Varoluş Sancısı Çeken Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’ndan 20 Alıntı

Fernando Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı, gerçek anlamda huzursuzluğu ruhunun en derinlerinde yaşamış olmanın kitabı ve bu huzursuzluğu size de yaşatıp biraz keyfinizi kaçırabilir. Pessoa’nın varoluş sancıları çektiğini ise anlamamak çok şaşırtıcı olurdu herhalde. Sizleri Pessoa’nın huzursuzluğuna ortak edecek 20 alıntı derledik, keyifli okumalar…

 

  • “11
    H.K
    İlahi
    Asla gerçekleşmiyoruz.
    Karşı karşıya duran iki uçurumuz biz – Cennet’i hayranlıkla izleyen bir kuyu.”
    Syf 40

  • “15
    Doğuştan bana ait olan içimdeki toprağı, adım adım fethettim. İçinde bir hiç olarak kaldığım bataklığı, azar azar ele geçirdim. Sonsuz varlığımı doğurdum, ama kendimi kendimden forsepsle koparmak zorunda kaldım.”
    Syf 44

  • “17
    Belki de bir gayret gösterip şu biricik, benzersiz işe girişmenin zamanı gelmiştir: hayatını gözden geçirmek. Uçsuz bucaksız bir çölün tam göbeğindeymişim. Edebi bir dille bir vakitler ne olduğumu, bu noktaya nasıl geldiğimi açıklamaya çalışıyormuşum.”
    Syf 45
- Advertisement -

  • “20
    Ömrüm boyunca, hayatımı ezen koşulların bazılarından kurtulmak istediğim, buna karşılık kendimi benzer başka koşullar tarafından kuşatılmış olarak bulduğum çok oldu, olayların belirsiz örgüsünde bana karşı kesin bir düşmanlık vardı, desem yeri var. Diyelim ki beni boğmakta olan bir eli boynumdan söküyorum. O eli söküp atan kendi elimin, beni kurtarırken boynuma bir ip geçirdiğini fark ediyorum. İpi boynumdan dikkatle çıkarıyorum, ama bu kez de kendi ellerimle boğazımı sıkmama ramak kalıyor.”
    Syf 48

  • “21
    İster var olsunlar ister var olmasınlar, biz tanrıların kölesiyiz.”
    Syf 48

  • “22
    Aynalarda gördüğüm suretim, hep ruhumun kollarına sığınırdı. Düşüncelerimde bile olduğum gibi var olabilirdim ancak: zayıf ve beli bükük biri.
    Her şeyim çoktan ölmüş bir çocuğun eski fotoğraf albümüne yapıştırılmış, renkli bir prens tipografisini anımsatıyor.
    Beni sevmek, bana acımak demek. Gelecek zamanın sonlarına doğru bir gün biri çıkıp hakkımda bir şiir yazacak, ben de belki ve ancak o zaman, Kendi Krallığım’da hüküm sürmeye başlayacağım.
    Tanrı; biz varız ve her şey bundan ibaret değil, demek.”
    Syf 48-49

  • “28
    H.K
    Müziğin ya da düşün hafif bir soluğu, ne olursa olsun, yeter ki öyle ya da böyle bir şey hissetmemizi sağlasın, ne olursa olsun, yeter ki düşünmekten bizi alıkoysun.”
    Syf 53

  • “35
    … ve derin bir küçümseme, insanlık için çalışan, vatan için savaşan ve hayatlarını uygarlığın sürmesi için feda eden tüm insanlara karşı bir tiksinti, bir küçümseme…
    … her biri için tek gerçekliğin kendi ruhları olduğunu, geriye kalanın ise -dış dünya ve ötekiler- zihinsel hazımsızlığın düşlerdeki sonuçlarından farksız, estetikten yoksun bir karabasadan başka şey olmadığını bilmeyen insanlara duyulan, tiksintiyle iyice büyüyen küçümseme.
    Çaba haracamaya karşı duyduğum tiksinti giderek büyüyor, o kadar ki, her türlü şiddetli çabanın karşısında elime ayağıma sahip olamaz oluyorum nerdeyse – ve savaş, enerjik ve üretici çalışma, başkalarına yardım etme vb., hepsi bence bir tür utanmazlık […]
    Ve ruhumun en yüce gerçeğiyle karşı karşıya kaldığımda, yararlı olan her şey, dışımda olan her şey, en sık kurduğum düşlere egemen olan saf yüceliğe kıyasla, bana uçarı ve kaba geliyor. Benim gözümde en gerçek olanlar işte bu düşlerdir.”
    Syf 63

  • “37
    H.K
    Istırap Molası
    Bir köşeye atılmış bir şey, sokağa düşmüş bir bez parçası olan iğrenç varlığım hayatı görünce kılık değiştiriyor.”
    Syf 66

  • “38
    H.K
    Ben olmadığı için bütün dünyaya imreniyorum. Olmayacak şeyler arasında her zaman en olanaksızı bu gibi gelmiştir bana ve bu nedenle de alışılmış, aşırı, çılgın bir isteğe, bütün sıkıntılı saatlerimde yaşadığım bir umutsuzluğa dönüşmüştür.
    İç karartıcı, donuk bir güneş sağanağı, gözlerimdeki etkin görme duyusunu yaktı. Sıcaklığın sarısı, ağaçların yeşil-siyahında çürüdü. Uyuşukluk […]”
    Syf 66

