Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Oğuz Atay Bir Bilim Adamının Romanı adlı eseri çok yönlü derslere sahiptir. Eser biyografi niteliğindedir. Fakat Oğuz Atay’ın tek gayesi hayatına tesir etmiş olan hocası Mustafa İnan’ı anlatmak değildir. Oğuz Atay çok sevdiği hocasının eserinin konusu olmasının ikincil bir sebebi vardır. Bu sebep Mustafa İnan’ın sözde bilim adamlarından sıyrılıp gerçek anlamıyla bilim adamı olabilmesidir. Nitekim kitaptaki her bölüm adete Mustafa İnan’ın özelliklerinden birine vurgu yapmaktadır. Öğrenmen kişiliği, bilim adamı kimliği, insaniyeti, sosyal ve kültürel özellikleri bölümlere serpilmiştir. Kitabın okunabilirliğini bozmamak adına bu bölümlerin içeriğini okuyucunun keşfine bırakmak sağlıklı olacaktır. Fakat eseri idrak edebilmek için, dediğimiz gibi eserin çok yönlülüğüne bir bakalım. 

Hiçbir eser yazarından bağımsız değildir. Dolayısıyla eserin çok yönlülüğünün tek sebebi Atay’ın çok yönlü düşünce yapısından ileri gelir. 1934 doğumlu Atay, cumhuriyet yıllarının, yeni bir düzen oluşturma çabası kendini tamamlamamışken, dünyaya geldi. Bu durum 1945-1950 yılları genç entelektüellerin neredeyse hepsinin buhrana girmesine zemin hazırladı. Buhranın ana sebebi şark-garp meselesiydi. Bir başka deyişle entelektüeller kendilerini tam anlamıyla ne şark kültürüne ait ne de garp kültürüne ait hissediyorlardı. İşte bu noktada Mustafa İnan’ın dünya görüşünün önemli bir rolü vardır. Mustafa İnan, bilimin kendi geleneğinden kopmadan gelişeceğine inanırken Atay bu büyük geleneğin “Tanzimat ile birlikte büyük sarsıntı yaşadığını söyler.” (s.93) 

“Bilimsel geleneği olmayan bir ülkede Newton gibi, başka ‘devlerin sırtlarına binmek’ de mümkün değildi.” (s.94)

Eser yazıldığı yılların buhranına değinirken bilimin nasıl gelişebileceğini de sorguluyor. Tabii olarak Atay’ı büyük romancı yapan şey, belki de bu yazıda sığdırılamayacak kadar çok olan eserin önemli noktaları, olmasıdır.

Eser, böylesine çatışmalardan ve bilimden bahsederken Fuzuli’nin beyitlerine dönüyor olması bana kalırsa çarpışmanın çok iyi bir sembolüdür. Ayrıca görülüyor ki Mustafa İnan’ın Divan Edebiyatı zevki, Atay’ın dikkatini çekmiş.

“Gehi şevk-ı visal-ü geh bela-yı hecr ile zarım

Özüm hem bilmezem derdim nedir ben nice bimarım” (s.117)

(Bazen kavuşma şevkiyle bazen ayrılma belasıyla ağlarım.

kendi özüm bile derdimi bilmez, bu durum beni çok hasta eder.)

Dolayısıyla bu durum bize şarkın da önemini ve zenginliğini gösteriyor. İlginçtir ki hiç bahsi dahi geçmese bile kitabın 90-120 sayfa aralığında geçen bütün cümleler adeta zihnimize şöyle bir uyarı veriyor: İnsan kendi geleneğini unutmayarak ileriye bakmalı. Atay’ın eserde yararlı anlatıları bitmiyor. Yol gösterici bir eser olan “Bir Bilim Adamının Romanı” ayrıca dilimizdeki Arapça kelimelerinin yanlış kullanımı hakkında bile bilgi vermesi yönüyle de okuyucuyu şaşırtacak niteliktedir.

“Talebeler demeyeceksin, çünkü talebe zaten çoğuldur, ‘talib’in çoğuludur.” (s.125)  

Oğuz Atay ülkesini çok iyi tanıyor. Çünkü insanların nabzını tutmak, bilimin önemini ve ilerleyebilmesi için çaba sarf etmek başlı başına bir yazarın işi değildir. Aynı zamanda düşünür olmak ve sosyolog olma becerisi barındırması gerekir. Bilim adamlarımızın istedikleri çalışmayı yapa dursunlar, eğer zihinlerinin en ufak bir köşesinde açlık korkusu var ise veya meslektaşlarının ayağını kaydırmaya çalışıyorlar ise burada bilimden söz edilemez. Bu düşünceleri benimsemiş olan Atay, şanslı ki Mustafa İnan’dan öğrenebilmiştir. “Bak beni öldükten sonra bile övüyorlar bu yüzden. insan insanın kurdu olmadığı için övüyorlar.” (s.263)

