerlere göre romantizmin daha sonra, gerçekçiliğin daha önce ortaya çıkması gibi. Büyük romantikler ve gerçekçi romanın kurucuları çağdaştırlar ve arkadaştırlar.

• TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM

Dev Lotr Testi

Fransız Devrimi’nden sonra Napoleon’un askeri diktatörlüğü ve Bourbon-Gericiliğinin onyılları beyhudeydi, olmuş olanı olmamış kılmak olanaksızdı. Fransız kentsoylusu, tıpkı daha önce İngilizlerin ve çok geçmeden de Orta Avrupalıların varacağı gibi, kendisinin bilincine varmıştı. Napoleon’un düşüşünden başlayarak Fransız yazınının okuyucuları nicelik ve nitelik olarak XVIII. yüzyıla göre tümüyle başkadır. Tekniğin gelişmesi ve taleplerin artması birbirini desteklemektedir: Daha büyük sayıdaki okuyucu için yeni basım tekniği buluşları, özellikle elektrikli matbaa (1840) ve ağaçtan elde edilen kağıt (1844) ile büyük sayıda ve daha ucuz kitap ve gazete üretilebilmektedir; buna karşılık, basın ürünlerinin ucuzluğu okuyucuların sayısını giderek daha da artırmaktadır.

• YAZARLARIN ÖNEMİ

Bunun sonucunda, doğal olarak, yazar sınıfının önemi olağanüstü büyür. XVIII. Louis ve özellikle X. Charles’ın hükümeti artık yazının bir düşman olarak hesabını görür, her devrimci tedirginlik yazıdan yola çıkar ve Bourbon Hanedanının yaşlı kuşağı 1830 yılında tahtını basın özgürlüğünü sona erdirmek istediği için yitirir. “Kralın egemenliği sona erince,” der yakınarak Maurras, “savlandığı gibi yüce halka terk etmedi yerini; Bourbonların ardılı homme de lettres, yani yazın adamıdır.”

• SANAYİ DEVRİMİ

Yine bu sıralarda daha sessiz bir başka devrim gerçekleşti, sanayi devrimi adı verilen devrimdir bu ve etkisi de 1830 olaylarından daha önemlidir: Sermaye egemenliği ele geçirmişti. Yazın kesin olarak ve iyice ekonomik yaşamla bağlantı kurar, bir iş alanı olacaktır. Yazar olmak bundan böyle para getiren bir uğraşıdır. Sahneye yazınsal işadamı çıkar: yayınevi. Kapitalist demokrasiyi yayınevi temsil etmektedir: Ne denli çok nüshaya alıcı bulursa o denli çok kazanacağı için doğal çabası en geni§ okuyucu kitlesinin satın alma arzusunu uyandıracak kitabı yayınlamak olacaktır.

• REKLAM

Yardımcı aracı reklam dolayısıyla basındır. Annonce yayınevinin adı belirtilerek yapılan ilandır; reclame (günümüzde komünike diyoruz) ücreti ödenmiş kısa makaledir; görünüşe bakılırsa, gazete, yayınlanan yapıt üzerine birkaç söz etmektedir. Sainte-Beuve, De la litterature industrielle adlı incelemesinde, 1839 yılında artık reklamın eleştiriyi öldürdüğünden söz etmektedir. Sanayileşmiş yazının her türlü tehlikesini artık açıkça görmektedir. Bunlardan biri, nicelik açısı, her yerde niteliğin yerine geçmektedir. Nüsha sayısını yalnızca yayınevi değil, yazarın kendisi de hesaba katmaktadır. “Kendi önemini abartarak, dehasını yuvarlak rakamlarla değerlendirmeye başlamaktadır; her kibir fıskiyesi altın yağmuru olarak yere yağmaktadır.”

• YERALTI YAZARLAR DÜNYASI

Bir başka tehlike yeraltı yazarlar dünyasının oluşmasıdır. “Günümüzde olduğu gibi,” der Sainte-Beuve, “yazarlar alanını böylesine büyük sayıda, böylesine değişik değerde ve neredeyse örgütlü bir yığın kaplamamıştı; bayraklarında tek bir parola var: Yazıyla geçinmek.” Yazarlar hiçbir zaman birbirleriyle iyi geçinen kişiler olmamıştı -ama şimdi, gündelik ekmeğin bile söz konusu olduğu günümüzde yazınsal yakın savaş başlar: entrika, yazar, eleştirmen ve yayınevinin suç ortaklığı içinde doğar; yazın giderek daha ciddi bir iş alanına dönüştüğü için giderek çoğalır. Balzac Illusions perdues’nün ikinci cildinde o zamanların yazınsal yeraltı dünyasını betimler; yüz yıl içinde hiçbir şey o günden bugüne güncelliğinden yitirmemiştir.