  • “47
    H.K
    … karmaşık duygularımdan oluşan bu hüzünlü yığının içinde…
    Bezginliklerle, sahte özverilerle dokunmuş bir akşam hüznü, en ufak duygulanmada hemen kendini gösteren can sıkıntısı, tutulmuş bir hıçkırığa ya da ansızın ortaya çıkmış bir gerçeğe benzeyen bir acı. Dikkatsiz ruhum, vazgeçişlerimden ibaret bu manzarayı izliyor -yarıda kalmış hareketlerle örülü uzun yollar, doğru dürüst kurmadığım hayallerden oluşan yüce dağlar, ıssız yolları ayıran çalıları hatırlatan savrukluklar, dilsiz fıskiyeleri olan eski havuzlardan farksız varsayımlar-, karmaşık duygularımla dolu bu hüzünlü yığında her şey birbirine karışıyor, her şey sıradan bir görüntü haline geliyor.”
    Syf 79

  • “65
    Ruhun hazinelerinin ve şölenlerinin bekçisi olan tanrısal, o şanslı çekingenlik.
    Ah nasıl da isterdim hiç olmazsa bir ruha biraz zehir, huzursuzluk, şaşkınlık katmayı. İçinde yaşadığım kesmekeşin boşluğuna karşı bir teselli olurdu bana. İnsanları yoldan çıkarmayı hayatımın amacı olarak benimseyebilirim. Ama sözlerimin karşısında titreyen tek bir ruh var mı? Beni duyabilecek tek bir varlık var mı, benden başka?”
    Syf 104

  • “68
    Bütün yanılsamaların ve yanılsamaların taşıdığı her şeyin verdiği yorgunluk -aynı yanılsamaların yitirilmesi, onlara sahip olmanın gereksizliği, onlara önce sahip olup sonra kaybetmenin peşin bezginliği, sahip olmuş olmanın ıstırabı, sonlarının böyle olacağını bile bile onlara sahip olmuş olmanın entelektüel utancı.
    Yaşamın bir bilinci olmadığının bilincinde olmak, aklın en eski yükümlülüğüdür. Bilinçsiz akıllar vardır -elle tutulmaz zekâ parıltıları, düşünce akımları, gizemler ve felsefeler-, bunlar, refleksler ya da böbreklerin pislikleri dışarı atması gibi kendi kendine işler.”
    Syf 68

  • “78
    H.K
    21 Nisan 1930
    … Bile bile, uyurcasına, bedenimize laf geçiremiyormuşuz gibi, girilecek kapıyı ıskalayıp duruyoruz. Her şeyi ıskalıyoruz…”
    Syf 121

  • “89
    Üstün bir insana yakışan yegane tavır, yararsız olduğunu bildiği bir işi inatla sürdürmek, sonuç vermeyeceğinin farkında olmasına rağmen disipline ayak uydurmak ve zerre kadar önem vermediği felsefi ve metafizik düşünce kıstaslarına sıkı sıkıya sarılmaktır.”
    Syf 134

  • “97
    Gerçek bir bilge içinden öyle bir tavır benimser ki, dışarıdaki olayların üzerinde ki etkisi kesin olarak en aza iner. Bunun için olaylara kıyasla ona daha yakın duran gerçeklikleri üzerine kuşanarak zırhlanması gerekir, aynı gerçeklikler, olayları daha ona ulaşmadan süzüp kendileriyle uyumlu hale getirirler.”
    Syf 146

  • “103
    H.K
    Edimde bulunmaya duyduğum kini, fanusta bir çiçek gibi büyütüyorum içimde. Hayata baş kaldırdığım için kendimle övünüyorum.”
    Syf 153

  • “105
    Vazgeçmenin Estetiği
    Razı olmak boyun eğmeyi ifade eder; öte yandan yenmek razı olmak demektir, dolayısıyla ucu yenilmeye çıkar. İşte bu yüzden her zaferle insan biraz daha bayağılaşır. Galipler, onları savaşmaya, zafere götürmüş olan yorulabilme yetisini, bugünün karşısında yitiriverirler. Hallerinden memnundurlar artık, oysa insan ancak bir şeye razı olursa, galiplerin zihniyetine sahip değilse memnuniyet duyabilir. Yenmeyi bilenler, hiç yenmemiş olanlardır. Güçlü olan, kendi cesaretini durmadan kırabilendir. En iyisi, en soylusu vazgeçmektir. En yüce imparatorluk, normal hayattan, başkalarıyla görüşmekten vazgeçen, üstünlük kaygısını sırtında bir mücevher sandığı gibi hissetmeyen, altında ezilmeyen bir imparatorun hükmünde olandır.”
    Syf 154

  • “112
    H.K
    25 Temmuz 1930
    Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Kısacası kendi uydurduğumuz bir kavramı – ve sonuç olarak kendimizi sevmekteyizdir.”
    Syf 161

  • “134
    H.K
    Kendimi arıyorum, bulamıyorum. Kasımpatı saatlere, gergin vazoların belirgin çizgilerine aidim ben. Tanrı ruhumu bir süse çevirdi.
    Ruhumun seyrini hangi şatafatlı, özentili ayrıntılar tarif eder, bilemiyorum. Süsü hiç kuşkusuz, onda varlığımın özüne benzer bir şey sezdiğim için seviyorum.”
    Syf 185

Kaynak: Can Yayınları, 15. Baskı

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Must Read

Dostluğun Mektupları: Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar

'Tezer Özlü ile iki konuda birbirimize söz vermiştik. İlki, evlilik kurumunu, kocaları, daha çok eşlerimizi anlatacak birer roman yazmaktı. İkinci sözümüz ise, mektuplarımızı yayımlamaktı.'  ...