Thomas Hobbes’a gönderme yapan yazarımız, Homo Homini Lupus ifadesini Hobbes’a göre daha farklı bir yorumlama yöntemine gitmiş. Hobbes, insan doğasının gereği olarak gördüğü hırs, savaş, kin, alaşağı etme gibi dürtülerin insani özde var olduğuna inanır ve kaçınılmaz olduğunu düşünür. Atay’ın buradaki kullanımı ise her ne kadar kötülük ile bulanmış insan oğlu özünde temizdir. Dolayısıyla bundan vazgeçtiği takdirde gerçek iyilik ortaya çıkar ve unutulmaz.

 

Adana ve Kaç Kaç Olayı

Öncelikle roman bizi gerçekliğin en çarpıcı olayından Fuzuli’nin tahayyül dolu beyitlerine, bilimin ve akademisyenin zorlukluklarına kadar farklı gezintilere çıkardığını söyleyebiliriz. Mustafa İnan’ın çocukluğunun zorluğunu vurgulamak ve 1920’nin kara günü diye tabir edilen Kaç-Kaç olayından bahsetmek, Tarihin gerçekliğinden kopmamanın kanıtıdır. Atay bunu bile isteye yapıyor. Çünkü okuyucusunu zihinsel bir uyanışa itiyor. 1920’de Adana halkı Ermeni ve Fransızların zulmünden kaçıyor. Bu kaçır Kaç Kaç olayı adını alıyor ve Mustafa İnan’ın daha ufakken annesiyle verdiği mücadeleli günlere dikkat çekiliyor. “Çocukların sokaklarda kaşuşacakları, çocukluklarını yaşayacakları günler değildi.” (s.27)

 

Şive-Saflık ilişkisi: 

kitabın sonlarına yaklaşmaya başlıyorken Mustafa İnan’ın şivesini korumak istediğini öğreniyoruz. Atay’a ve İnan’a göre bu şive-saflık ilişkisi şöyle bir ortaklıkta buluşuyor: genç öğrenci Mustafa İnan’ın ilgisini çekmesinin nedeni şivesidir. Onda saflığı görmüş ve yozlaşma izlerini bulamayarak belki de sevinmişti. Çünkü özünden kopmamak, geleneğine sahip çıkmak İnan’a göre çok önemliydi. Atay’a göre ise durum Mustafa İnan gibi saf bilim adamlarının daha çok görev ve sorumluluklar edinsinler istiyordu. İyiliği ve doğruyu saflığın, temizliğin kurtarabileceğine inanan Oğuz Atay bu bakımdan şive-saflık ilişkisini bir metafora dönüştürmüştür.

 Sonuç

Şiir de matematik düzen, insan zihninin tembelliği, içgüdü bastırılmasıyla aklın gelişimi, Kızılderili soykırımı öğretmen eleştirisine kadar geniş yelpazeye sahiptir. Sayısız önemli ve geliştirici notlar vardır. Genç bir öğrencinin Mustafa İnan’ın dikkatini çekmesi ile başlayan macera (ki bu öğrencinin kendi gibi olan şivesinden kaynaklıdır.) son bölümlerde büyük şehrin saf ve temiz insanları yutmasından dem vuruluyor ve “kendin olma”nın önemi anlatılarak kitap son buluyor. Roman  Bir Bilim Adamının Romanı’nı yazmaya çalışırken bitiyor. Burada Atay’ın kurgu özelliğini, gene Tutunamayanlar’da olan yoğunluk kadar olmasa dahi dikkat çektiğini görüyoruz. Romanın okuyucusuna katmak istediği temel değer iyilik algısıdır. Romanın mesleki ahlaka karşı hassasiyeti her bölümde hissedilir. Mustafa İnan’ın değerini ortaya koymak, insanı insan yapan özellikleri ortaya koymaktır. Mustafa İnan’ı unutmamak ve unutturmamak adına yazılmış olan eser, peşinde birçok gayelere hizmet etmektedir. Romanın çok yönlülüğü okuyucusuna bilgilendirici olmaktan çok yol gösterici bir hal almıştır. İnan gibi saflıktan ve kendi özümüzden kaçmadan ileri bakmak, bilime bakmak, bu toprakların en büyük eksiği ve en büyük ihtiyacıdır.

Oğuz Atay bir kitaba çok şey sığdırmış, belki de bunun tek sebebi Mustafa İnan’dır.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin