Farklı Suçlar, Aynı Ceza: Suç ve Ceza İncelemesi

Yazarın Diğer Yazıları

Dilbilim ve Edebiyatın buluştuğu film: Deli ve Dâhi

Deli ve Dâhi (The Professor and the Madman), yönetmenliğini Farhad Safinia’nın yaptığı ve Simon Winchester’ın 1998 yılında yayımladığı The Surgeon of Crowthorne isimli kitabından...

Yeni Tarihselci Söylem Işığında: Charlotte Gilman’ın “Sarı Duvar Kağıdı” Hikayesi

Yeni Tarihselcilik Hakkında Kısa Bilgi Yeni Eleştiri, Arketipsel Eleştirisi ve Yapısökümcülük teorilerinin apolitik ve tarihçi yaklaşımlarının aksine; Yeni Tarihselcilik, edebi eseri analiz ederken eser...

Distopik Bir Roman olarak Damızlık Kızın Öyküsü

   Romanın distopik özelleriklerini analiz etmeye başlamadan önce “ütopya” ve “distopya” kelimelerinin tanımlamalarının yanı sıra bu iki edebiyatın temel unsurlarını da açıklamak faydalı olabilir....

Kısa Bir İnceleme: Rönesans İngiliz Edebiyatını Nasıl Etkiledi?

Rönesans’ın İngiliz Edebiyatı üzerindeki etkilerine bakmadan önce bu edebiyatın Rönesans’tan hemen önce ne gibi özelliklere sahip olduğuna bakmak gerekir. Her ne kadar dönemleri kesin...
Büşra Polat
Büşra Polat
"Most people are nothing but pawns on a chessboard led by an unknown hand."

Dostoyevski’nin 1866 yılında yazdığı Suç ve Ceza romanı kendinden açıklayıcı bir isme sahip. En basit cümlelerle anlatmak gerekirse, romanın baş karakteri bir suç işliyor ve cezasını çekiyor. Elbette ne olay örgüsü ne de verilmek istenen mesaj bu kadar tek düze. Roman her ne kadar tek bir karakterin yaşantılarına ve eylemlerine odaklanıyor olsa da, romandaki diğer karakterler de en az baş karakter Raskolnikov kadar önem teşkil etmekte. Raskolnikov’un etrafındaki insanlarla olan ilişkileri onun hakkında çok fazla şey ortaya koyuyor. Ailesine ve özellikle sevdiceği Sonya’ya olan davranışlarından da anlaşılıyor ki, Raskolnikov aslında varlıklarını kendine bile itiraf edemediği birçok duyguya sahip.

Romanın bir diğer karakteri olan Svidrigailov da aynı şeylerden muzdarip aslında. Bu iki karakterin kaderleri oldukça benziyor. Suç, aşk, kararsızlıklar, karışık duygular ve ceza… İlk bakışta pek de karmaşık olarak görünmeyen bu iki karakter, psikolojik olarak çok fazla baskı altındalar. Kitapta, zihnine Raskolnikov’unki kadar derinlemesine girdiğimiz tek karakter Svidrigailov oluyor. Ortak ve farklı oldukları yönleri ayrı ayrı incelemektense, bağlantılı olarak gözden geçirmek karşılaştırma yapabilmek açısından daha yararlı olacaktır. Her iki karakter de yapmamaları gereken bazı şeyler yapıyorlar. Raskolnikov kendi kendini kahraman ilan edip durumu kötü olanlar adına adaleti sağlayabileceğini düşünerek tefeci bir kadını öldürüyor. Maalesef sadece bununla da kalmıyor, olay anında eve gelen tefecinin kız kardeşi Lizaveta’yı da planda olmamasına rağmen öldürüyor. Svidrigailov’a bakacak olursak aslında okura kanıtlanmış bir suçu olmadığı görülüyor. Hakkında çıkmış birkaç dedikodu dışında kitapta direkt olarak aktarılan büyük bir suçu yok. Karısının ve bir kölenin ölümünde ve genç bir kızın intiharında Svidrigailov’un da bir parmağı olduğu diğer karakterler tarafından ima ediliyor. Ancak hepsi söylenti olduğu için okur Svidrigailov’u hiçbir zaman kesin bir şekilde suçlayamıyor. Bunların dışında kitapta doğrudan anlatılan tek durum Svidrigailov’un Dunya’ya karşı olan davranışları. Dunya’ya olan takıntısı rüşvet, şantaj ve şiddet gibi yollara başvurmasına sebep oluyor. Svidrigailov her ne kadar nihilist bir insan olsa da, Dunya’ya olan aşkı yaşamına devam etmesini sağlayan tek güç olarak gösteriliyor. Svidrigailov, Dunya’ya karşı olan hisleri takıntı olarak adlandırılabilse de, hayatlarının bir noktasında iki karakter de karşı cinse ilgi duyuyorlar ve bu onlar için bir dönüm noktası oluyor. Raskolnikov’un Sonya ve Svidrigailov’un Dunya ile olan ilişkisi bu karakterilerin okuyucuya daha anlaşılabilir hâle gelmelerine yardımcı oluyor. Kitabın ortalarından sonlarına kadar olan bölümde Raskolnikov hayatında önceden nispeten önemsiz olarak değerlendirdiği bu duygu sayesinde kendini keşfediyor denebilir. Sonya’nın onda yarattığı ruhsal değişiklikler, cezasını çektiği zorlu süreçte ona yardımcı oluyor. Svidrigailov için ise Dunya ile olan karşılaşması bir dönüm noktası oluyor. Nitekim, Dunya’nın onu sevebileceğine dair umutlarını kaybettiği an hayatta kalması için tek gerekçesini de kaybetmiş oluyor.

Toplum içinde kendilerine yer bulamamış olmaları hem psikolojik hem de fiziksel sorunlara yol açıyor. İşledikleri günahlardan arınmak için ikisi de zihinsel ve bedensel olarak acı verici bir süreçten geçiyorlar. Bu zorlu yolculukları her ne kadar benzer olsa da, vardıkları yer birbirinden tamamen farklı. Raskolnikov, vicdanına karşı verdiği savaşa yenik düşerek suçunu polise itiraf ediyor. Bu onun için en iyi senaryo çünkü Sonya’ya olan aşkıyla yeniden yaşama bağlanıyor ve geleceğini yeniden planlamaya başlıyor. Ancak sevgi konusunda Raskolnikov kadar şanslı olamayan Svidrigailov, bu bitişin diğer bir senaryosunu gösteriyor ve yaşamak için hiçbir amacı kalmadığını düşünerek intihar ediyor. Yaşadıkları her ne kadar benzer olsa da dünyaya bakış açılarının oldukça farklı olması sebebiyle bu iki karakterin hikayesi başka başka sonuçlanıyor.

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...