• OKUYUCULARIN DAĞILIMI

Bu yazınsal yeraltı dünyası okuyucuların ikiye bölünmesi sayesinde geçinir. Az sayıdaki seçilmişler, bilgili ve öğrenim görmüş olanların küçük seçkin kitlesi yeni ve değerli olanı arar; ama büyük okuyucu kitlesi çok yeni olana yabancılık duyar, çok değerli olanı da yadırgar, çünkü yorucudur ve düşünsel düzeyini aşar. Dün yeni olanı ararken bugün sindirilmiş gereç olanı arar: herkesin anlayacağı, efendilerin hor gördüğü düşünsel tutumları, “aşağılara inmiş kültürel varlıkları”. Bu açıdan bakıldığında büyük okuyucu kitlesi “halk”tır – ancak beğenisi halka göre çok daha güvenilmez bir durumdadır. Geçen yüzyılın orta yerinde, gerçekçilik çağındaki ikinci romantizm de bu tür bir alçalmış kültür değeridir ve her iki Dumas’nın romanlarında okuyucuyu fethetmektedir: İlginç bir okuma parçasıdır, ama daha üst düzey duygusal ve ussal vaatlerle çıkmaz okuyucunun karşısına.

• GERÇEKÇİLİK

Yine de, bir iki çok büyük yazar seçkin okuyucu ile büyük okuyucu kitlesi arasındaki uçurumu a§mayı başarmıştır. Fransızlarda Balzac, İngilizlerde Dickens bu yazarlardandır. Kentsoylu toplumun ruhuna gerçekten uygun düşen yazınsal akımı bu yazarlar utkuya ulaştırır: Gerçekçiliği. XIX. ve XX. yüzyıl okuyucusu sorumsuz duygusallığı ve serüvenleriyle ikincil romantizmi eğlence olsun diye sever (günümüzdeki basmakalıp roman, kovboy romanı, dedektif romanı ve tarihsel roman bunlar arasındadır) -ama ciddi bir okuma parçası, gerçek yazın saydığı yalnızca “gerçeği betimleyen” şeydir ona göre. Hatta yapıtın değerini de içinde yer alan şeylerin kendi belirlemeleriyle ne ölçüde çakı§tığına, kitapta kendisini ve çevresini ne ölçüde bulabildiğine bakarak anlar. Yazardan ilk beklediği, tıpkı ressamdan beklediği gibi, tıpkısının aynısı bir portredir. Mantıklı düş gücü imgelem dünyasında da güvenilir bir mal arar. Kentsoylular daha Ortaçağ’da bile gerçekçilik yandaşıydılar.

• “UYGARLIK”

Gerçekçiliğin tam anlamıyla utkuya ulaşması bizim kültür çevremizde de, tıpkı Antik dünyada ancak İskenderiye çağında gerçekleşmesi gibi, yine de “geç kalmış” bir olgudur. Gerçekçilik “kültür” değil, “uygarlık”tır. Büyük kültür sırasında aristokrat sanat insanının aklına günlük yaşamın ufak tefek binlerce ayrıntısını kaydetmek gelmiyor; ona, “gerçek değil de onun göksel kopyası”, insani gereç üzerindeki büyük tutkuların ve büyük düşüncelerin izi gerekiyordu. Gerçekçilik her şey göreliliğe dönüştüğü zaman ortaya çıkıyor, büyüklüğe duyulan duyarlılık ve elle tutulur şeylerin dışında kalan değerler yittiği zaman.

• YAZARLIK BİLİNCİ

Bunun dışında, Fransız gerçekçiliğinde kentsoylu yazarların yeni bir tür öz-değerlendirmesi büyük rol oynar. Romantik ozan kendi değerini fanatikliğinde görüyordu; şimdi, romantizmin duygusal anarşisine karşı tatsız, düşkırıklığına uğramış bir tepki uyandığı zaman yeni yazar içindeki ozansallıktan neredeyse utanır ve onaylanmayı “yalnızca” yazar değil de mantıklı kentsoylu değer ölçütünde, ondan daha öte bir yere sahip bilginliği ileri sürerek, aynı zamanda bilgin de olduğunu ileri sürerek sağlar. Fransız gerçekçiliğinin karakteristik çizgisi bilimsellik hırsıdır: Yazar “döktürmez”, tam olarak, acımasızca kaydeder. Balzac insancıl floranın ve faunanın Linne’si, sistematize edicisi olmak istemektedir ve onda henüz ancak metafor olan şey yüzyılın sonunda Zolacı deneysel romanla artık ciddi bir gerçekliğe dönüşür: Roman yazan kendisini sosyograf ve psikolog olarak duyumsamaktadır; amacı toplumu ve insan ruhunu devindiren güçlerin bilimsel olarak açımlanmasıdır.

Kaynak: Dünya Yazın TarihiYazar: Antal SzerbYayınevi : Dost Kitabevi

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin